Padişahım Çok Yaşa 8 Bölüm Bülbülün Çektiği Dilinin Belasıdır
PADİŞAHIM ÇOK YAŞA- 8. BÖLÜM- BÜLBÜLÜN ÇEKTİĞİ DİLİNİN BELASIDIR.
20 Mayıs 1878’de Çırağan Sarayı, Ali Suavi ve beraberindeki 500 insan tarafından basılmıştı. ( Bazı tarihçiler bu sayının 250, bazıları da 150 olduğunu yazarlar. )
Baskıncılar öncelikle sarayın muhafızlarını etkisiz hale getirmiş, daha sonra ikinci kata çıkmışlar ve giyinik, hazır bir şekilde bekleyen V. Murat’ın bir koluna Ali Suavi, diğer koluna Nişli Salih adındaki yoldaşı girerek aşağı indirmeye çalışmışlardır.
Ancak, çeşitli kaynaklar her ne kadar V. Murat’ın saraydan kaçmaya hazır olduğunu yazsalar da ortada bir terslik vardır zira V. Murat daha sarayın üst katından alt katına inmeden Beşiktaş Muhafızı Hasan Ağa yetişmiştir bayağı kalabalık ve silahlı bir asker grubuyla.
Hasan Ağa’nın bu kadar kısa sürede yetişebilmesi için adeta Ali Suavi ile birlikte saraya girmesi gerekirdi. Böyle bir şey olmadığına göre bence V. Murat Saraydan çıkma konusunda direnmiş olmalıdır ki böyle bir gecikme olsun.( Yani korkup saraydan dışarı çıkmak istememiş olmalıdır. )
Derken efendim alelacele Çırağan Sarayına gelen Beşiktaş Muhafızı Hasan Ağa, önce kapılara asker dizdi. Sonra üst kata çıktı ve Ali Suavi ile burun buruna geldi. Ali Suavi elindeki Revolver tabancayı Hasan Ağa’nın göğsüne doğrulttuğu anda Hasan Ağa, elindeki sopayı Ali Suavi’nin başına vurdu ve onu öldürdü. Hemen o anda çıkan çatışmada Ali Suavi’nin yoldaşlarından Nişli Sâlih, Arnavut Sâlih, Hacı Ahmed ve Molla Mustafa dahil 23 yoldaşı daha öldürüldü.
İşin aslı, Ali Suavi aslında bülbül misali dilinin belasını çekmişti. Eğer Basiret Gazetesinde adeta herkesin gözünün içine sokmasaydı yapacaklarını, II. Abdülhamit’i huylandırıp Çırağan Sarayını her zamankinden daha sıkı koruma altına aldırmasaydı zayıf ihtimal de olsa belki başarılı olurdu.
Gelelim Hasan Ağa’ya: Beşiktaş Muhafızı Hasan Ağa, kendisine müthiş bir kahramanlık payesi çıkararak bakın olayı nasıl anlattı zamanın gazetelerine:
''Saray civarında bir berber dükkânında tıraş oluyordum. Birdenbire bir gürültü işittim. Ne olduğunu anlamak için hemen dükkândan çıkarak saraya doğru ilerledim. O taraftan gelen bir adama tesadüf ettim. Sarayı muhacirlerin bastığını öğrendim. Aklım başımdan gitti. Koşmaya başladım.
Yolda rastladığım silahsız bir zaptiyeyi de yanıma aldım. Saray kapısına vardım. Silahsız olduğum için kapıda duran kapıcının elindeki sopayı kaptım, içeri daldım. Avluda kimseyi göremedim.
Harem tarafından kadın çığlıkları, 'Sultan Murat, çok yaşa' diye bağrışmalar geliyordu. O tarafa atıldım.
Muhacirler, Murat Efendi'yi ortalarına almışlar, karma karışık bağırıyorlar ve onu selamlık tarafına doğru sürüklüyorlardı. Bu arada muhacirlerin içinden, kâtip kıyafetinde bir adam ayrılarak üstüme atılmak istedi.
Elindeki revolveri göğsüme çevirdi. Elimdeki sopayı şiddetle başına indirdim. Bu adamı, bir darbede cansız olarak yere serdim. Bu sefer de gene o kıyafette bir adam üstüme atıldı. Fakat ikinci sopa darbesinde o da yere yuvarlandı.
Sultan II. Abdülhamit elbette ki bu baskını sadece silahsız olan Hasan Ağa ve silahsız bir erin önlediğine, 23 İsyancıyı bu iki silahsız muhafızın öldürdüğüne inanmadı ama yine de Beşiktaş Muhafızı Hasan Ağayı bu üstün hizmetinden dolayı vezirlikle ödüllendirdi ve Beşiktaş Muhafızı Hasan Ağa, oldu 7-8 Hasan Paşa. ( Efendim, rivayete göre okuma yazması yokmuş Hasan paşanın imzasını da Arap harfleriyle 7 ve 8 olarak attığından kendisine 7-8 Hasan Paşa derlermiş. Ben rivayet edenlerin yalancısıyım. )
Peki yorgan gitti kavga bitti mi?
Ne gezer efendim.
Bu olaydan sonra II. Abdülhamit, ağabeyi V. Murat’ı ve maiyetini Çırağan Sarayı arazisi içindeki Malta Köşkünde yaşamaya mecbur bıraktı. Ağabeyi bundan böyle koca bir sarayda değil daha küçük bir köşkte yaşayacaktı.
Bilmem farkında mısınız değerli okurlar? II. Abdülhamit eğer ağabeyi Murat’ı öldürtseydi ne kendisi ne de Osmanlı Devleti bu sıkıntıların hiç birini yaşamayacaktı. Ama o ne yaptı? 28 Mayıs 1878’de kendisine ‘’Artık Sultan Murad’ın çaresine bakmalı ( yani onu ortadan kaldırmalı ) diyen sadrazam Sadrazam Mehmet Sadık Paşayı sadrazamlıktan aldı. Yerine getirdiği Mütercim Rüştü Paşa da aynı minvalde sözler edince 4 Haziran 1878’de onu da görevden aldı.
II. Abdülhamit, ağabeyine karşı bu derece merhametli olmasına rağmen V. Murat yine Cleanti Schalieri ile temas kurdu ve ona ‘’ Bu Malta Köşkü mezarım olmadan beni kurtarın.’’ Dedi.
Daha önceki Abdülhamit’i Saraydan kaçırma operasyonlarında başarısız olup Atina’ya kaçmış olan ve burada Nakşibend Kalfa ile yaşamaya başlayan Schalieri, II. Abdülhamit’e hitaben bir bildiri kaleme aldı, Beyoğlu’nda yayında olan Eastren Express adlı bir gazeteye gönderdi ve gazetenin müdürü Whitaker’i tehdit etti bu bildiriyi yayınlamazsa başına geleceklerden sorumlu olmayacağı ile ilgili.
Whitaker, durumu Mabeyn Müşiri Said Paşa’ya bildirdi, Said Paşa da ‘’ Bildiriyi yayınla ‘’ dedi.
Bildiri yayınlanınca Said Paşa kendisine gönderilen nüshayı aldığı gibi II. Abdülhamit’in huzuruna çıktı. Bu olağanüstü(!) hizmetinden dolayı taltif bekliyordu.
Padişah önce Whitaker’i huzuruna çağırıp onu bizzat kendisi sorguya çekti ve ilk olarak bu gazeteyi kapattı. Sonra, taltif bekleyen Said Paşa’yı Anadolu içlerine sürdü zira onun da olayda parmağı olduğunu düşünüyordu.
Daha sonra ağabeyi V. Murat’ı tekrar Çırağan Sarayına naklettirdi ve son olarak da yeni bir Çırağan Baskınına hazırlandıkları duyumunu aldığı için Schalieri- Aziz Bey Komitesinin tamamen ele geçirilip tutuklanmasını emretti ama Aziz Bey’in İstanbul Cerrahpaşa’daki evinde toplanmış olan komiteye 8 Temmuz 1878’de baskın yapan Zaptiye Nazırı Mehmet Akif Paşa, Cleanti, Nakşibent Kalfa, Ali Şefkati Bey, Aziz Bey, Dr.Âgâh Bey haricindeki komite üyelerini tutukladılar. ( İsmini saydıklarım yurt dışına kaçmışlardı. )
Daha sonra kurulan mahkemede gıyaplarında yargılanan Cleanti Scalieri, Aziz Bey, Nakşibend Kalfa, Ali Şefkati Bey ve Dr. Âgâh Efendi, idam cezasına çarptırıldı ama II. Abdülhamit, suçlulara gıyaplarında bile olsa idam cezası verilmesini istemedi ve hepsinin cezası yine gıyaplarında on beş yıl hapis cezasına indirildi. Ancak?
Ancak II. Abdülhamit’in Atina’ya kaçmış olan Cleanti Scalieri ile ilgili çok önemli bir sıkıntısı vardı: Epeydir peşinde olduğu ''Maslak Kararnamesi'' metninin Cleanti Scalieri’nin elinde olduğunu düşünüyordu. Eğer bu doğruysa Cleanti Scalieri daha çok başını ağırtabilirdi.
Şimdi eminim bilmeyenler ( Ki bilenin fazla olduğunu sanmıyorum.) ‘’ Haydaaa, şimdi bir de Maslak Kararnamesi mi çıktı? O da ne ki?’’ demişlerdir.
Onu da gelecek bölümde açıklayalım ve devam edelim
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.