Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
Altın Üye
17.06.2026 · 24 · 0 · Tahmini 3 dk okuma
PDF olarak indir

“Minder 1” yazısını çevrimdışı oku.

İndir
(0 oy)

Minder 1

Minder 1

Boğulur a benim nazlı ahum, seni kaybetme düşüncesinin yek lahzası, seni benden alacakları korkusunun bir anı bile ömrümün gerisini sürgünlere yolladı, beni yaşayan bir ölüye çevirdi. Bir bilsen kaç zamandır, yollarda, sığındığımız bu yabancı damların altında nasıl bir ahuzardayım. Lakin biliyordum Zümre'm, beni bu yalan dünyada tek başıma terk etmez; beni hem öksüz hem de yetim koyup gitmezsin.

Şakiro, Zümre’nin gözlerinden boşanan sırma ırmakları nasırlı avuçlarıyla, sanki kutsal bir emanete dokunur gibi kibarca sildi. Parmakları tenine her değdiğinde, odanın o kasvetli havası dağılıyor, sanki dünyaya yeniden bir can üfleniyordu. Ölsek bir, kalsak bir... dedi; ipekten farksız, yollarda rüzgardan kırılmış ama kokusundan hiçbir şey kaybetmemiş tel tel dökülen eşinin saçlarını büyük bir hürmetle, adeta ibadet eder gibi okşadı.

O sırada şafak söküyor, vaktin en mukaddes demi, gecenin tüm karanlığını yırtarak odaya doluyordu. Sabah müezzini, bütün ademiyetini, fani bedenini ve dünya ağırlıklarını minarenin taş basamaklarında bırakarak, gönlünü İsrafil’in suruna ekledi ve ezan-ı şerifi okumaya başladı: Allahu Ekber, Allahu Ekber...

Minareden yükselen o ilahi nidanın her kelimesinde, her harfinde, sanki Zümre’nin narin vücudunu günlerdir esir alan, onu eriten o kara humma illeti yavaş yavaş terk ediyordu. Ölümün o soğuk, gölgeli ve mor rengi, ezanın odanın içine sızan nurlu aydınlığıyla eriyip gidiyordu. Zümre’nin yüzüne bir canlılık, dudaklarına bir kan geliyordu. Şakiro, yedi gecelik o karanlık çilehanesinden, ömrünün en büyük imtihanından bir aslan heybetiyle doğruldu; kalbini, bedenini ve tüm ruhunu Kâbe-i Şerif’e çevirdi. Avuçlarını göğe açıp, Ya Rabbi, niyet ettim senin rızan için, Zümre'mi bana bağışladığın için şükür namazı kılmaya... diyerek, cihanı, arkalarında bıraktıkları o acı dolu geçmişi arkasında bırakan o azametli tekbiri getirdi: Allahu Ekber!

Kıyamda uzun uzun okudu dualarını; her ayette, her surede yüreğindeki sızıyı, çektikleri o büyük hicreti Rabbine arz etti. Rükusunu ve secdesini, sanki bu fani dünyada son bir kere yapıyormuşçasına, bir daha bu dünyaya uyanmayacakmış gibi, nefes almayı unuturcasına uzattıkça uzattı. Alnı secdede erirken, odadaki zaman ve mekân büsbütün çekildi; ne kaçtıkları köyler kaldı, ne peşlerindeki gölgeler...

Önce sağa, sonra sola selam verdikten sonra, Şakiro’nun yaşlı gözleri, yatağın kenarına ansızın ve cansız bir şekilde düşmüş olan Zümre’nin ellerine odaklandı. O az önce sıcaklığını hissettiği, gözyaşlarını silen ak gülistan eller, artık bütünüyle hareketsiz, bütünüyle dertsizdi. Zümre, son nefesini eşinin şükür tekbiriyle vermiş, ruhunu o mukaddes ezanın kanatlarında teslim etmişti.

Şakiro, uzun uzun baktı o can parçasına. Ne bir feryat koptu dudaklarından ne de bir isyan yükseldi. Göğsündeki o amansız sızı nihayete erdi, yüzüne dünyalara bedel dervişane bir sükûnet, bir teslimiyet yayıldı. Doğruldu, seccadenin üzerinde dizleri üstüne çöktü ve son duasını fısıldadı: Ya Rab, ben senin aciz bir kulunum, sen ise benim Yüce Rabbimsin. Sen şahitsin; ben Zümre’me bu yola çıkarken, yaşamımızda da ecelimizde de birlikte olacağız, bizi hiçbir fani güç ayıramayacak dedim. Sözüm sözdür, ahdim ahittir. Şimdi sen emanetini aldın ya Rabbi... Ben Zümre’siz, Zümre’mi bensiz koma... Benim de ruhumu onun yanına eyle.

Şakiro bu kelamı der demez, odanın tahta kapısı tarifsiz, göz kamaştırıcı bir aydınlıkla yavaşça aralandı. Beyazlar içinde, yüzünde ötelerin, ebedi cennetlerin o kutsal huzuruyla Zümre kapının eşiğinde belirdi. Gözleri yine o Norşin yolundaki, o ilk günkü gibi ışıl ışıldı; elini kocasına doğru uzattı ve sadece, Hadi gel, beyim... dedi.

Şakiro, seccadenin üzerinde diz çökmüş duran fani cesedini, o aslan heybetli bedenini ve dünyanın tüm yükünü, acısını, dertlerini orada, öylece bıraktı. Ruhunun o en hafif, en hür, en aşık haliyle doğrulup Zümre’sinin nurdan elini tuttu. Bir daha hiç ayrılmamak, ölümün, hasretin ve törenin adını bir daha asırlar boyu anmamak üzere; o soğuk suları, aşılmaz karlı dağları, uçsuz bucaksız ovaları bir nefeste, bir kuş hafifliğiyle aşarak, asıl vatanlarının, ebedi evlerinin yolunu tuttular.



Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Minder 1

Minder 1

ömer altun ömer altun