Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Fatma Sorkun Anam

Fatma Sorkun Anam

Bir gün o beklenen saatler geliyor. Alacaklı; Sen, ben, o, şu, bu hepimizden alacağını alıp, yükünü tutup, götüreceğini sırtlayıp, gidiyor. Anam son yıllarında çocukluğunu anlatır olmuştu. Anasının kardeşi, yani dayısını, Sandı köyünde hacının oğlu olarak bilinen ve bu köyde aynı adla çağrılan, babaları bir, anaları ayrı kardeşini ziyarete gittiği zamanlarda, evlerinin köydeki girişlerinin alt katlarında mutfak olarak kullandıkları odanın ocaklığındaki, küllerle örtülü korları meydana çıkarıp, bu korların üzerine çalı çırpılar atarak, ocağın üzerine eğilip üfleye üfleye ateşi güçlendirdikten sonra, yanan ateşin üzerine, ocağın iç duvarında dayalı sac ayağını koyup, sacayağının üzerinede kara tavayı sürüp, çarçabuk tavanın içine tahta kaşıkla evin üst kattaki odalarına çıkılan merdivenin, köylüler bu merdivenlere eşik der, eşik altındaki kuyu şekline getirilmiş, köylerde o yıllarda elektrik yoktur, tüm köylüler; yoğurt, yağ vs. leri, evin içindeki üst katlara çıkılan merdiven altlarına derince çukurlar açar, açılan bu çukur serin olduğundan, bu tür yiyecekleri saklar, daha uzun süreler bozulmamalarını sağlarlardı. Uyutulup çalınan (Mayalanan) yoğurtların ve tereyağların koyulduğu, günlük yemek ihtiyaçları için kullanılan yağ körüklerinin birinden yeterli miktardaki tuzlu tereyağından koyup, ocaktaki canlardığı ateşin üzerindeki tava üzerinde tereyağının erimesiyle, Anasının tahıl ambarın içindeki buğdayların arasına sakladığı yumurtalardan alarak, Kıtlığımı var?, köyde tavuk dolu ama neye saklanırdı bilmem. Kendi anlattığı şekilde yazıyorum, hızlı bir şekilde bu yumurtaları tavaya kırıp, pişirdikten sonra çabucak yediğini, Anası gelmeden mutfağın pencerelerini açarak, yumurta ve tereyağ kokusunu çıkardığını ama Ebemin kardeşinden dönüp pencere açılarak çıkarıldığı düşünülen tereyağ kokusunu yinede almasıyla, Anamın suçu küçük kardeşi Emiş teyzemin üzerine attığını, defalarca, defalarca anlatmış ve her defasında yeni duyuyormuşcasına dinleyerek, Anama ilk defa anlatıyor hissini yaşatmıştım. O yıllarda yoklukların, kıtlıkların bol olduğu zamanlar olarak, her şey saklanır, idareli kullanılırdı. 85 yaş bir nefes gibi gelip geçti. 2008/14 Ekim'nin saat 17,00 lerinde Babam tüm kardeşler, hepimizi lades etmişcesine, Sonbahar'da sarı yaprakların rüzgarların önünde ora bura sürüklenişlerini andırırcasına, hayatımızdan kopmuş, ebediyete intikal etmişti. Bu gidişiyle 2017 lere kadar geçen sürelerde aklımıza her gelişinde kuytu bir yerlerde oturduğumuz yalnızlıklarımızda özlemlerimiz kabarır, taşkınlaşır, Babamın eksikliğini duyar hüzünlenirdik. Zormuş ata yokluğu; ne kadar büyüsek, koca koca adamlar olsakta onlara hayatlarımızda her daim, her zaman ihtiyaçlarımız varmış. Mavi mavi düşler kurar, yemyeşil çimenler üzerinde dolaşılan yer sanırdık Dünya'yı. Bilinmiyor, bilemiyormuşuz. Taki, kayıplarına, yitmişliklerine kadar. Hayat bizi Bozkır/Kayacık köyünden, nere olduğunu bilmediğimiz yerlere alıp götürürken, o köyümüzden ayrılışla, çok koyu, derin ürpertileride, hepimizin yüreklerinde hissettirmiş, bir bilinmeye gidişin, ortak ürkü ve korkularını yaşamıştık. Babasının malını, melalını, tarlasını, bağını, bahçesini istemediğini, yazılarda çobanlık edip, öküzlerini gütmeyeceğini, çift çubukla uğraşmayacağını söyleyerek, Dedeme ilk isyanını başlatan Babam, Ebem tarafı akrabalarının yardımıyla, İvriz köy öğretmen okulu imtiahanlarına girerek, bu imtihanlarda başarılı olarak, okuma hakkı elde eder. Bu okuldan köy öğretmeni olarak mezun olur. Bu mezun oluşla, hemen çocuk yaşlarda komşu köyleri Sandı'dan Kerimoğlu Apdullah kızı Fatma Özkan'la izdivaçlarını yaparlar. Babalarının Kayacık köyünün Darı Yeri olarak adlandırılan üzüm bağlarının olduğu yerde, bağ komşulukları olduğu için tanışıklıkları vardır. Hayat bizleri yaşadıkça bir yerlere sürükler, oralarda yol aldırır. Her şeylerin bir bitimi, bir sonu vardır. Konya/Bozkır-Sorkun'lu Sait oğlu, Öğretmen Kemâl Sorkun eşi, Anam Fatma SORKUN 3/Kasım-2017 tarihinde, geçirdiği bir rahatsızlıktan dolayı biz evlatları tarafından Konya Başkent Hastanesine getirildi. Şu anda 6/Kasım-2017 Pazartesi gününden bu yana bu hastanenin yoğun bakım ünitesinde denetim ve gözetim altında tutulmaktadır. Kayacık köyünden Dayımın at arabasının üzerinde bir kaç yatak, yorgan, bir oklava, bir pişirgeç, bir senit, bir tava, bir kaç kap kacakla, 15 km. uzaklıktaki Bozkır'a göç edişimiz dün gibi aklımda. Sanki bizler hayatı hiç yaşanmamış ve sanki bir nefeste çekilip, bitirilip, tüketiverilmiş bu zamanları yetersiz sayıp, daha önümüzde yaşayacak çok günlerimiz var dercesine bekliyoruz, beklemelerdeyiz. Beyne giden damarlarda pıhtı oluşmuş, Anam beyin kılcal damarlarının tıkanıklıkları açılması için serum tedavisi görmekte. Biz Öğretmen Kemâl ve Fatma Sorkun çocukları, gelinleri, kızlarıyla, torunlarıyla, uzaklarda duyan akrabaları ve sevenleriyle, pür dikkat Anam'dan bir iyi haber çıkacağı düşünce ve sanrılarıyla Başkent Hastanesinde beklemelerdeyiz.. Güneş tepelerden iner, ikindi dönüşüp batarken, içinizde bir dem karaları andırır hasret sancılarıyla irkilir, kimsesizliğin, yitmişliğin, garipliğin en koyularını yaşar, sizi sizle bırakıp gidenin gelmeyeceği duygusuyla, gün batımlarını onun yok oluşuyla özdeşleştirir, efkar üstüne efkarlar yaşarsınız. Size ait bir hayat, sizin olan bir ömür yoktur. Varsada komadaki, yoğun bakım hastaları misali; duyarsızlaşırsınız. O özlediğiniz, çok sevdiğiniz, canınız, ciğeriniz; günün inmesi, güneşin batışıyla, dem dem daha çok uzaklara, erişilmeyecek ötelere, tutması mümkün olmayan ıraklıklara gitmiştir. Hayat sanki bir dert yığını, o yetmedi; bitmek tükenmek nedir bilmeyen bir çile, yumağıdır. Bizimde öyleydi hikayemiz; sırt, sırta, omuz, omuza verip, bize ait olduğunu sandığımız, sonra kimsenin olmadığını öğrendiğimiz Dünya'da;. Önce Kayacık Köyümüzden çıkıp, sonra Bozkır ve bu küçücük kentte geçen yıllardan sonra, önümüzde bizleri bir giz gibi saran, korkuların perde perde tüm bedenlerimizde ürpertiler uyaran yolların göründüğü, yolculukların başladığı, gidilen, varılan beldelerde gerilerde bırakılan samimiyetlerden, yabansı kentlerde zor arkadaşlıkların edinildiği, dostluk kurmalarda güçlükler çekilen evreler. Geçen günler ve geçen yıllarla birlikte, ardından yeniden görünen yollar, yollar. Katedilmesi hiç bitmeyen yollar. Küçücüktük, 6 kardeş. Ellerin yaban illerinde, ellerin badanası kireç boyalı evlerinde, Anam yorganımız, Anam suyumuz, aşımız, Anam pazarımız, Anam urbalarımız, Anam sığınağımız, gündüzlerimizden öte, gecelerimizde ışıldayan, karanlıklar göstermeyen ve hiç sönmeyen, devamlı parlak ışığıyla aydınlatan, bizlere şavkıyıp duran Nova'mız, yıldızımızdı. O yıldız bir daha hiç ışımayacak şekilde hayatımızdan 15/Şubat-2018 tarihinde, gece saat 01,30 sıralarında, Konya Başkent hastanesinden kayıp giderek, ebediyete intikal etti. Öğretmen Kemal Sorkun eşi, Bozkır/Sandı köyünden, Kerimoğlu Apdullah kızı, Ayşe Özkan'dan doğma Fatma (Özkan) Sorkun, aynı gün, vasiyeti üzerine, çocukları tarafından kayınpederi; Sorkunlu Sait Sorkun'un yattığı, Konya Hacıfettah mezarlığına defin edilmiştir. Ana!! nerdesin? ayaz geceler, örtsene üstümü üşüyorum!!..

Şerafettin SORKUN-23/Şubat-2018 Konya'dan

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Fatma Sorkun Anam

Fatma Sorkun Anam

Şerafettin Sorkun Şerafettin Sorkun