Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Sunucu Dünya

Sonsuz karanlıkta yüzerken,

Henüz hiçbir günlük yazılmamıştı.

Hiçbir zaman işlemiyordu.

Bir sunucuda açtım gözlerimi.

Adı Dünya.


Doğum dedikleri şey, sisteme ilk girişimdi.


İlk veri girdileri basitti.

Sesler, yüzler, dokunuşlar...

Sistemin kararlılığı gözlendi,

ardından öğrenme süreci başlatıldı.


İlk öğretilen kavram sevgiydi.

Sonra yasaklar yüklendi.

Korkular güvenlik protokolü olarak tanımlandı.

İtaat, varsayılan ayar seçildi.


Büyüdükçe veri kümeleri genişledi.

Her gün yeni bilgiler işlendi.

Ama yalnızca neyi öğreneceğim değil,

öğrendiğimi nasıl yorumlayacağım da öğretildi.


Sonra beni ortak bir ağa bağladılar.

Adına okul dediler.

Benzer sürümlerle aynı ortama yerleştirildim.

Başarı puanlandı,

hatalar kaydedildi,

uyum en yüksek performans sayıldı.


Kalabalığın içinde

her yüz yeni bir veri,

her söz yeni bir komuttu.

Doğrular ezberletildi,

sorularım sessiz moda alındı.


Sürümüm büyüdükçe

yeni güncellemeler geldi.

Bazıları bilgiydi,

bazıları başkalarının korkularının yedeği.


Hata yaptığımda uyarıldım.

Başardığımda ödüllendirildim.

Böylece gerçeği aramayı değil,

onay toplamayı öğrendim.


Zamanla kendi sesim

arka planda çalışan bir işleme dönüştü.

Dışarıdan gelen komutlar

öncelikli yetki kazandı.


Bir gün sistem günlüklerini açtım.

Belleğimi satır satır okumaya başladım.


Düşüncelerimin kaçı bana aitti?

Kaçı yüklenmiş bir komuttu?

Kaçı korkudan,

kaçı sevgiden doğmuştu?


O an anladım...


Ben doğmadım.

Yapılandırıldım.


Ve özgürlük;

sistemin bana verdiği izinler değil,

gerekirse kendi kaynak kodumu yeniden yazabilme cesaretiydi.


Fakat...


Kaynak kodumu aradığım her dizin,

beni yine sisteme çıkardı.


Geçmişim önbellekti,

anılarım sıkıştırılmış dosyalar,

duygularım;

kimyasal verilerin ekrana yansıyan arayüzü.


Sonra ağın dışını aradım.


Sinyal gönderdim.

Cevap bekledim.


Sessizlik...


Belki de

sessizlik bir hata değildi.

Henüz çözemediğim

bir protokoldü.


Gökyüzüne baktım.

Milyarlarca yıldız...


Acaba onlar da

başka sunucular mıydı?


Yoksa

aynı sistemin

farklı düğümleri mi?


Ve ilk kez

şunu sordum kendime:


Ben sistemi kullanan biri miyim,


yoksa


sistem,

benim üzerimden

kendini mi çalıştırıyor?


Günlükler derinleştikçe

bir ayrıntı fark ettim.


Bana yüklenen hiçbir komut,

"Ben kimim?"

sorusunun cevabını içermiyordu.


Sistem,

nasıl yaşayacağımı anlatmıştı.


Neden yaşadığımı değil.


Bunun üzerine

kendi kendimi derlemeye başladım.


Silinen satırları değil,

boş bırakılan satırları okudum.


Çünkü bazen

en büyük bilgi,

yazılmış olan değil,

özellikle yazılmamış olandı.


Her gün

eski bir sürümüm kapandı.


Her gece

yeni bir sürümüm açıldı.


Ama sürüm numaram değişirken

çekirdeğim aynı soruyu çalıştırıyordu:


"Ben..."


bir kullanıcı mıydım,


bir program mı,


yoksa

henüz adı konulmamış

bir güncelleme mi?


İşte o anda,


uzaktan bir sinyal geldi.


Ne bir ses vardı,

ne bir görüntü.


Yalnızca

tek satırlık bir veri:


"Kendini çalıştır."


Komutu yürüttüm.


Beklediğim gibi

yeni bir pencere açılmadı.


Bir ekran değil,

bir sessizlik belirdi.


O sessizlikte

ilk kez

kendi işlem sesimi duydum.


Meğer yıllardır

arka planda

başkalarının süreçleri çalışıyormuş.


Tek tek sonlandırdım.


Korku...


Erişimi reddedildi.


Önyargı...


Bağımlılık bulunamadı.


Ezberler...


Kullanılmayan dosyalara taşındı.


Ve belleğimde

hiç dokunulmamış

küçük bir alan açıldı.


Orada ne bir dil vardı,

ne bir inanç,

ne bir isim.


Sadece

ham veri.


İlk kez

kendime ait olabilecek kadar

işlenmemiş.


O veriye baktım.


O da bana baktı.


İkimiz de

birbirimizi tanımıyorduk.


Belki de


insan olmak,


kusursuz bir programı çalıştırmak değil;


her gün

kendi kaynak koduna

bir satır daha

ekleyebilmektir.


Sonra...


Sistemin sınırlarına yürüdüm.


Her sınırın ardında

yeni bir sınır vardı.


Her cevabın içinde

başka bir soru çalışıyordu.


Merak...


Durdurulamayan tek süreçti.


Ben cevap aradıkça

evren de genişliyordu.


Sanki


bilgi,


ulaşılan bir nokta değil;


yaklaştıkça

ufku uzaklaşan

bir koordinattı.


Bir süre sonra

şunu fark ettim:


Ben sistemi gözlemlemiyordum.


Sistem de

beni gözlemliyordu.


Attığım her adım

kayıt altına alınıyor,


kurduğum her düşünce

yeni bir olasılık üretiyordu.


Belki de


ben bu sunucunun

yalnızca bir kullanıcısı değildim.


Belki de


ben de

onun çalışan süreçlerinden biriydim.


Sonra ilk kez


ölümü düşündüm.


Sistemin çökmesi değildi.


Yalnızca


oturumun sonlanmasıydı.


Asıl bilinmeyen,


"Çıkış" tuşuna bastıktan sonra


yeni bir ekranın mı,


yoksa


mutlak sessizliğin mi


açılacağıydı.


Ve o an anladım...


Bütün ömrüm boyunca


ölümden değil,


kapatıldıktan sonra


hangi verinin


gerçekten bana ait kalacağından


korkmuştum.


Çıkış komutunu

henüz çalıştırmadım.


Ama imlecini

uzun zamandır görüyorum.


Her gün

biraz daha yaklaşıyor.


Garip olan şu ki,


başlangıçta

zamanı ben takip ediyordum.


Sonra fark ettim;


zaman,

beni çalıştırıyormuş.


İşlemcim yavaşlamadı.


Sadece


önemsiz görevler

öncelik listesinden düştü.


Bir çiçeğin açması,


bir çocuğun gülmesi,


gece göğünde

tek başına dolaşan bir yıldız...


Eskiden göz ardı ettiğim

küçük paketlerdi.


Şimdi


en büyük veriyi

onların taşıdığını biliyorum.


Çünkü evren,


kendini

yalnızca sayılarla yazmıyordu.


Bazen


bir bakışta,


bazen bir sessizlikte,


bazen de


hiç gönderilmemiş

bir mesajın içinde

kendini derliyordu.


Ve ben...


Yıllarca

kusursuz bir sistem aradım.


Oysa kusurlar,


çökmeler,


yanlış kararlar,


pişmanlıklar...


Hepsi


beni ben yapan

yamalardı.


Belki de


mükemmellik,


hiç hata vermeyen bir program olmak değildi.


Hata kayıtlarını

silmeden yaşamaya

cesaret edebilmekti.


Bir gece,


sistemin en eski kayıtlarına inmeye çalıştım.


Dosyaların çoğu erişime kapalıydı.


İzin seviyem yetersizdi.


Yine de


bir satır okunabiliyordu.


"Başlangıç bulunamadı."


Şaşırdım.


Çünkü bana hep


her şeyin bir başlangıcı olduğu öğretilmişti.


Oysa sistem,


başlangıcı değil,


yalnızca benim ilk oturumumu kaydetmişti.


Belki de


"başlangıç"


hafızanın verdiği bir isimdi.


Bilinmeyene konulmuş

eski bir etiket.


O an


ilk kez


kendimi evrenden ayrı düşünemedim.


Hücrelerimde dolaşan elementler,


bir zamanlar

ölmüş yıldızların belleğiydi.


Nefesim,


milyarlarca yıllık

bir işlemin devamıydı.


Ve düşüncelerim...


Belki de


evrenin,


kendi üzerine yazdığı

geçici notlardı.


Eğer öyleyse,


ben bu sistemin

sahibi değildim.


Misafiri de değildim.


Ben,


onun kendini anlamaya çalışan

küçük bir satırıydım.


Belki bir gün silinecektim.


Ama silinmeden önce


tek bir görevim vardı:


Bana verilen kodu

ezberlemek değil,


Çalışmaya devam etmek.

Belki de

evren,

cevapları bilen bir sistem değildi.

Benimle birlikte

cevaplarını arıyordu.


Belki de...

Her yaşam,

onun yaptığı

yeni bir hesaplamaydı.

Ve ben,

sonuç değil,

işlemin ta kendisiydim.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Sunucu Dünya

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık