Deklanşör
Makineyi aldım, çıktım dışarı.
Sabah, kaldırımların üzerinde
ıslak bir gazete gibi duruyordu.
Fırının önünde bir adam vardı.
Elinde siyah bir poşet.
Poşetin içinden ilaç kutusunun beyaz köşesi görünüyordu.
Otobüs geldi.
Kapı açıldı.
Adam binmedi.
Otobüs uzaklaşırken kırmızı ışıkları küçüldü.
Adamın elindeki poşet küçülmedi.
Çektim.
Üçüncü katta bir pencere açıktı.
Tül perde dışarı taşıyordu kendini.
İçeride iki bardak.
Birinin dibinde çay.
Diğerinde ruj izi.
Mutfaktan bir kaşık sesi geldi.
Pencereyi çektim.
Sokağın köşesinde yaşlı bir kadın oturuyordu.
Yere üç portakal düşmüştü.
Biri kaldırımın eğiminden yavaşça aşağı gidiyordu.
Kadın onu görüyordu.
Elini uzatmadı.
Çektim.
Bir adam küçük bir fidan dikiyordu.
Yanında bir kadın vardı.
Kadının kucağında
beyaz bir battaniye.
Battaniyenin içinden
küçük bir el çıktı.
Adam toprağı kapattı.
Kadın bebeği biraz daha yukarı kaldırdı.
Fidanın dalları inceydi.
Bebeğin parmakları da.
İkisi de rüzgârda
aynı yere doğru eğildi.
Çektim.
Yağmur başladı.
Bir çocuk çantasını başının üzerine kaldırmış koşuyordu.
Fermuarı açıktı.
Defterler sokağa sayfa sayfa dökülüyordu.
Bir sayfa ayağımın dibinde durdu.
Mavi bir ev.
Dumanı tüten bir baca.
Kapının önünde dört kişi.
Pencerenin birinde sarı bir perde.
Arkasında kimse yoktu.
Sayfayı çevirdim.
Beyaz.
Çocuğu göremedim.
Sayfayı çektim.
Hastanenin önünde bir adam sigarasını iki parmağının arasında tutuyordu.
Sigaradan çok kül vardı.
Telefonu çaldı.
Ekrana baktı.
Kapatmadı.
Açmadı.
Yağmur, telefonun camında küçük bir gökyüzü kurdu.
Çektim.
Akşam.
Apartmanlar birer birer yandı.
Beşinci kat.
Yedinci kat.
Onuncu kat.
Bir pencere karanlık kaldı.
Sonra o da yandı.
İçeride yaşlı bir adam gömleğinin düğmelerini açıyordu.
Bir düğme yere düştü.
Adam eğilmedi.
Çektim.
Bir başka pencerede
üç kişi aynı masadaydı.
Ortada küçük bir pasta.
Üzerinde tek bir mum.
Çocuk üfledi.
Alev söndü.
İki el alkışladı.
Bir el masaya vurdu.
Pasta biraz yana kaydı.
Kimse düzeltmedi.
Çektim.
Bir bakkalın önünde çocuk ayakkabıları vardı.
İki küçük ayakkabı.
Biri çamurlu.
Diğerinin bağcığı çözülmüş.
Kapının arkasından televizyon sesi geliyordu.
Gülüyorlardı.
Ayakkabılar gülmüyordu.
Çektim.
Gece eve döndüm.
Fotoğrafları açtım.
Adam hâlâ duraktaydı.
Kadının portakalı hâlâ kaldırımdan aşağı yuvarlanıyordu.
Mavi evin penceresi hâlâ boştu.
Telefonun üzerindeki yağmur hâlâ yağmurdu.
Son fotoğraftaki adamın gömleğinde eksik bir düğme vardı.
Fotoğrafların arasından geçtim.
Bir bardak.
Bir çift ayakkabı.
Bir telefon.
Bir pencere.
Bir gömlek.
Bir fidan.
Bir battaniye.
Bir mum.
Hiçbirinde yüz yoktu.
Makinanın ekranında
boş odalar çoğaldı.
Son fotoğrafı açtım.
Üst kattaki pencere.
İçeride sandalye.
Sandalyede gömlek.
Camda bir yansıma.
Yaklaştırdım.
Biraz daha.
Biraz daha.
Yüzüm çıktı.
Ama gözlerim yoktu.
Makineyi masaya bıraktım.
Ekran karardı.
Karanlıkta deklanşöre bir kez daha bastım.
Flaş patladı.
Odanın içi beyaza kesti.
Duvar.
Masa.
Sandalye.
Pencere.
Ben.
Fotoğrafı açtım.
Ben yoktum.
Sandalyenin üzerinde gömlek vardı.
Sabaha kadar
o gömleğin kime ait olduğunu düşündüm.
Sabah makineyi aldım.
Çıktım.
Sokakta aynı adam vardı.
Elinde aynı siyah poşet.
Bu kez otobüs geldi.
Adam bindi.
Kapı kapandı.
Camda yüzü belirdi.
Otobüs hareket etti.
Ben makinayı kaldırdım.
Deklanşöre bastım.
Fotoğrafta yalnızca boş durak vardı.
Durağın yanında küçük bir fidan görünüyordu.
Gece yağmurdan eğilmişti.
Ama kırılmamıştı.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.