Kömür Odası
Işık kendi derisini yüzüyor dağların ardında,
Geriye sadece etekleri yanmış bir gölge kalıyor.
Kuyunun dibinde unuttuğumuz o paslı ayna,
Yüzümüzü değil, içimizde biriken karanlığı yalıyor.
Ateş, kendi külünü yutan dilsiz bir hayvan;
Yalvardıkça üşüyen, sustukça harlanan o kemik.
Yarılan suların arasında donup kalan o rüzgâr,
Korkunun alnına kazınmış o tek gecelik çentik.
Gömleklerin kokusu çekildi sokakların damarından,
Teraziler artık sadece göğsümüzdeki o ağır sızıyı tartıyor.
Demir kapıların arkasında bekleyen o beyaz sükût,
Zamanı, bir karıncanın ayak izleriyle haritalandırıyor.
Kuşların kanadında taşınan o yarım kalmış hece,
Bir tufanın ağzında sallanan çürük tahta palamar...
Her secde, toprağın altına sızan gizli bir nehir,
Her gözyaşı, taştan sızan o sinsi, serin damar.
Gecenin en çiğ yerinde durdu sarkaç,
Bütün harfler gömüldü kendi mürekkebine.
Alnımızın ortasındaki o silinmez leke,
Sızıyor şimdi o en eski, o en dilsiz kökene.
O büyük tenhalıkta,
Küllerin altından çekilen o son solukta;
Kırılan ne varsa kabuğuna çekiliyor,
Sessizlik, kendi sahibini emziriyor.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.