Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Dipnottaki Günah

Bu şiirde yer alan tüm metinler, tamamen kurgusal (kurmaca) bir evrenin

ve sanatsal bir yaratımın ürünüdür. Şiirlerde geçen karakterler, unvanlar,

mekânlar, olaylar ve kurumlar tamamen hayal ürünü olup evrensel insan doğasını,

güç olgusunu ve bireyin içsel/vicdani sorgulamalarını ele almak adına birer

edebî metafor olarak kullanılmıştır.


Metinlerin hiçbirinde gerçek bir şahsı, kurumu veya toplumsal yapıyı hedef alma,

hedef gösterme, karalama veya alenen aşağılama amacı (kastı) bulunmamaktadır.

Gerçek hayattaki kişi, kurum ya da olaylarla var olabilecek her türlü benzerlik

tamamen tesadüfidir.


Eserlerin tamamı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve uluslararası hukuk metinleri

tarafından güvence altına alınan "Sanat ve İfade Özgürlüğü" sınırları içerisinde,

tamamen edebî ve estetik kaygılarla kaleme alınmıştır.


Yazar: Karanlıkta saklı ışık

---


Fildişi kulenin loş, küf kokulu kütüphanesinde

ciltli tezlerin arasına gömülüyor

unuttuğum o büyük hakikat.


Önümde açık duran indeksler,

sayfa sayfa çoğalan isimler,

yan yana dizilmiş unvanlar—

sanki bilimin değil,

kimin ne kadar yükseldiğinin cetveli.


Elimde parıltılı bir dolma kalem,

yabancı sayfalardan atıflar dileniyorum.


Az önce jüri önünde onayladığım

ısmarlama tezin mürekkebi henüz kurumadı.


Bir genç asistan geçiyor önümden.

Göz göze geliyoruz.

Başını eğiyor.


Ben,

kendi imzamın altında

kendi emeğimin katili oluyorum.


Akademiye ilk adımımı atarken

göğsümde taşıdığım o saf, ilmî heyecanı

hâlâ hatırlıyorum.


Bir kitap açıldığında

dünyanın biraz daha aydınlanacağına,

bir soru sorulduğunda

duvarların biraz daha incelineceğine

inanıyordum.


Sonra kapılar çoğaldı.


Rektör odalarının siyasî kulislerinde,

kadro pazarlıklarında

çoktan unufak oldu.


Ve insan,

bazen bir kadro uğruna

yıllarca savunduğu hakikatten

bir cümle eksiltebiliyormuş.


Önce bir cümle.

Sonra bir dipnot.

Sonra bir imza.


Şimdi önümde duran araştırma raporlarında

gerçekler, parası ödenmiş kelimeler gibi

yer değiştiriyor.


Kimi cümleler çiziliyor.

Kimileri özellikle bırakılıyor.


Ben de susuyorum.


Şimdi ne zaman bir araştırma raporu hazırlasam masamda,

gerçekler, fon sağlayan güçlü şirketlerin,

o muktedirlerin çıkarlarına göre şekil alıyor;


ben bir bilim insanı değil,

intihallerin üzerini yaldızlı cümlelerle örten

bir kâtip oldum.


Bize emanet edilen köklü kürsüleri,

biat edenlerin uysal gölgelerine

teslim ediyorum.


Bilginin muazzam hürriyetini,

odamın kapısındaki o soğuk unvan tabelasına

feda ettim;


ben sustukça

laboratuvardaki tüpler çatlıyor,

kütüphanedeki kitaplar

sararıyor arkamda.


Bir makalenin satır aralarına gizlenen

büyük intihal

kaç yıllık kariyer eder?


Bir gencin geceler boyunca yazdığı

o tek cümle

kaç imzanın altında kaybolur?


Hangi yaldızlı kongre oteli

temizler bilimi siyasete meze eden

o kirli raporları?


Yüksek kurulların kristal kadehlerinde

akademik başarılar şerefe kaldırılırken,


biz her liyakatsizliği alkışladıkça,

üniversitenin kürsüleri

biraz daha susuyor.


Gece yarısı.


Kampüsün ışıkları

birer birer sönüyor.


Odamda yalnızım.


Masamın üzerinde

profesörlük beratım.


Çerçevesi yeni.

Kâğıdı temiz.

Mührü kusursuz.


Parmaklarımı

cübbenin kadife yakasında gezdiriyorum.


Ne kadar silersem sileyim

elimden gitmeyen bir is var.


Bir isim.

Bir fikir.

Bir başkasının emeği.


İnsan,

başkasından çaldığı bir cümleyi

kendi adına yazınca

gerçekten büyüyor mu?


Yoksa yalnızca

kendi mezarının taşını mı

yontuyor?


Kitaplar susuyor.

Saat ilerliyor.


Ve odamın duvarlarında

yıllardır taşıdığım bütün unvanlar

ilk kez bana

başkasının adıymış gibi geliyor.


Dışarıda, amfilerin önünde

heyecanlı bir kalabalık var.


Beni hâlâ

eski kitapların yazarı sanıyorlar.


Hâlâ

hakikati arayan o adamım

onların gözünde.


Oysa ben,

kendi odamın karanlığında

başkasının fikrinden kopardığım

her kelimeyle

kendi adımı büyütüyorum.


Ve insanın en ağır cezası

belki de budur:


Çaldığını herkes unutur.

Sen unutamazsın.


Bir gün

o genç asistan

çekmecesinden çıkardığı

ilk makalesinin üzerine

benim imzamı değil,

kendi adını yazacak.


O gün

kimse bağırmayacak.

Kimse kürsüyü devirmeyecek.


Sadece dipnotlar konuşacak.


Kaynakçalar açılacak

birer birer.


Bir cümlenin izi

geriye doğru sürülecek.


Bir fikir

kime ait olduğunu hatırlayacak.


Bir imza

hangi emeğin üzerine basıldığını

nihayet gösterecek.


Ve tarihin

en sessiz jürisi toplandığında


benim profesörlüğüm değil,

imzalarım konuşacak.


Adımın karşısında

uzun bir kaynakça olmayacak.


Tek bir dipnot.

Tek bir cümle.

Tek bir hakikat:


Çalınmış bir hakikatin dipnotu.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Dipnottaki Günah

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık