Dipnottaki Günah
Bu şiirde yer alan tüm metinler, tamamen kurgusal (kurmaca) bir evrenin
ve sanatsal bir yaratımın ürünüdür. Şiirlerde geçen karakterler, unvanlar,
mekânlar, olaylar ve kurumlar tamamen hayal ürünü olup evrensel insan doğasını,
güç olgusunu ve bireyin içsel/vicdani sorgulamalarını ele almak adına birer
edebî metafor olarak kullanılmıştır.
Metinlerin hiçbirinde gerçek bir şahsı, kurumu veya toplumsal yapıyı hedef alma,
hedef gösterme, karalama veya alenen aşağılama amacı (kastı) bulunmamaktadır.
Gerçek hayattaki kişi, kurum ya da olaylarla var olabilecek her türlü benzerlik
tamamen tesadüfidir.
Eserlerin tamamı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve uluslararası hukuk metinleri
tarafından güvence altına alınan "Sanat ve İfade Özgürlüğü" sınırları içerisinde,
tamamen edebî ve estetik kaygılarla kaleme alınmıştır.
Yazar: Karanlıkta saklı ışık
---
Fildişi kulenin loş, küf kokulu kütüphanesinde
ciltli tezlerin arasına gömülüyor
unuttuğum o büyük hakikat.
Önümde açık duran indeksler,
sayfa sayfa çoğalan isimler,
yan yana dizilmiş unvanlar—
sanki bilimin değil,
kimin ne kadar yükseldiğinin cetveli.
Elimde parıltılı bir dolma kalem,
yabancı sayfalardan atıflar dileniyorum.
Az önce jüri önünde onayladığım
ısmarlama tezin mürekkebi henüz kurumadı.
Bir genç asistan geçiyor önümden.
Göz göze geliyoruz.
Başını eğiyor.
Ben,
kendi imzamın altında
kendi emeğimin katili oluyorum.
Akademiye ilk adımımı atarken
göğsümde taşıdığım o saf, ilmî heyecanı
hâlâ hatırlıyorum.
Bir kitap açıldığında
dünyanın biraz daha aydınlanacağına,
bir soru sorulduğunda
duvarların biraz daha incelineceğine
inanıyordum.
Sonra kapılar çoğaldı.
Rektör odalarının siyasî kulislerinde,
kadro pazarlıklarında
çoktan unufak oldu.
Ve insan,
bazen bir kadro uğruna
yıllarca savunduğu hakikatten
bir cümle eksiltebiliyormuş.
Önce bir cümle.
Sonra bir dipnot.
Sonra bir imza.
Şimdi önümde duran araştırma raporlarında
gerçekler, parası ödenmiş kelimeler gibi
yer değiştiriyor.
Kimi cümleler çiziliyor.
Kimileri özellikle bırakılıyor.
Ben de susuyorum.
Şimdi ne zaman bir araştırma raporu hazırlasam masamda,
gerçekler, fon sağlayan güçlü şirketlerin,
o muktedirlerin çıkarlarına göre şekil alıyor;
ben bir bilim insanı değil,
intihallerin üzerini yaldızlı cümlelerle örten
bir kâtip oldum.
Bize emanet edilen köklü kürsüleri,
biat edenlerin uysal gölgelerine
teslim ediyorum.
Bilginin muazzam hürriyetini,
odamın kapısındaki o soğuk unvan tabelasına
feda ettim;
ben sustukça
laboratuvardaki tüpler çatlıyor,
kütüphanedeki kitaplar
sararıyor arkamda.
Bir makalenin satır aralarına gizlenen
büyük intihal
kaç yıllık kariyer eder?
Bir gencin geceler boyunca yazdığı
o tek cümle
kaç imzanın altında kaybolur?
Hangi yaldızlı kongre oteli
temizler bilimi siyasete meze eden
o kirli raporları?
Yüksek kurulların kristal kadehlerinde
akademik başarılar şerefe kaldırılırken,
biz her liyakatsizliği alkışladıkça,
üniversitenin kürsüleri
biraz daha susuyor.
Gece yarısı.
Kampüsün ışıkları
birer birer sönüyor.
Odamda yalnızım.
Masamın üzerinde
profesörlük beratım.
Çerçevesi yeni.
Kâğıdı temiz.
Mührü kusursuz.
Parmaklarımı
cübbenin kadife yakasında gezdiriyorum.
Ne kadar silersem sileyim
elimden gitmeyen bir is var.
Bir isim.
Bir fikir.
Bir başkasının emeği.
İnsan,
başkasından çaldığı bir cümleyi
kendi adına yazınca
gerçekten büyüyor mu?
Yoksa yalnızca
kendi mezarının taşını mı
yontuyor?
Kitaplar susuyor.
Saat ilerliyor.
Ve odamın duvarlarında
yıllardır taşıdığım bütün unvanlar
ilk kez bana
başkasının adıymış gibi geliyor.
Dışarıda, amfilerin önünde
heyecanlı bir kalabalık var.
Beni hâlâ
eski kitapların yazarı sanıyorlar.
Hâlâ
hakikati arayan o adamım
onların gözünde.
Oysa ben,
kendi odamın karanlığında
başkasının fikrinden kopardığım
her kelimeyle
kendi adımı büyütüyorum.
Ve insanın en ağır cezası
belki de budur:
Çaldığını herkes unutur.
Sen unutamazsın.
Bir gün
o genç asistan
çekmecesinden çıkardığı
ilk makalesinin üzerine
benim imzamı değil,
kendi adını yazacak.
O gün
kimse bağırmayacak.
Kimse kürsüyü devirmeyecek.
Sadece dipnotlar konuşacak.
Kaynakçalar açılacak
birer birer.
Bir cümlenin izi
geriye doğru sürülecek.
Bir fikir
kime ait olduğunu hatırlayacak.
Bir imza
hangi emeğin üzerine basıldığını
nihayet gösterecek.
Ve tarihin
en sessiz jürisi toplandığında
benim profesörlüğüm değil,
imzalarım konuşacak.
Adımın karşısında
uzun bir kaynakça olmayacak.
Tek bir dipnot.
Tek bir cümle.
Tek bir hakikat:
Çalınmış bir hakikatin dipnotu.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.