Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
5 (1 oy)

Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Maceras 10

10.Bölüm

Adadaki onuncu gün sabahı gökyüzü farklı görünüyordu.

Güneş vardı ama hava ağırdı.

Deniz kenarında oturan Sami Hoca, uzun uzun bulutlara baktı.

Çerkezoğlu yanına geldi.

"Hocam, yine tarih mi okuyorsunuz gökyüzünden?"

Sami Hoca uzun uzun başını kaşıdı.

"Hayır Murat, bu kez meteoroloji okuyorum."

Çerkezoğlu Murat Kaptan hemen yaklaştı.

"Hocam, onu da mı biliyorsunuz?"

"Bilmez miyim? Tarihte nice komutan savaşa çıkmadan önce havaya bakmıştır."

Gülüm Hanım gülerek sordu:

"Komutanlar bulutlara bakıp yağmur mu beklerdi?"

"Şimdi size bir tarihi hikaye anlatayım.
Mısır valisi Mehmet Ali Paşa'nın oğlu İbrahim Paşa ile Osmanlı ordusu Konya ovası civarında karşı karşı gelirler. Osmanlı ordusunun başında da sadrazam Reşit paşa vardır. Reşit Paşa orduda bulunan Fransız bir mühendisten havada yağmur olup olmadığını sorar. O da henüz yeni icat edilmiş olan barometreye bakarak paşam savaş günü hava gayet güzel yağmur falan yok der. Paşanın dikkatini ordugah yakınındaki bir çobanın hareketleri çeker. Çoban acele acele koyun ve keçi sürülerini toparlamaktadır.Çobanı yanına getirmelerini söyler, Yanına gelince bu şekilde davranmasının sebebini sorar. Çoban, paşam biraz sonra çok şiddetli bir yağmur geliyor.Lütfen beni bırakın da sürüme zarar gelmesin deyince Fransız mühendis gülmeye başlar. Bırak paşam gitsin cahilce konuşuyor der. Aradan bir saat geçmez ki birden kara bulutlar ortalığı kaplar gök yarılmış gibi bir yağmur boşalır.
Yağmur kesildikten sonra tekrar çobanı huzuruna getirten paşa, çobandan nasıl yağmurun yağacağını anladığını sorunca, paşam bu bir tecrübedir. Yağmur yağacağı zaman keçiler kuyruklarını bacaklarının arasına alarak yürürler. oradan anladım diyince paşa mühendise dönerek, senin barometren benim çobanımın tecrübesine mağlup oldu der."

Herkes kahkahaya boğuldu.

Fakat Sami Hoca'nın şakalarının altında önemli bir gerçek vardı.

Hava gerçekten değişiyordu.


Öğlene doğru rüzgâr sertleşmeye başladı.

Barınağın çatısındaki yapraklar uçuştu.

Adem Bey, gökyüzüne baktı.

"Sanırım büyük bir yağmur geliyor."

Bu kez kimse gülmedi.

Çünkü yağmur onlar için hem fırsat hem tehlikeydi.

Fırsattı, çünkü su depolayabilirlerdi.

Tehlikeydi, çünkü yaptıkları barınak büyük bir fırtınaya dayanacak kadar sağlam değildi.

Herkes hemen çalışmaya başladı.

Kuru dallar içeri taşındı.

Yiyecekler yüksek bir yere konuldu.

Kitapları ve Kaptan'ın tuttuğu günlüğünü plastik kutuya yerleştirdiler.

Sami Hoca elindeki kitabı gösterdi.

"Arkadaşlar, önce bunları koruyalım."

Gökdeniz şaşırdı.

"Hocam, yiyecekleri de korumamız lazım."

"Elbette."

"Öyleyse neden önce kitabı diyorsunuz?"

Sami Hoca ciddi bir ifadeyle cevap verdi.

"Çünkü aç insan bir süre yaşar, ama kitapsız tarih yazılmaz."

Bir saniye sessizlik oldu.

Sonra Gökdeniz başını salladı.

"Yine tarih dersine bağladınız."

"Meslek hastalığı."


Akşamüstü yağmur başladı.

Önce birkaç damla...

Sonra gökyüzü tamamen açıldı.

Sanki günlerdir biriktirdiği bütün suyu aynı anda bırakıyordu.

Herkes hazırladıkları kapları yağmurun altına koydu.

Dakikalar içinde kaplar dolmaya başladı.

Herkes sevinç içindeydi.

Ali Görgan ellerini yağmurun altında açtı.

"Bu şimdiye kadar aldığımız en güzel hediye."

Tam o sırada Harun Hoca bağırdı.

"Barınak!"

Herkes döndü.

Çatının bir bölümü çökmüştü.

Yağmur suları içeri doluyordu.

Bir anda herkes harekete geçti.

Kimi dalları tuttu.

Kimi ipleri bağladı.

Kimi içerideki eşyaları taşıdı.

Sırılsıklam olmuşlardı.

Ama kimse şikâyet etmiyordu.


Saatler sonra yağmur hafifledi.

Barınak biraz zarar görmüştü ama hâlâ ayaktaydı.

Herkes yorgunluktan yere oturdu.

Sami Hoca üzerindeki ıslak gömleğe baktı.

"Arkadaşlar..."

"Buyurun hocam?"

"Bugün önemli bir tarihî olay yaşadık."

Aden Bey gülümseyerek sordu.

"Neymiş?"

"İlk defa öğrencilerim beni yağmur altında derse soktu."

Herkes güldü.

Fikret üstad başını salladı.

"Sami Hocam, burada bile ders vermeyi başardınız, bravo doğrusu"

Sami Hoca gururla cevap verdi:

"Ben tarih öğretmeniyim. Benden kaçış yoktur."


Gece olduğunda yağmur durmuştu.

Gökyüzünde yıldızlar yeniden görünüyordu.

Topladıkları yağmur suyuna baktılar.

Artık ellerinde günlerce yetecek kadar içme suyu vardı.

O gün önemli bir şey öğrenmişlerdi.

Ada bazen acımasızdı.

Ama doğru hazırlanırlarsa onlara yardım da ediyordu.

Ateşin başında otururken Kaptan günlüğüne şu cümleyi yazdı:

"Onuncu günümüz.

Artık adadan korkmuyoruz.

Çünkü onu tanımaya başladık."

Tam defteri kapatırken uzaktan bir ses geldi.

Bir kuş sesi değildi.

Bir maymun sesi de değildi.

Şampiyon başını kaldırdı.

"Bu da ne?"

Herkes sessizleşti.

Karanlığın içinden, kıyıya vuran dalgaların arasında metal bir ses duyuluyordu.

Sanki bir şey...

Kayalara çarpıyordu.

Devam Edecek

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 4
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Maceras 10

Nuri Baş Nuri Baş