Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
5 (1 oy)

Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Macerası 4

4.Bölüm

Adadaki dördüncü gün, açlık kendini iyice hissettirmeye başladı.

İlk iki gün herkes yaşadıkları şokun etkisiyle fazla yemek aramamıştı. Ama şimdi mideler sürekli gurulduyordu.

Ellerindeki konservelerden geriye sadece birkaç kutu kalmıştı.

Çerkezoğlu kutuları herkesin görebileceği şekilde kumun üzerine koydu.

"Bugün bunları açmayacağız."

Mehmet Fikret hemen hemen itiraz etti.

"Niye? Açlıktan ölüyoruz.Yav, bunların hepsini ben yesem dişimin kovuğunu bile doldurmaz."

"Bugün yersek yarın elimizde hiçbir şey kalmaz."

Kimse cevap vermedi.

Söylediği doğruydu.Açlığın verdiği etkiyle Sami Hoca çok sinirliydi.
Çatacak adam arıyordu. Hırsını Nuri Hoca'dan çıkardı:

"Allah belanı vermesin Nuri Hoca, ben gelmek istemiyordum. Sen zorla ikna edip getirdin beni.Gelmez olaydım keşke. Nereden düştüm buralara? Bu ahır ömrümde açlıktan gebereceğm ya da yamyamlara yem olacağım. Olmaz olaydın sen Nuri Hoca. Hepimizin başını belaya soktun."

Nuri Hoca biraz da mahçubiyetin verdiği hisle boynunu büktü.

"Nerden bilebilirdim ki böyle olacağını Sami Hoca^m "dedi.

"Şurdan sağ salim bir kurtulalım, ben de seni sitede bir ay geceli gündüzlü hicvetmezsem bana da editör Sami demesinler. Görürsün sen gününü" dedi.
Herkes bu sıkıntıda hem çaktırmadan gülüyor hem de "Açlık zavallının başına vurdu ne dediğini bilmiyor" diye mırıldanıyordu.


Sabahın erken saatlerinde altı kişilik bir grup yeniden yiyecek aramaya çıktı.Bu sefer bayanlar değil de erkekler çıktılar  

Dereyi takip etmeye karar verdiler.

Su kenarında yabani hayat olabileceğini düşünüyorlardı.

Yürüdükçe dere genişledi.

Kenarlarında iri sazlıklar vardı.

Bir anda öndeki Şampiyon elini kaldırdı.

"Herkes dursun."

Sazlıkların arasında bir hareket olmuştu.

“Bir tavşan...” diye bağırdı Hikmet

Hayır...dedi Çerkezoğlu Kaptan

Bir yabani tavşana benzeyen gri renkli bir hayvandı.

Hayvan onları fark eder etmez hızla kaçtı.

Kimse peşinden koşmadı.

Çünkü nasıl yakalayacaklarını bilmiyorlardı.Ellerinde hiçbir av malzemesi yoktu  

Ama önemli olan başka bir şeydi.

Adada büyük sayılabilecek hayvanlar da yaşıyordu.


Öğleye doğru dere kenarında olgunlaşmış yabani incir ağaçları buldular.

Ağaçların altında yere düşmüş meyveler vardı.

Adem Bey önce bunları dikkatlice inceledi.

Kuşların da aynı meyvelerden yediklerini görünce biraz rahatladılar  

Yine de herkesin az miktarda yemesini istedi kaptan  

Bir saat beklediler.

Kimse rahatsızlanmayınca ağaçlardan taşıyabilecekleri kadar incir topladılar.

Kampa döndüklerinde ilk kez yüzlerde gerçek bir tebessüm vardı.

Şampiyon hem yiyor hem de neşe içinde "Bakın arkadaşlar şampiyonluk primi olarak bu sefer madalya değil incir kazandım."  

Gülüm Hanım atıldı

” İncir değil madalyon bile olsa onları da yerdim.  Acımdan ölüyorum resmen.  Diğer hanımlar da “ Al bizden de o kadar” diyerek durumlarının O’ndan daha parlak olmadığını söylediler  

Getirdikleri incirler kimsenin karnını doyurmaya yetmese de hem moral vermişti hem de şiddetli aclığı biraz olsun bastırmıştı.


Öte yandan kampta kalanlar da boş durmamıştı.

Barınağın yanına yağmur suyunu biriktirmek için geniş yapraklardan ve can yeleklerinin su geçirmez kumaşından ilkel bir düzenek kurmuşlardı.

Henüz yağmur yağmamıştı.

Ama yağdığında tek damlasını bile boşa harcamak istemiyorlardı.


Akşamüstü Kaptan ve Şampiyon yanlarına Ali Görgan,İsmail ve Feryadiyi de alarak kıyıya vuran enkazı tekrar incelemeye karar verdiler.

Belki gözlerinden kaçan bir şey vardı.

Saatlerce yürüdüler.

Parçalanmış sandalyeler...

Kırık dolap kapakları...

Can simitleri...

Derken kumların arasına yarı gömülmüş büyük, metal bir sandık gördüler.

Hepsi de heyecanlanmışlardı.

Sandığı güçlükle çıkarıp açmaya çalıştılar.

Kilit paslanmıştı.

Şampiyon baltanın tersiyle birkaç kez vurunca kapak açıldı.

İçinde yiyecek yoktu.

Ama yine de çok değerli şeyler vardı.

İki sağlam tencere...

Paslanmamış birkaç bıçak...

Bir çekiç...

Bir kutu çivi...

Kalınca misina...

Ve küçük bir takım çantası.

Çerkezoğlu Kaptan sevinçle güldü.

"İşte şimdi gerçekten işimize yarayacak şeyler bulduk."

İlk kez günler sonra umutlandılar.

Bu eşyalarla daha sağlam barınaklar yapabilir, olta hazırlayabilir, hatta belki tuzak bile kurabilirlerdi.


Güneş batarken bütün grup ateşin başında toplandı.

Bugün bulunan eşyalar herkesin moralini yükseltmişti.

Şampiyon elindeki bıçağı dikkatle inceledi.

"Yarın balık tutmayı deneyeceğiz."

"Ya tutamazsak?" diye sordu Mücella Hanım  

Şampiyon denize baktı.

"Tutmayı öğreniriz." Olmazsa dibe dalar tutarım  Gençliğimde Zara’da az mı ırmakta ağaç köklerinden balık çıkarmış adamım ben. Hem de ağzımla  

“Aman ağzınla yakaladıklarını canlı canlı mideye indirmeyesin" diye takıldı Hatice Hanım  

“Beni öyle obur mu zannettiniz oruç tutarım da yine size veririm" diye mukabele etti Şampiyon  


O gece herkes biraz daha umutluydu.

Çünkü artık bekleyen insanlar değillerdi.

Hayatta kalmayı öğrenen insanlara dönüşmeye başlamışlardı.


Devam edecek. 

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Edebiyat Evi Şairlerinin Issız Ada Macerası 4

Nuri Baş Nuri Baş