Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
29.07.2026 · 27 · 0 · Tahmini 4 dk okuma
PDF olarak indir

“Gılgamış Destanı Şiirsel Anlatımı” şiirini çevrimdışı oku.

İndir
(0 oy)

Gılgamış Destanı Şiirsel Anlatımı

URUK’UN MAĞRUR KRALI


Göklerin altında parlayan şehir,

Uruk surlarında akıyor nehir.

Kralın kibridir halkına zehir,

Gılgamış mülkünde estirir yeller.


Üçte ikisi tanrı, üçte biri kul,

Ne bir dengi vardır, ne bir dengi bul.

Zulmünden feryat etti bunca dul,

Göklere yükseldi dökülen diller.


Aruru işitti halkın ahını,

Kırmak istedi kralın şahını.

Yarattı çamurdan dağ ilahını,

Bozkırın bağrında uyandı eller.


ENKİDU’NUN DOĞUŞU VE İLK BAĞ


Hayvanla otlayan, kırda yürüyen,

Postuyla vahşi bir devdi büyüyen.

Enkidu adıdır, candır yürüyen,

Onunla dost oldu aslanlar, filler.


Şamhat’ın aşkıyla insanı seçti,

Yaban hayatından vazgeçip geçti.

Kralın namını duyunca coştu,

Gılgamış önüne dikildi beller.


Uruk kapısında tutuştular güreş,

Sarsıldı yeryüzü, utandı güneş.

Anladı iki can, oldular bir eş,

Düşmanlık bitti de tutuştu eller.


SEDİR ORMANI'NDA BÜYÜK SAVAŞ


Güneşin doğduğu kutsal toprağa,

Ayak bastı canlar yeşil yaprağa.

Müsaade yok idi kara toprağa,

Sedir Ormanı’nda durdu yiğitler.


Yedi dehşet zırhı giymiş canavar,

Kükreyen sesiyle dünyayı sarsar.

Huwawa önünde eğildi dağlar,

Ateşten nefesi dünyayı yakar.


Gılgamış elinde baltayı tuttu,

Enkidu korkuyu kalbinde yuttu.

Ulu Şamaş hemen yardıma yetti,

On üç büyük rüzgâr göklerden koptu.


Doğudan batıdan vurdu o yeller,

Canavar kör oldu, bağlandı eller.

Ağladı Huwawa, döküldü diller,

Aman diledi de vermedi erler.


Tunçtan kılıç vurdu ulu kahraman,

Karanlık devrildi, kalmadı duman.

Sedirler devrildi o büyük zaman,

Uruk’un şanını duydu o gökler.


İŞTAR’IN ÖFKESİ VE GÖKLERİN BOĞASI


Zaferle döndüler ulu saraya,

İştar’ın gözleri daldı karaya.

Gılgamış şanını kattı paraya,

Aşkını arz etti göklerin kızı.


Reddetti Gılgamış, yüz vermedi hiç,

Dedi ki: "Seninki zehirli bir iç!

Hangi sevgilini etmedin ki piç?

Aşkının ardında kalır bir sızı."


İştar’ın öfkesi göğe dayandı,

Anu’nun katında feryat uyandı.

Göklerin Boğası yere salındı,

Uruk’un mülküne çöktü karanlık.


Yeryüzü yarıldı ilk nefesinde,

Yüzlerce nefer can verdi sesinde.

İkinci üfürüş, sur gerisinde,

Üç yüz yiğit erin sonu karanlık.


Enkidu fırladı, yakaladı boynuzdan,

Kuyruğun kavradı, koptu o hızdan.

Gılgamış kılıcı vurdu cansızdan,

Yere serildi o devasa varlık.


İştar feryat etti surun başında,

Enkidu fırlattı eti döşünde.

Tanrılar toplandı ölüm işinde,

İki kahramana bitti o yarlık.


ENKİDU’NUN VEDASI VE GILGAMIŞ’IN MATEMİ


Tanrılar konseyi kurdu o tahtı,

Karardı Enkidu, kapandı bahtı.

Göklerin hükmüyle dolunca vakti,

Yatakta kıvrandı, eridi canlar.


Dedi ki: "Dostum bak, rüyamda gördüm,

Karanlık evlere sessizce girdim.

Toz toprak içinde canımı verdim,

Kanatlı ruhların yurdu bu hanlar."


On iki gün sürdü amansız sızı,

Söndü gözlerinin o parlak izi.

Bıraktı dünyada kralı, bizi,

Enkidu ölünce durdu zamanlar.


Gılgamış feryatla kaplanı giydi,

Dostunun başında boynunu eğdi.

Yedi gün, yedi gece gözyaşı döktü,

Feryadı figanla inledi dağlar.


Dedi ki: "Toprağa karıştı beden,

Ben nasıl yaşarım sen çekip giden?

Ölümün sırrını bulmalı tezden!"

Uruk’un beyi de yollara ağlar.


MASHU DAĞLARI VE KARANLIK YOLCULUK


Gılgamış yürüdü, aştı o düzü,

Arayıp duruyor geceyle güzü.

Güneşin doğduğu, battığı özü,

Mashu Dağları’na dayandı yollar.


Kapıda bekleyen Akrep Adamlar,

Kralı görünce durdu o damlar.

"Bu gelen yarı kul, yarı tanrıdır!"

Diyerek kapıyı açtı o kollar.


On iki fersahlık karanlık tünel,

Ne bir ışık vardır, ne tutacak el.

Yürüdü Gılgamış, esiyor bir yel,

Güneşin yolunda büküldü beller.


On birinci fersah sökünce şafak,

Karanlık dağıldı, parladı toprak.

Ulaştı sonunda, her yanı yaprak,

Tanrıların has bahçesi açıldı güller.


Denizin kıyısı, bilgeler yurdu,

Gılgamış yorgunca orada durdu.

Siduri uzaktan uzağa sordu:

"Neden gözlerinde soluyor güller?"


ÖLÜM DENİZİ VE UTNAPİŞTİM'İN HUZURU


Siduri öğüt verdi, dedi ki hanım:

"Ölümlü insana yetmeli canın.

Ye, iç ve mutlu ol, geçsin her anın!"

Lakin dinlemedi, aktı o sızılar.


Ölüm denizini geçmekti amaç,

Kayıkçı Urşanabi elinde bir ağaç.

Yüz yirmi ulu direk kestirdi o güç,

Zehirli sulara değmedi sızılar.


Aşıldı o deniz, bitti o yollar,

Utnapiştim açtı ulu bir kollar.

Tufandan kurtulan o kadim kullar,

Gılgamış’a baktı, soldu o yüzler.


Dedi ki: "Ölümsüz olmak mı murat?

Uykuya karşı dur, yıkılsın bu bent!

Altı gün, yedi gece uyanık kal git!"

Yorgun kahramanın kapandı gözler.


Yedi somun ekmek pişti de durdu,

Zamanın mührünü ekmeğe vurdu.

Uykudan uyanan kral feryat etti,

Ölümün gerçeği bağladı dizler.


GENÇLİK OTU VE KADİM SURLARIN ŞANI


Utnapiştim dedi: "Sana bir sır var,

Denizin dibinde gizli bir ot var.

Yaşlıyı genç eden o sihirli yar,

Gençlik otu derler, dertlere şifa."


Gılgamış ayağına taş bağladı,

Denizin dibine daldı, ağladı.

Kopardı o otu, kalbi çağladı,

Uruk’un yolunda buldu bir safa.


Yol üstü bir gölde banyo yaparken,

Gılgamış serince suya dalarken,

Bir yılan sinsice otu kaparken,

Derisin soyundu, erdi murada.


Gılgamış oturdu, döktü gözyaşı,

Boşuna gitmişti çektiği acı.

Kaderin önünde eğildi başı,

Ölümsüzlük yoktu yalan dünyada.


Döndü Urşanabi ile evine,

Baktı Uruk’un o yüce suruna.

Adını kazıdı taşın bağrına,

Eseriyle kaldı sonsuz zamanda.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Gılgamış Destanı Şiirsel Anlatımı

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık