Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Gılgamış Destanı Şiirsel Anlatımı

Bu şiir, insanlık tarihinin en eski destanlarından biri olan Gılgamış Destanının şiirsel bir yeniden yorumudur. Eserde, Uruk Kralı Gılgamış’ın kibirli bir hükümdarlık döneminden dostluk, kayıp, acı ve ölüm gerçeğiyle yüzleşerek bilgeleşmeye uzanan yolculuğu, destanın ana olay örgüsüne sadık kalınarak nazım biçiminde aktarılmıştır.


Şiirde; Enkidu ile kurulan dostluk, Humbaba’ya (Huwawa) karşı verilen mücadele, İştar’ın öfkesi, Göklerin Boğası’nın gelişi, Enkidu’nun ölümü ve Gılgamış’ın ölümsüzlük arayışı kronolojik bir bütünlük içinde ele alınmıştır. Son bölümde ise ölümsüzlüğün bedensel varlıkta değil, insanın geride bıraktığı eserlerde ve iyi adında yaşadığı düşüncesi vurgulanmaktadır.


Mezopotamya kültüründen günümüze ulaşan ve dostluk, cesaret, kader, ölüm ile insanın anlam arayışı gibi evrensel temaları barındıran bu destan, şiirin temel eksenini oluşturmaktadır. Bu çalışma, kadim bir anlatıyı modern Türkçe şiir diliyle yeniden yorumlayarak, okura hem eseri tanıma hem de şiirsel bir anlatım aracılığıyla deneyimleme imkânı sunmayı amaçlamaktadır.

Keyifli okumalar dilerim.


URUK’UN MAĞRUR KRALI


Göklerin altında parlayan o taş,

Uruk surlarında kanla kalkan baş.

Şahın kibri ile dökülen bu yaş,

Gılgamış mülkünde kırılır eller.


Yarı tanrı gövde, yarı toprak kul,

Bulamaz dengine ne iz, ne bir yol.

Zulmünden feryatla inler sağ ve sol,

Göklere yükseldi dilsiz o diller.


Aruru işitti halkın ahını,

Yıkmak istedi bu şahın tahtını.

Yoğurdu çamurdan dağ ilahını,

Bozkırın bağrında uyandı küller.


ENKİDU’NUN DOĞUŞU VE İLK BAĞ


Toprağın bağrından koptu o gövde,

Büyüdü bozkırda, dilsiz bir devde.

Gözünde dünyayı boğan o evde,

Kurtlarla hırlayıp sustu Enkidu.


Şamhat’ın teninde yandı uykusu,

Tattı ilk uykuda sıcak bir korku.

Yabandan çekildi onun kokusu,

Sürüler ürkerek kaçtı Enkidu.


Uruk kapısında koptu o tufan,

Gılgamış ve o can, iki büyük can.

Çarpıştı iki ruh, durdu o zaman;

Bir nehir yatağı açtı Enkidu.


SEDİR ORMANI'NDA BÜYÜK SAVAŞ


Güneşin doğduğu kutsal eşiğe,

Ayak bastı canlar, girdi dehlize.

Ölüm gölgesini serip dizize,

Sedir Ormanı’nda durdu yiğitler.


Yedi dehşet zırhı kuşanmış kandan,

Kükreyen sesiyle koptu ufkudan.

Huwawa önünde dağlar korkudan,

Sustu da nefesi dünyayı yakar.


Gılgamış elinde baltayı sıktı,

Enkidu korkunun bendini yıktı.

Ulu Şamaş gökten imdada çıktı,

On üç büyük rüzgâr birden kapıştı.


Kör oldu canavar, dindi o hışım,

Bağlandı kolları, eğildi başım.

Huwawa yalvardı: "Dinmesin yaşım..."

Aman diledi de durmadı erler.


Tunç kılıç parladı karanlık gece,

Devrildi o devran sessizce, gizce.

Sedirler inledi derin, acizce;

Uruk’un şanını duydu o gökler.


İŞTAR’IN ÖFKESİ VE GÖKLERİN BOĞASI


Zaferle döndüler ulu saraya,

İştar’ın gözleri daldı semaya.

Gılgamış şanını kazdı kayaya,

Aşkını arz etti göklerin kızı.


Reddetti Gılgamış, bakmadı şaha,

Dedi ki: "Aşkınla düşmem günaha!

Hangi sevgilini saldın sabaha?

Aşkının ardında kalır bir sızı."


İştar’ın öfkesi göğe dayandı,

Anu’nun katında feryat uyandı.

Göklerin Boğası yere salındı,

Uruk’un mülküne çöktü karanlık.


Yeryüzü yarıldı ilk nefesinde,

Yüzlerce nefer can verdi sesinde.

İkinci üfürüş, sur gerisinde,

Üç yüz yiğit erin sonu karanlık.


Enkidu fırladı, tuttu boynuzdan,

Kuyruğu kavradı, koptu o hızdan.

Gılgamış kılıcı vurdu ansızdan,

Yere serildi o devasa varlık.


İştar feryat etti surun başında,

Enkidu fırlattı eti döşünde.

Tanrılar toplandı ölüm işinde,

İki kahramana bitti o yarlık.


ENKİDU’NUN VEDASI VE GILGAMIŞ’IN MATEMİ


Tanrılar konseyi kurdu o tahtı,

Karardı Enkidu, kapandı bahtı.

Göklerin hükmüyle dolunca vakti,

Yatakta kıvrandı, söndü o canlar.


Dedi ki: "Dostum bak, rüyamda gördüm,

Karanlık evlere sessizce girdim.

Toz toprak içinde canımı verdim,

Kanatlı ruhların yurdu bu hanlar."


On iki gün sürdü amansız sızı,

Söndü gözlerinin o parlak izi.

Bıraktı dünyada kralını, bizi,

Enkidu ölünce durdu zamanlar.


Gılgamış feryatla postunu giydi,

Dostunun başında boynunu eğdi.

Yedi gün ve gece gözyaşı döktü,

Feryadı figanla inledi dağlar.


Dedi ki: "Toprağa karıştı beden,

Ben nasıl yaşarım sen çekip giden?

Ölümün sırrını bulmalı tezden!"

Uruk’un beyi de yollara ağlar.


MASHU DAĞLARI VE KARANLIK YOLCULUK


Gılgamış yürüdü, aştı o düzü,

Arayıp duruyor geceyle güzü.

Güneşin doğduğu, battığı özü,

Mashu Dağları’na dayandı izler.


Kapıda bekleyen Akrep Adamlar,

Yüce kralı görünce sustu damlar.

"Bu gelen yarı kul, yarı tanrı yar!"

Diyerek kapıyı açtı o kollar.


On iki fersahlık karanlık tünel,

Ne bir ışık vardır, ne tutacak el.

Yürüdü Gılgamış, esti kör bir yel,

Güneşin yolunda büküldü beller.


On birinci fersah sökünce şafak,

Karanlık dağıldı, parladı toprak.

Ulaştı sonunda, her yanı yaprak,

Tanrı bahçesinde uyandı bağlar.


Denizin kıyısı, bilgeler yurdu,

Gılgamış yorgunca orada durdu.

Siduri uzaktan uzağa sordu:

"Neden gözlerinde ölüm mü çağlar?"


ÖLÜM DENİZİ VE UTNAPİŞTİM'İN HUZURU


Siduri öğüt verdi, döndü cana:

"Ölümlü dünyada bakma zamana.

Ye, iç ve mutlu ol, sarıl bu ana!"

Lakin dinlemedi, aktı ağıtlar.


Ölüm denizinde kırıldı o güç,

Yüz yirmi direkle aşıldı bu göç.

Sular zehirliydi, geçmekti amaç,

Sallandı dalgalar, koptu yazgılar.


Aşıldı o deniz, bitti o yollar,

Utnapiştim açtı ulu bir kollar.

Tufandan kurtulan o kadim kullar,

Gılgamış’a baktı, soldu o yüzler.


Dedi ki: "Ölümsüz olmak mı murat?

Uykuya karşı dur, yıkılsın bu set!

Altı gün ve gece uyanık kal git!"

Yorgun kahramanın kapandı gözler.


Yedi somun ekmek pişti de durdu,

Zamanın mührünü ekmeğe vurdu.

Uykudan uyanan o kral kahroldu,

Ölümün gerçeği bağladı dizler.


GENÇLİK OTU VE KADİM SURLARIN ŞANI


Utnapiştim dedi: "Sana bir sır var,

Denizin dibinde gizli bir ot var.

Yaşlıyı genç eden o sihirli yar,

Gençlik otu derler, dertlere şifa."


Gılgamış ayağa taşları bağlar,

Denizin dibinde kalbiyle çağlar.

Kopardı o otu, bitti o çağlar,

Uruk’un yolunda buldu bir safa.


Yol üstü serin bir göle dalarken,

Gılgamış hırsından nefes alarken,

Bir yılan sinsice otu kaparken,

Derisin değişti, erdi murada.


Gılgamış oturdu, döktü gözyaşı,

Boşuna gitmişti çektiği acı.

Kaderin önünde eğildi başı,

Ölümsüzlük yoktu yalan dünyada.


Döndü Urşanabi ile bu şana,

Baktı Uruk’un o ulu suruna.

Adını kazıdı taşın bağrına,

Eseriyle kaldı sonsuz zamanda.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Gılgamış Destanı Şiirsel Anlatımı

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık