Hantal Saatler
Bir ceket asılır antreye yüzünü unutmuş,
omuzlarındaki çöküntüden tanırsın gideni.
Biz seninle geniş meydanların neşesinde değil,
aynı tütün paketinin son tekinde,
gece yarısı susan o hantal saatlerin
bıraktığı dilsiz boşlukta durduk yan yana.
Yüzeyler soğuk,
bardak altlıklarında kuruyan çember izleri…
Vefa dediğin, açılan eski defterlerin boyu değil bize;
bir odadan diğerine geçerken rüzgârı sönen
ve kapı arkalarında biriken o görünmez tozun
yavaşça tabana yerleşmesidir.
Aynı eşikten geçip birbirinin sesini bulamayan
iki kırık anahtar gibi kaldık çekmecede.
Pasımız aynı nemli iklimden bulaştı,
şimdi hangi kapıyı açmaya kalksak dışarıya,
içerideki o kilitli yalnızlık ele veriyor bizi.
Gölgenin boyu kısalıyor duvarlarda.
Sokaktan geçen son arabanın farı sönüyor yavaşça.
Sistem, kendi sessizliğini doğuruyor tek bir sarsıntıyla;
geriye ne omuzu büken bir yük kalıyor,
ne de o dilsiz hatıranın adsız ağırlığı.
Yatağın boş tarafında,
vücudunun bıraktığı o soğuk çukur titriyor sadece.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.