Şiirlerim Ve Ben
Issızlığa bedeller biçtim, isimler ördüm ve sensizliğin ne olduğunu sen gidince gördüm.
Uyaksız şiirlerim vardı önceden bense adeta görünmeyen bir ulak eşliğinde kaleme alıyordum şiirlerimi ve hiç birini temize geçirme gereği görmeden, ütüsüz ve kırışık yeni doğmuş haliyle asıyordum sitelere ve işte o an sirenler ötmeye başlıyordu:
Benim için şiir nefes almak idi.
Benim için şiir çağırmaya cesaret edemediğim 112’nin edebiyat versiyonu idi adeta her şiir bir doktor, kırıkçı çıkıkça belki de vekilim olan avukatım mahiyetinde idi.
Ne avukat tanıdığım vardı ne de avukat tutmak için bir gerekçem ta ki o yıla değin bense çoktan yazmıştım binlerce şiiri ve anladım ki: hayattaki sessizliğime ve tarafsızlığıma ses olmakta vekil olmakta şiirler.
Rengi var mıydı peki şiirlerimin hele ki sen gittikten sonra siyaha bürünen atmosfer…
Evet, renkleri vardı:
Yedi renkten de öte.
Aslında evrende asla görülmemiş renkler niteliğinde.
Nicelik olarak da çok şiire imza atmıştım ve hiç birini kayda değer bulmuyordum zaten hayat boyu yaptığım ne kayda ve kaile alınmış ki? Ben zaten günlük gıdamı alıyordum yazdıklarımdan sanırsınız ki meleklerin gaipten getirdiği taşıdığı bir ziyafet sofrası yazmakla iştigal olduğum ve acıkan karnımı doyurup huzurla uyumama vesile olan o şölen sofrası:
Ah, Tanrım neler yoktu ki o sofrada?
Anne yapımı mercimek çorbasından tutun da sarmaya kadar hele ki köfte patates tadında uzun uzun yazdıklarım üstelik her biri kalori deposu olduğu halde şişkinlik bile yapmayan üstelik sizi rahatlatan gevşeten.
Şiirlerim ve ben.
Kalıbımın insanıydım madem ve işte kalıbıma göre yazıp çiziyordum hele ki sensizlikle yoğrulan günler geceler yok mu?
Öyle uzun uzadıya saatler boyu yazmayı ne çok isterdim gelin görün ki ilham perim bir yokluğa karışıyordu ki ara da bulasın: eh hal de böyle oldu mu bazı günleri susuz aç geçirmeye başladım.
Evet, son zamanlarda yaşadığım tam olarak bu idi.
Ne ziyafet sofrasından haber vardı ne de ilham perimden.
Suni teneffüs yapan yapay zekâ ile de işim olmazdı madem…
Ne de olsa milenyumun çok gerisinde kalan seksenli yılların çocuğu.
İyi de artık çocuk filan da değildim hele ki annemden sonra tamamen kaybolmuştu çocuksu sızlanmalarım nazım niyazım.
Kim çekerdi ki benim nazımı niyazımı?
Yine de evet, yine de çocuk kalbim hala atıyordu zaten bu idi beni ayakta ve hayatta tutan.
Şiirlerse yüreğimin mızrabı.
Ruhumun gergin teli.
Sözcüklerin efendisi olmak başlı başına mutluluk iken…
Bazen şiirlerin de beni kesmediği olduğu için yazılar ve hikâyeler hatta romanlar yazmak diğer tutkum idi aslında halen de lakin önceki hızımı kaybettiğimi hissediyorum son bir senedir.
Bununla sakit olsun dedim mi de yeme de yanında yat.
Nefesim daha bir açıldı derdimi paylaşınca uykum zaten kaçkın.
O halde şölen sofrasına buyurun elbet şiirler ve dostlar başköşede.
Şiirle kalın ve de sevgiyle…
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.