Emeğin Sırtındaki Yük Ve Bozulan İş Barışı
İsme gerek yok, bulunduğum belediyede 12 yılı aşkın süredir çalışan bir belediye emekçisiyim. Dile kolay; 12 yıllık özel sektör tecrübemin üzerine eklenen bu 12 yılda, kurumumun farklı müdürlüklerinde görev aldım; son 5 yıldır da Hukuk İşleri Müdürlüğü’nün idari ve mali işler bürosunda görev yapıyorum.
Kâğıt üzerinde statüm “işçi” olsa da, bu büroda yapmadığım, el atmadığım tek bir iş dahi kalmadı. Yıllık bütçenin hazırlanmasından performans ve faaliyet raporlarının oluşturulmasına, işçi puantajlarının takibinden satın alma süreçlerine ve kurumsal yazışmalara kadar idari ve mali işlerin tüm omurgasını neredeyse tek başıma yürütüyorum. Yılların getirdiği tecrübe ve iş ahlakım gereği, önüme gelen hiçbir işe “bu benim görevim değil” demedim, elimden geldiği kadarıyla her işi layıkıyla ve zamanında bitirmeyi kendime borç bildim.
Ancak geriye dönüp baktığımda görüyorum ki, çalışma hayatındaki aksaklıklar sadece tek bir alana özgü değil. 12 yılımı verdiğim özel sektörde de, 12 yıldır emek harcadığım kamuda da sistem ne yazık ki benzer adaletsizlikler üretiyor. Evet kamuda görev yapıyorum ve yine evet özel sektöre göre kesinlikle mali açıdan çok daha iyi imkanları var. Bu anlamda tabi şikayetçi değilim ama benim serzenişim iş barışını bozan bu malum durum. Özel sektörde güvencesizlik ve yoğun çalışma baskısı altında yıpranırken, kamuda ise imkanlar daha iyi olsa da statülerin ve rahatlığın arkasına sığınan bir anlayışla çalışma barışı zedeleniyor. Sistem, nerede olursanız olun çalışan insanın sırtına daha çok yük bindirmek, duran insanı ise idare etmek üzerine kurulu sanki.
Bunu söylerken kimse beni yanlış anlamasın; işini hakkıyla yapan, dürüstçe çalışan, kurumuna değer katan tüm memur arkadaşlarımı elbette tenzih ederim. Onların emeğine ve duruşuna saygım sonsuz. Fakat maalesef ki özellikle yılların getirdiği alışkanlıkla "nasıl olsa iş güvencem var" rahatlığına erişmiş, bu sebeple de bürosuna ait tüm işleri uzun zamandır ikili ilişkilerini kullanarak yardım bahanesiyle başkalarına yaptırmış tabiri caizse eski memurlarda durum tam olarak böyle.
Nitekim şu an çalıştığım dört kişilik büroda benden başka üç arkadaşım memur statüsünde. İmza yetkisi sebebiyle sorumluluğu ve iş yükü daha fazla olması gereken bu kadrolar, pratikte maalesef tam tersi bir tablo sergiliyor. Bürodaki asıl iş yükünün, zaman alıcı ve risk taşıyan tüm süreçlerin tamamı benim omuzlarımda iken, diğer arkadaşlarımın günlerini asgari bir çabayla yani oturarak geçirmeleri çalışma ortamındaki dengeyi tamamen bozuyor. Siz söylemeden ben söyleyeyim kamu kurumları istisnalar hariç çalışmayan özellikle "memur" kadrosundaki insanlara maalesef ki yaptırım uygulamıyor.
Bu yazı, sadece kendi yaşadığım bir kırgınlığın dışa vurumu değil; hem özel sektörde emeğinin karşılığını arayan hem de kamuda iş yapmanın mükafatı olarak daha çok iş yüküyle karşılaşan tüm emektarların ortak sitemidir. Çalışmaktan, üretmekten asla kaçınmadım; ancak emeğin değersizleşmesi, bir kişi gece gündüz koştururken diğerlerinin sadece unvanının rahatlığıyla izleyici kalması vicdanları yaralıyor.
Kurumsal başarının da, toplumsal huzurun da temeli adalettir. Nerede olursa olsun; çalışanla çalışmayanın ayırt edildiği, iş yükünün hakkaniyetle paylaşıldığı ve iş barışının korunduğu bir çalışma düzeninin kurulması dileğiyle...
Özellikle söylemem gerekiyor. Edebiyat evi vasıtasıyla insanın içini dökebilmesi kendi şahsım adına bulunmaz bir nimet.
Saygılarımla.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.