Betonların Arasında Bir Nefes Mekanların Ruhu Ve O Gizli Köşeler
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte şehrin o tanıdık, ağır gürültüsü üzerimize çökmeye başlar. Birbirine benzeyen gri binalar, yüksek duvarlar, aceleyle biyolojik bir ritim yakalamaya çalışan kalabalıklar… Yıllardır bu akışın içinde koştururken, binaların yalnızca harçtan ve tuğladan ibaret olmadığını, her yapının aslında kendi içinde sakladığı sessiz bir ruhu olduğunu fark ediyorum. Yaşadığımız sokaklar, mesai harcadığımız koridorlar veya her gün önünden fark etmeden geçip gittiğimiz taş yapılar; hepsi biz fark etmesek de zamanın, yaşanmışlıkların ve duyguların izini taşır.
Peki, bu kadar gri ve sert bir dokunun ortasında insan kendi iç sesini nerede duyar?
Benim için cevap, o kalabalık hengamenin ortasına gizlenmiş, herkesin ilk bakışta fark edemediği "gizli köşelerde" saklı. Bazen yüksek beton blokların ardında kalmış küçücük bir çay bahçesinin ahşap sandalyesidir bu, bazen eski bir yapının gölgesinde unutulmuş sükunet dolu bir avlu, bazen de şehrin tepesinden rüzgarı hissettiğiniz sakin bir seyir noktası. O mekanlara adım attığınız an, dışarıdaki o yıpratıcı acele kapının dışında kalır. Şehrin uğultusu çekilir; yerini kendi içinizle baş başa kaldığınız derin bir nefese bırakır.
Mekanların ruhu dediğimiz şey, aslında biraz da bizim oraya ne taşıdığımızla ilgilidir. Yağmur yağdıktan sonra beton kokusunun arasından sıyrılıp burnumuza gelen o ıslak toprak kokusu, taş duvara vurup kırılan akşamüstü güneşi ya da eski bir köşe başında durup şehri izlerken zihinde beliren bir dizenin ağırlığı… İşte o an, mekan briket ya da çimento olmaktan çıkar; insanın hissiyatına ayna tutan canlı bir varlığa dönüşür. Betonların katılığı, içimizdeki o ince, zarif ve dingin alanı yok etmeye yetmez; yeter ki biz o gizli köşeleri bulmayı ve orada durup bir an olsun nefes almayı bilelim.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.