Padişahım Çok Yaşa 9 Bölüm Âl İ Osman Oluyor da Âl İ Mithat Neden Olması
PADİŞAHIM ÇOK YAŞA-9. BÖLÜM / ÂL-İ OSMAN OLUYOR DA ÂL-İ MİTHAT NEDEN OLMASIN?
1974-1975 Öğretim yılında bir taraftan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde okuyor diğer taraftan İstanbul/Bakırköy- Kartaltepe Muhtarı Hacı Yusuf Nurel’in yanında katiplik yapıyordum.
Eski bir Kuvay-i Milliyeci olan rahmetli Yusuf Amca, o günlerde bana Osmanlıca derslerimde hayli yardımcı oluyor, okuyamadığım metinleri okuyordu.
Bir gün bir belgede Mithat Paşa’nın adı geçti. Ben Lise ders kitaplarından edindiğim bilgilerle ‘’ Büyük bir adam, eşsiz bir hürriyet kahramanıymış. ‘’ dediğimde Yusuf Amca’dan hiç beklemediğim bir cevap geldi: ‘’ Bugüne kadar Osmanlı Ailesinin saltanatı oldu, bundan sonra Mithat Ailesinin saltanatı olsa olmaz mı ‘’ diyecek kadar hürriyet kahramanı, cumhuriyet taraftarıydı. ‘’ Dedi.
O günlerde kendi kendime ama içimden ‘’ Sen Emin Oktay’dan daha çok mu biliyorsun? Sen bizim tarih öğretmenlerimizden daha çok mu biliyorsun?’’ Demiştim ya yıllar sonra baktım evet Emin Oktay’dan da bizim tarih öğretmenlerimizden de, bu konulara asla dokunmayan fakülte hocalarımızdan da daha çok biliyordu. Ya da duydukları vardı.
****
Evet, geçen bölümlerde Mithat Paşa’dan bahsederken Padişah II. Abdülhamit’in onu 5 Şubat 1877’de görevden azlettiğinden bahsetmiştim.
Bu aslında bir azil değildi. Mithat Paşa, Osmanlı-Rus Savaşının aleyhimize bir şekil alması sebebiyle zehir zemberek bir tezkire yazmış ve bu tezkire de basına sızdırılmıştı. Normalde II. Abdülhamit’in onu hemen azletmesi gerekirdi ama tam tersine defalarca konağına haber gönderdi görüşmek için, lakin Mithat Paşa bizim Latif Doğan gibi ‘’ Padişahın kızı olsan küstüm’’ diyordu adeta. Yani Padişahın ‘’ Gel konuşalım ‘’ Çağrılarına cevap vermiyordu.
Koskoca padişahın trip çekecek hali yoktu. ‘’ Madem öyle azlettim seni ‘’ dedi ve demekle de kalmayıp Mithat Paşa’yı yurt dışına sürdü.
Mithat Paşa bir müddet İtalya, İspanya, Fransa, İngiltere, Avusturya gibi ülkeleri dolaştıktan sonra II. Abdülhamit ‘’ Hadi gel, Girit’te yaşa ailenle ‘’ dedi.
Sonra af damarları daha da kabardı ve ‘’ Haydi seni Suriye Valisi yaptım.’’ Dedi.
Suriye’de 1880’de merkezi yönetimle arası bozuldu yine ve iki defa istifa ettiyse de Padişah II. Abdülhamit, anlaşılamaz bir sebeple ( İngiltere’nin ve Masonların baskıları olabilir ) bu istifaları kabul etmediği gibi Mithat Paşa’ya ‘’ Haydi gel, seni İzmir valisi yaptım. ‘’ Dedi.
İşte bu İzmir günlerinde konağında sık sık eski dostlarıyla ( Mesela Namık Kemal ve Ziya Paşa ) bir araya gelen Mithat Paşa, bir gece kurdukları içkili sofrada ‘’ Bugüne kadar Âl-i Osman hükmetti, bundan sonra Âl-i Mithat hükmetse ne olur ki ‘’ dediği, ve bu dediklerini de doğrudan doğruya Namık Kemal’in Padişaha jurnallediği yolunda söylentiler oldukça çoktu.
Sultan II. Abdülhamit’in bizzat kendisi tarafından kaleme alındığı iddia edilen hatıralarında da bu olaya değinilmektedir ancak bu kitabın ne kadar II. Abdülhamit’in kaleminden çıktığı şüphelidir ama?
Ama benim Hacı Yusuf amcam bile ( Ki Kuvay-i Milliyeye katıldığında henüz 16 yaşındaymış. Mithat Paşa’nın ‘’ Âl-i Osman yerine Âl-i Mithat gelse ne olur ‘’ sözünü babasından duymuş. ) biliyorsa demek ki II. Abdülhamit döneminde Bursa’daki Sağır Sultanın bile duyduğu, bir şeymiş bu laf.
***
Bu söylentiler haliyle II. Abdülhamit’in kulağına kadar gitmiş ve sonunda Adliye Nazırı Ahmet Cevdet Paşa’ya ‘’ Git tutukla şu herifi, sonra da karşıma dik ‘’ Dedi.
Ahmet Cevdet Paşa, Mithat Paşa’yı tutuklamaya gittiğinde durumu anlayan Mithat Paşa, İzmir’deki Fransız Konsolosluğuna sığındı.
Ahmet Cevdet Paşa daha sonra Fransız Konsolosuna Mithat Paşa’nın canına dokunulmayacağı ve kendisine ciddi bir ceza dahi verilmeyeceği konusunda teminat vererek Mithat Paşa’yı konsolosluktan aldı.
Bundan sonrasını yine İsmail Hakkı Uzunçarşılı , resmini gördüğünüz eserinde özet olarak şöyle anlatıyor
Ahmet Cevdet Paşa, Mithat Paşayı Fransız Konsolosluğundan almıştı ama Mithat Paşa tehdit ediyordu. Diyordu ki : ‘’ Bana bir kötülük edecek olursanız katibimle İngiltere’ye yolladığım Maslak Kararnamesini sadece Osmanlı Devleti değil tüm dünya öğrenir.’’
Ahmet Cevdet Paşa, bu tehditi de iletti Sultan II. Abdülhamit’e ve işin ilginç tarafı Mithat Paşa’nın katibi gerçekten de ortalıkta yoktu.
Peki neydi Maslak kararnamesi?
*****
Bir darbe ile Osmanlı tahtına oturan V. Murat, amcası Abdülaziz’in katli ve hemen peşinden Çerkes Hasan Olayından sonra iyice tozutmuştu. Öyle ki: Krizlere giriyor, bazen saraydan cuma selamlığına çıkmamak için direniyordu. Ata ters biniyordu. İntihar girişimi gibi kendini denize atıyordu. Velhasılıkelam ondan bir padişah olmayacağı kesindi.
Bunun üzerine Maslak'taki köşkünde oturmakta olan veliaht Abdülhamid ile görüşmelere başlanıldı. Mithat Paşa o günün en kuvvetli adamıydı. Abdülhamid'in bu görüşmeler sırasında bilerek ve isteyerek, planlı bir şekilde kendisini profili düşük, kullanılabilir ve yönlendirilebilir bir adam olarak gösterdiği bilinmektedir. Zira bu intiba onun padişahlığını kolaylaştıracaktı ve böyle de oldu.
II. Abdülhamid 31 Ağustos 1876'da tahta çıktı çıkmasına da esas iddialar da burada başlıyordu. Mithat Paşa'nın kendisini şartlı bir şekilde tahta çıkarttığı ve hatta Abdülhamid'den imzalı bir senet aldığı söylendi.
Peki Bursa’daki sağır sultanın bile dilinde olan ve ‘’ Maslak Ahidnamesi ‘’ olarak dillerde dolaşan böyle altı imzalı bir belge var mıydı?
Böyle bir belge hiç bir zaman ortaya çıkmadı. Ama var olduğuna dair ipuçları da yabana atılacak cinsten değildi. Mesela : (İsmail H. Uzunçarşılı-Midhat ve Rüştü Paşaların Tevkiflerine Dair Vesikalar, TTK, Ankara 1987).
Sonrası malum:
Mithat Paşa 1881’de Yıldız Sarayında kurulan mahkemece Sultan Abdülaziz’in katlinde rol oynadığı gerekçesiyle idama mahkum edildi . Ancak Padişah II. Abdülhamit bu idamı onaylamadı ve idam cezasını sürgüne çevirerek Mithat Paşa’yı Taif’e yolladı.
Taif’te 7 Mayısı 8 Mayıs 1884’e bağlayan gece zindanda boğularak öldürüldü.
Sultan Abdülaziz’in ölüm sebebi nasıl ki ‘’ İntihar ‘’ diye yazılmış idiyse Mithat Paşa’nın ölüm sebebi de kayıtlara ‘’ Şirpençe ‘’ diye geçti.
*****
Velhasılıkelam Maslak Ahidnamesi diye bir belge hiç bulunamadı ama Sultan II. Abdülhamit’in -olmayan- Maslak Ahidnamesinden çok daha büyük dertleri vardı.
Mesela müstebit padişah Abdülhamit(!) tarafından ağzına ve ayağına ve dahi kalemine pranga vurularak (!) susturulmuş olan ( ya da zorla susturulmaya çalışılan( ! ) basın, Padişah II. Abdülhamit’in, ağabeyi V. Murat’ı delirtmek için bir büyücüye ( gelecek bölümde onun kim olduğunu da yazacağım ) onun balmumundan heykelini (Bez bebek kadar bir şey, kocaman bir heykel değil ) yaptırtıp, bu heykele iğneler batırdığını, her iğne batırdığında Sultan V. Murad’ın daha da delirdiğini yazıyordu ve maalesef buna inanan çok insan vardı.
İşin içinde Kur’an-ı Kerimin üzerine oturma(!) bile vardı ve tüm bunlar II. Abdülhamit tarafından susturulmuş(!), baskı altında tutulmuş(!), devamlı sansürlerle tek kelime doğru(!) haber yazamayan(!) basının yazdıklarıydı. II. Abdülhamit aşağı, daha doğrusu bu aşağılıklara tükürse adı sansürcüye çıkıyordu, yukarı tükürse bu aşağılıklar daha da azıtıyorlardı.
****
Eğer sıkılmadıysanız devam ediyorum inşallah.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 3
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.