M Fikret Ünalan Kasabanın Alileri Sanatçı Zekası Sanatçı Duyarlılığı
M.FİKRET ÜNALAN-KASABANIN ALİ’LERİ- SANATÇI ZEKASI- SANATÇI DUYARLILIĞI.
Yıllar yıllar önce Rahmetli Münir Özkul yanlış hatırlamıyorsam TRT-1 Televizyonunda anlatmıştı:
Daha sahnelere yeni yeni adım atmaya çalıştığı günlermiş ama sahnelerin onca tozunu yuttuğu halde henüz sahneye çıkamamış.
Derken bir gün oynanacak olan oyunda çok kısa bir rol için bir elemana ihtiyaç duyulmuş.
Yönetmen, genelde sahneyi ve seyircilerin oturduğu yerleri temizleyen ve sahneye çıkmak aşkıyla yanan Münir Özkul’u yanına çağırmış ve sormuş:
-Elimde küçük bir rol var. Oynamak için sahneye çıkmak ister misin?
Münir Özkul içinden ‘’ Sahnedeki sanatçılar o sahneye çıkabilmek için aylarca ezber ve rol provaları yaparken benim oynayacağım nasıl bir rolmüş ki ben hiçbir ezber ve prova yapmadan sahneye çıkacağım? ‘’ dese de yönetmene ( O da yanlış hatırlamıyorsam Muhsin Ertuğrul’du.) ‘’ Tamam oynarım. ‘’ Demiş.
Yönetmen başlamış anlatmaya:
-Sen sahnenin giriş kapısı önünde elinde bir tepsi ve içinde kahve fincanı ile bekleyeceksin. Sahnedeki paşa, ellerini çırpıp ‘’ Nerede benim kahvem? ‘’ Dediği anda içeri girip ‘’ Buyurun Paşam kahveniz ‘’ diyecek, sonra çıkacaksın.
Münir Özkul önce ‘’Tamam ‘’ demiş ama sonra gururuna yedirememiş. ‘’ Herif benimle resmen dalga geçti. Böyle rol mü olur? ‘’ Demiş ve tiyatro binasını terk etmiş.
Bu arada oyun başlamış ama kahveci yok. Yönetmen telaşa kapılmadan tiyatronun çaycısına anlatmış ve demiş ki ‘’ İşin kolay. Her zaman yaptığın şeyi yapacaksın. Sahneye girip paşa rolündeki oyuncuya kahveyi verip çıkacaksın.’’
Bu arada Münir Özkul da ‘’ Çok ayıp ettim. Rolün büyüğü küçüğü olmaz.’’ Deyip gidip çay ocağından bir tepsi ve fincan alıp sahne kapısı arkasında paşanın el çırpmasını beklemeye başlamış. Ama sahnenin diğer kapısının arkasında da çaycı beklemekte.
Derken paşa el çırpmış ‘’ Nerede benim kahvem ?’’ diye. Sahnenin bir kapısından Münir Özkul, öteki kapısından çaycı girmiş elinde tepsiyle.
Siz olsanız böyle bir durumda ne yapardınız?
Evet siz olsanız ne yapardınız bilemem ama Atatürk’ün ‘’ Sanatçı el öpmez, onun eli öpülür.’’ Diyerek elini öptürmediği Vasfi Rıza Zobu vardır paşa rolünde sahnede.
Gayet sakin bir şekilde aynen şöyle der:
-Gece içkiyi fazla kaçırmışım galiba. Bizim çaycıyı çift görüyorum.
*********
Bu anıyı neden anlattım?
Videodan da anlayacağınız üzere bir tiyatro eserinin sahnelenmesinden bahsedeceğim size.
Oyunun adı: Kasabanın Alileri
Yazarı: Muzaffer İzgü.
İşte bu oyunu Aydın/ Kuşadası- Güzelçamlı Beldesi Atatürkçü Düşünce Derneği sahneye koymaya karar verdi ve aylar süren bir çalışmadan sonra 15 Ağustos 2026’da akşam saat 21.00’da sahneye çıktılar oyunda rol alan insanlar.
Oyundaki dört Ali’den biri de sitemizin göz bebeği, sevgili ortağım ( diğer editör ) Mehmet Fikret Ünalan idi.
Videoyu seyrederseniz göreceğiniz gibi diğer Ali’ler gibi sonradan görme değil anadan doğma varlıklı olan Adem Ali rolünü çok güzel oynadı Mehmet Fikret Ünalan arkadaşımız. O yörenin şivesinin tam hakkını verdi.
Ancak, böyle ufak yerlerdeki halk tiyatrolarının kaderidir: Özellikle de seyretmek ücretsiz olunca millet oyun başlar çeneleri açar, oyun biter hâlâ konuşmaya devam eder.( Öğretmenlik hayatım boyunca başımdan çok geçtiği için iyi bilirim. )
Ama yine de güzel bir ses düzeni kurmuşlardı. Bizim otuz sene önce camilerden rica minnet aldığımız ses düzenleri gibi cızırdamadı, lambaları yanmadı ses düzenlerinin.( Şimdi herhalde o lambalı ve yanmasın diye karşısına vantilatör koyup soğuk hava üflettiğimiz anfiler kullanılmıyor. ) Dolayısıyla da sahnedekilerin ne konuştuğu anlaşılıyordu.
Her şey güzel seyrediyordu vesselam. Ancak videonun 37. Dakikasının 45. Saniyesinde hiç hesapta olmayan bir şey oldu:
Oyunun sahnelendiği salona oldukça yakın olan Cami’den ezan sesleri yükselmeye başladı ‘’ Allahuekber, Allahuekber ‘’ diye. (Videoyu izlerseniz siz de duyacaksınız.)
Sahne devam etse hem ezana saygısızlık olacak hem de ezanın sesinden sahnede konuşan hemşire rolündeki sanatçının ne dediği anlaşılmayacak.
Sahne devam etmese, oyunun metninde böyle bir durum söz konusu olmadığından oyuncular ne yapacak?
İşte o noktada Mehmet Fikret Ünalan üstad bir saliseden de az bir zaman içinde çözümü buldu:
Önce hemşire rolündeki sanatçıya
- Hemşire Hanım ! Ezan-ı Muhammedî okunuyor. Az sonra kaldığımız yerden devam ederiz.
dedi.
Sonra diğer Ali’lere seslendi:
-Arkadaşlar ‘ Ezan-ı Muhammedî okunuyor. Susalım.
Evet, sahnedekiler sustular, ezan okunduktan sonra oyun kaldığı yerden devam etti. ( Montajda ezanın tamamını dinledikleri bu arada bekledikleri yok tabii olarak. Hemşire hanım daha önce söylediği ‘’Siz mektep-medrese görmüş insanlarsınız’’ sözünü tekrarlayarak devam ediyor. )
Bu nedir?
Bu sanatçının kıvrak zekasıdır.
İlk örnekte Vasfi Rıza Zobu, ikinci örnekte de Mehmet Fikret Ünalan kardeşim her sanatçıda olması gereken kıvrak zekasıyla soruna pratik bir çözüm getirmiştir.
Ama daha da önemli olan bir başka husus vardır:
Sanatçı dediğin toplum içindir. Sanatçıyı var eden şey içinde yaşadığı toplum ve o toplumun değerleridir. Sanatçı, içinde yaşadığı toplumla ve o toplumun değerleriyle bir bütün olmalı, o değerlere karşı hassas olmalıdır.
İşte Mehmet Firet Ünalan üstadımın - Piyesin ana metninde olmadığı halde- ezan okunurken hem kendisini, hem sahnedeki arkadaşlarını susturması onun profesyonel olmasa da büyük bir sanatçı olduğunu göstermektedir.
Ben piyesin bu sahnesini seyrettikten sonra bir kez daha geri sardım, videoyu ve aynı sahneyi ayakta seyredip alkışladım arkadaşımı.
Siz de lütfen seyredip alkışlar mısınız.?
Duyarlı Yüreğin solmasın sevgili Mehmet Fikret Ünalan.
Kendi adıma gönlümden kopan tüm alkışlar senin için.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.