Kuruyan Çamaşırlar
Annemin elleri ufalmış.
Bunu üstümüze titreyen sesinden değil,
Yıllarca leğen taşıyan, hamur açan o parmakların
Artık bir hırkanın düğmesini iliklerken
Sabırsızca titremesinden anladım.
Bir zamanlar
Sadece kokusuyla bile evi ısıtan kadın,
Şimdi iki bardak çay taşırken
Yere bakarak, adımlarını sayıyordu.
Anneler yavaşlayınca
Evin kalbi de ritim değiştiriyormuş.
O tıkır tıkır işleyen düzen,
Yıkanan çamaşırların ipe daha geç asılmasıyla,
Mutfaktan gelen o telaşlı seslerin
Derin bir sessizliğe gömülmesiyle duruluyor.
Biz büyürken
O bizi her şeyden koruyan gölge,
Yavaşça çekiliyor üzerimizden.
Geriye sadece minyon, yorgun bir beden kalıyor.
Dün akşam perdeleri kapatırken gördüm;
Omuzları biraz daha çökmüştü içeriye.
Sanki ömrü boyunca göğsünde taşıdığı o gizli yükü,
Artık bırakacak bir yer arıyordu.
İnsan büyüdüğünü,
Annesinin bükülen boynunu
Yukarıdan aşağıya doğru öpmek zorunda kaldığında anlıyormuş.
O gün, o mutfak tezgahının önünde
Zamanın saatlerden değil,
Onun tülbentindeki o solan çiçeklerden geçtiğini gördüm.
Şimdi ne zaman gitsem,
"Ben hallederim" diyorum, "sen dinlen."
Gözlerinde hep o aynı mahzun teslimiyet:
"Eski gücüm yok ki artık..."
Anneler en çok,
Etrafa yetemediklerini hissettiklerinde yaşlanıyor.
Bir gün o mutfaktan kokular yükselmeyecek.
O tülbent bir çekmecede katlı kalacak.
Ve ben, o hiç kimsede bulamadığım şefkati
Dünyanın hiçbir sığınağında bulamayacağım.
İşte bu yüzden,
Şimdi her fırsatta dizine yatıyorum.
Çünkü biliyorum;
Sonra açılan o boşluğu
Hiçbir anı doldurmaya yetmiyor.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.