Kıssalardan Bâki Olan'a
Bir yıldız gördüm gecenin bağrında,
Dedim ki: "Belki hakikat bundadır."
Sabah geldi, ışığı söndü ansızın,
Fânî olan nasıl ebedî kalır?
Bir ay doğdu sessiz ufuklar üstünde,
Gümüşten bir sırdı karanlık yüzüne.
Bir bulut örttü en parlak hâlini,
Kaybolan nasıl yol gösterir ömrüme?
Bir güneş yükseldi dağların ardından,
Kudretin yayıldı bütün cihana.
Akşam olup çekilince anladım;
Batanın önünde eğilmez alınlar!
Yıldızlar söndü, aylar karardı gökyüzünde,
İnsan aradı koordinatlarını insanlık izinde...
Bir ateşe baktım İbrahim misali,
Alevler korkuyu çağırıyordu.
Sen "Serin ol." deyince ateşe,
Yakmayanın yalnız Sen olduğunu gördüm.
Karanlık bir kuyu, Yusuf'un yalnızlığı,
Sessizlik konuşuyordu derinliğinde.
Meğer en derin çukurlar bile,
Sabra çıkan bir yolun başlangıcıymış.
Kokusu sindi Yakub'un ellerine,
Hasretle yıpranmış eski bir gömleğin.
Bir koku diriltir mi derken ölü ümitleri,
Yeniden bahar doğdu mahzun gönlüme.
Demir kapılar ardında bir zindan,
Yusuf yine huzurla bekliyordu.
Özgürlük bazen dışarı çıkmak değil,
Kalbi günaha kapatmaktır.
Musa'nın önünde yarılırken deniz,
Ardında korku, karşısında sular vardı.
Bir asa değdi teslimiyetle;
Duvar sandığım dalgalar yol oldu.
Nurla çevrildi ansızın bir dağ,
Sessizlik vahyin nefesini taşıyordu.
"Oku." diye indi ilk hitap,
Karanlık kalpler şafakla doldu.
Bir nefes yankılandı Hira'nın içinde,
Taşlar bile huşû ile dinliyordu.
İnsan o gün yeniden doğdu,
Kelâmın ilk ışığıyla.
Zaman aktı, asırlar devrildi birer birer,
Kimi tufanda boğuldu, kimi taşa döndü kalpler...
Bir gemi yüzdü tufanın ortasında,
Nuh'un çağrısı yükseliyordu dalgalardan.
Anladım ki kurtuluş bazen,
Kalabalığı değil hakkı seçmektir.
Uğuldayan bir rüzgâr Âd'ın üstünde,
Hud'un sesi fırtınaya karıştı.
Dağ gibi duran o kibirler,
Bir emrinle toza dönüştü.
Çölün ortasında yarıldı bir kaya,
Salih'in mucizesi yankılandı.
Taştan hayat çıkaran kudret varken,
İnsan neden taş kesilir?
Kalabalık bir pazar, gürültü içinde,
Şuayb'ın terazisi vicdanı tartıyordu.
Bir dirhem için eğrilen eller,
Bir ömür doğrulamaz eğriliği.
Kavurucu bir sıcak, çöken bir gölge,
Lut'un kavmi geçti gözlerimin önünden.
Hevesle kurulan koca şehirler,
Hakikatten uzaksa yıkılır sonunda.
Kurban taşında küçücük bir çocuk,
İsmail'in teslimiyeti vardı bakışında.
Kaybetmek sandığımız nice şey,
Rahmet olur Senin katında.
Coşkuyla fışkırdı çölün ortasında,
Zemzem aktı susuz dudaklara.
Çaresizliğin en kurak yerinde,
Rahmetin pınarı fışkırdı.
Derin bir yara Eyyûb'un teninde,
Acı sabırla secde ediyordu.
Şikâyet değil tevekkül konuşunca,
Dua göğe daha yakın oluyordu.
Bir balık yuttu gecenin içinde,
Yunus gibi kaldım darlığımda.
"Lâ ilâhe illâ ente..."
Dedim; karanlık rahmete döndü.
Dağların sessizliğini böldü bir ses,
Davud'un zikri rüzgâra karıştı.
Taşlar bile Seni överken,
İnsan nasıl susar?
Yol kenarında ürkek bir karınca,
Süleyman eğildi o küçücük sese.
Büyüklük taçta değildir,
En küçüğü işitebilmektedir.
İhtişam içinde yükselen bir taht,
Mülkün de bir emanet olduğunu öğrendim.
Hükmeden de muhtaçtır,
Rahmetine her nefesinde.
Uzak ufuklarda çırpınan bir kuş,
Hüdhüd sır taşıyordu kanadında.
Bazen en küçük elçi,
En büyük hakikati getirir.
Meryem'in odasında sessiz bir kapı,
Kimse yoktu; rahmet vardı.
Sebepler tükendiğinde,
Kudret yeniden konuşurdu.
Beşiğinde konuşan mucize bir çocuk,
İsa zamanın ötesinden seslendi.
Bir söz bazen asırlar aşar,
Çünkü kudret zamana sığmaz.
Gökten iner gibi bir sofra gördüm,
Yokluk ümide dönüşüyordu.
Mucize bazen ekmek değil,
İnanan bir kalbin kendisidir.
Mağaranın içinde parlayan bir kandil,
Ashab-ı Kehf uyuyordu huzurla.
Yıllar değişse de değişmeyen,
Sana sığınanların emniyetidir.
Medine ufkuna uzanan kutlu bir yol,
Hicretin izleri taşlara sinmişti.
Bazen iman,
Kalbi korumak için yürümektir.
Rüzgârda dalgalanan asil bir sancak,
Bedir'in sabahı doğuyordu yeniden.
Zafer sayılarla değil,
Tevekkülle yazılıyordu.
Yol kenarında mahzun bir yetim,
Rahmet Peygamberi geçti gönlümden.
Bir kalbi incitmemek bazen,
Bin secdeden ağır gelir mizanda.
Gecenin sonunda tek bir secde,
Bütün peygamberler aynı safta!
İbrahim'in ateşi,
Musa'nın denizi,
Yusuf'un kuyusu,
Yunus'un duası,
Eyyûb'un sabrı,
Meryem'in iffeti,
Muhammed'in nuru...
Hepsi tek hakikati söylüyordu.
Anladım ki;
Yıldız da geçer,
Ay da solar,
Güneş de batar,
Deniz yarılır,
Ateş söner,
Dağlar erir,
Tahtlar yıkılır,
Şehirler kaybolur.
Fakat Sen...
Ne batarsın,
Ne kaybolursun,
Ne eksilirsin,
Ne unutulursun.
Artık ne yıldızda ararım Seni,
Ne dağda, ne denizde, ne ateşte.
Çünkü bütün kıssalar tek bir kapıdır;
Her peygamber bir işaret,
Her mucize bir ayet,
Her imtihan bir davettir.
Ve bütün yollar,
Bütün secdeler,
Bütün gözyaşları,
Bütün dualar,
En sonunda
Yalnız Sana varır.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.