Tanrının Seçilmiş Kulu Olmak Uğruna 1 Bölüm İfratın Böylesi
TANRININ SEÇİLMİŞ KULU OLMAK UĞRUNA 1. BÖLÜM-İFRATIN BÖYLESİ
İfrat ve tefritten uzak durun. Aşırı giden helak olur.
Hz. Muhammed (S.A.S)
*****************
1635-1638 Yılları arasında Hollandalı bir ilahiyatçı olan Cornellius Jansen ortaya aslında yeni olmayan ama o güne kadar çok da rağbet edilmeyen yepyeni bir fikir attı. İleride Jensenizm olarak adlandırılacak olan ve Hıristiyanlık içinde bir akıma sebep olacak bu düşünceye göre Hz. İsa, Tanrı tarafından dünyaya günahkar olarak gözlerini açan tüm insanların değil, hatta kendisine inanan Hıristiyanların da değil Tanrı tarafından seçilmiş Hıristiyanların bağışlanması için Tanrı tarafından kurban olarak adanmış ve kurban edilmişti.
Yani her Hıristiyan için cennet garantisi, ebedi kurtuluş söz konusu olmayıp seçilmiş olmak lazımdı.
Seçilmiş olmak içinse bayağı bir gayret gerekmekteydi ki ‘’Bu gayretin nasıl bir şey olduğunu ne siz söyleyin ne ben anlatayım.’’ desem de anlatacağım tabii ki.
Evet, zamanın papası X. İnnocent, Tanrının seçilmiş kulu olmak için yapılanları veya yapılması istenenleri duyup, görünce dehşet içinde ‘’ Olmaz öyle saçmalık. Tanrının lütfuna kavuşmak yani seçilmiş kul olmak için önerilen ve yapılan bu işler sapkınlıktır.’’ Dedi ve Jensenizmi sapkın ilan etti.
Şimdi tabii ki merak ettiniz: ‘’Jensenistler Tanrının seçtiği insanlar olmak için neler yapıyorlardı ki? ‘’ diye. Oraya geleceğim tabii ki ama az sabır.
Böylece Jensenistlerin sesi bir süre çıkmadı.
Sonra 1700’lü yılların başlarında Fransa’da Kalvenizmle birlikte yeniden ortaya çıktı. Bunun üzerine Kral XVI. Lui, Papa XI. Clement’e ‘’ Gözünü seveyim Papa Hazretleri. Bir şeyler yap. Bu Jansenistler yüzünden din elden gittiği gibi benim krallık da senin papalık da sallantıya giriyor.’’ deyince papa kolları sıvadı ve 1713’de Unigenitus adı verilen bir fermanla Jensenizm bir kez daha sapkınlık olarak ilan edildi ama ilginçtir ki Jensenist olmayan din adamlarının önemli bir bölümü dahi özgür düşünceye set çektiğini düşündükleri bu fermana karşı çıktılar. Bir yerde Papa’ya ‘’Sana ne oğlum? Vatandaş Tanrının seçilmiş kulu olmak için ne yaparsa yapar, seni ne ilgilendirir. Sen efendi efendi papalığını yap, milletin inancına da karışma.’’ Derler.
******
İşte böyle çalkantılı bir dönemde Fransa’da François De Paris adlı biri ortaya çıktı ve sonra bakın neler oldu?
Babasının ‘’ Ulan oğlum ohu da hakim makim ol. ’’ ısrarlarına rağmen ille de ‘’ Ben papaz olacağım.’’ diye tutturan François de Paris, özellikle de çiçek hastalığı yüzünden yüzü korkunç bir hal aldıktan sonra kendisini tamamen Jensenizme kaptırdı.
1713’de anne-babası ölünce ailesinin mülkünü sattı, parayı yoksullara verdi ve Saint-Marceau'nun yoksul bir mahallesinde bir münzevi olarak yaşamaya başladı.
Kendini Aziz Francis'e örnek aldı ve birçok kişi tarafından yerel bir aziz olarak kabul edildi.
Aktif bir itirazcı olan Paris, 1720'de Unigenitus'a karşı protestoda bulunarak , eseri "Şeytanın işi" olarak nitelendirdi. Evet, adam koskoca Papa’ya Şeytan, onun yayınladığı fermana da ‘’ Şeytan işi ‘’ diyordu. Tabii ki biraz da Fransa’da Engizisyon’un çoktan kalkmış olmasının verdiği rahatlıkla diyebiliyordu. İspanya’da yaşıyor olsaydı çoktan yağlı kazığa oturtulur veya yakılırdı.
Neyse efendim. François de Paris sonra başladı Tanrının seçilmiş kulları arasına girme faaliyetlerine.
* Kendini kırbaçlama uygulamasına başladı .
*Çıplak ayakları kaldırım taşlarında yürümekten kesik ve morluklarla doldu.
*Eski bir dolabın üzerinde uyudu,
*Etini yırtan demir tellerle dolu bir çarşafla kendini örttü.
*Kıldan bir gömlek, dikenli metal bir kemer ve sağ koluna bir zincir taktı.
*Sırtından kan akana kadar demir uçlu bir kırbaçla kendini dövdü, başkalarına dövdürdü.
*En soğuk kış günlerinde bile ısınmak için ateş yakmadı.
Böylece Tanrı tarafından seçileceği inancıyla kendi kendisine yapmadık işkence bırakmadı.
Böyle bir hayata uzun süre dayanılamazdı. O da dayanamadı ve 1 Mayıs 1727’de 36 Yaşındayken öldü.
Saint Medard’daki cenaze törenine bir kardinal dahil, oldukça kalabalık bir ruhban ve halk topluluğu katıldı.
İnsanlar onun cenazesinde saçlarından bir tel, elbisesinden bir parça bez, tırnaklarından bir parça, tabutundan bir kıymık hatta mezarından bir avuç toprağa -aziz bir hatıra olarak- sahip olabilmek için birbirlerini çiğnedi adeta. [Ayetullah Humeyni’nin 3 Haziran 1989’daki Cenaze töreninde de benzer bir manzara yaşanmış ve Humeyni’nin cesedi, kefeninden bir parça beze sahip olmak isteyen sevenleri yüzünden çırılçıplak kalmış, taşındığı sal, koparılan parçalar yüzünden taşıyamaz hale gelince Humeyni paldır küldür yere düşmüştü çırılçıplak. Bu cenaze töreninde izdihamdan – resmi rakamlara göre- sekiz kişi ölmüş, on bir bin kişi yaralanmıştı. ]
Evet, 1727’de François de Paris gitmişti ama kavga bitmemişti. Tam tersine kavga daha yeni başlıyordu.
Cenazeden kısa bir süre sonra, François de Paris’in mezarı, mezarın bulunduğu mezarlık ve kilise dini hac ziyaretlerinin yapıldığı bir yer haline geldi aynen bizdeki İzmir/Selçuk- Meryem Ana evi gibi. Ya da Isparta Yalvaç ilçesinde bulunan, Pisidia Antiokheia Antik Kenti’ndeki St. Paul Kilisesi gibi( Aziz Pavlus ve Aziz Barnabas’ın burada vaaz verdiğine inanılıyor ve Türkiye’de maalesef pak çok vatandaşımızın varlığından bile habersiz olduğu bu ilçeye 2025 Yılı Ocak ayı başlarında 40.000 Hıristiyan hacı ziyaret için gelmiş.
Tekrar François de Paris’e dönecek olursak: Hayranları, onu aziz olarak öven ilahiler bestelediler. Şehrin önde gelen Jansenistlerinin çoğu aziz ilan edilmesini istiyorlardı ve Kardinal Noailles bu süreci başlatmıştı.
*******
François de Paris’in gömüldüğü Saint Medart Mezarlığının kısa zamanda Hıristiyanların hac yeri haline gelmesi İslam dünyasındaki Şeyh Adiy bin Müsafir olayına benzer biraz.
Adiy bin Müsafir, aslında bir Ehl-i Sünnet alimidir. Abdülkadir Geylani ekolündendir. 1116’da Kabe’ye gidip Hacı olduktan sonra Irak’a geçip Laleş Vadisinde yerleşmiş o çevredeki insanları irşada başlamıştır.
Bu arada gerek hikmet dolu öğütleriyle, gerek kerametleriyle bölge insanı üzerinde oldukça etkili olmuş ve nihayet 1162’de ölmüş ve fotoğrafta gördüğünüz türbeye defnedilmiştir. Ancak ondan sonra tarikatın başına geçenler zamanında yol da değişmiş, yordam da ve uzatmayalım zavallı şeyh Adiy’in türbesi ve Laleş Vadisi, Ezidiliğin merkezi olmuştur.
François de Paris’in mezarının, onun ölümünden sonra bir hac yerine dönüşmesi de benzer bir olaydır.
*****
Burada kesiyorum. Eminim ‘’Devamı var mı?’’ dediniz. Olmaz mı asıl ne varsa devamında var.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.