Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Maskeler Kibirli Gülüşler Ve Kârsız Ticaret

Bismillahirrahmanirrahim.


Düşmanınızı bildiğinizde tedbirinizi alırsınız, değil mi?

Zira duruşu nettir, rengi bellidir. Peki ya dost görünüp arka tarafta kuyunuzu kazanlar?

Yüzünüze gülüp, arkanızı döndüğünüzde sizinle dalga geçenler?


İşte hayatın en yorucu, en yıpratıcı şeylerinden biridir samimiyetsizlik. Bakara Suresi’nin 8. ayetiyle birlikte Kur’an bizi tam da bu insan tipiyle yüzleştirir:

“İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde ‘Allah’a ve ahiret gününe inandık’ derler.” (Bakara 8)


Münafık, bukalemun gibidir. Rüzgâr nereden eserse o tarafa yatar. Müslümanların sunduğu o emniyeti, huzuru, itibarı ve imkânları ister ama o inancın getirdiği sorumlulukları, dürüstlüğü ve helal çizgisini asla sırtlamak istemez. Güya çok stratejik davranırlar...


Ayet devam eder:

“Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar; oysa sadece kendilerini aldatırlar da farkında olmazlar.” (Bakara 9)


İnsanın kendi kurduğu yalan dünyasına ilk önce kendisinin kurban olması ne acı bir durumdur!

Kalplerinde bir hastalık başlar. İlk yalanı söylerken vicdanları sızlar belki ama zamanla o yalan yaşam tarzına dönüşür. Ve onlar yalanı dürüstlüğe tercih ettikçe, Allah da o hastalığı kalplerinde artırır.


Yalan deyince, şaka bile olsa yalan söylemememiz gerektiğini anlatan şu hadisi hatırladım:


“Haklı bile olsa çekişip didişmeyen kimseye cennetin kenarında bir köşk, şakadan bile olsa yalan söylemeyen kimseye cennetin ortasında bir köşk, iyi huylu kimseye de cennetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine ben kefilim.”

(Ebû Dâvûd, Edeb, 7; Tirmizî, Birr, 58)


Konumuza dönecek olursak, bu insanların en büyük özelliği nedir bilir misiniz?

Kendi kötülüklerini “iyilik” sanmaları.


Ayette şöyle denir: Onlara “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.” denildiğinde verdikleri cevap o kadar tanıdıktır ki:


“Biz ancak düzelticileriz (ıslah edicileriz)!”

Bugün de öyle değil mi?

Kul hakkı yiyen, rüşvet alan, torpil yapan, ortalığı birbirine katan kimse “Ben kötüyüm.” diye ortaya çıkmaz. Hepsi bir kılıf bulur: “Biz ortamı yumuşatıyoruz, işimizi yürütüyoruz, devrin şartlarına uyuyoruz...” Yıktıkları yuvaları, bozdukları adalet çarklarını “düzeltmek” sanırlar.


13. ayete geldiğimizde o maskenin altındaki devasa kibir dökülür:

Onlara, "İnsanların inandıkları gibi siz de inanın" denildiğinde ise, "Biz de akılsızlar (sefihler) gibi iman mı edelim?" derler…


Ayetin kullandığı “sefih” kelimesi; aklı kıt, uyanık olmayan, hesabını bilemeyen kimse anlamlarına gelir.

Münafık zihniyet; helalinden kazanan, kul hakkından korkan, ahireti düşünen o dürüst insanlara içten içe acır. Onları “enayi, saf” görür. Kendini ise çok “akıllı, işini bilen” sanır. Oysa Kur’an bu kibri tek cümleyle yıkar:


“…İyi bilin ki asıl akılsızlar kendileridir fakat bilmezler.”


Peki ne yaparlar; 14. ayette resmedilir:

İman edenlerle karşılaştıkları zaman, "İnandık" derler. Fakat şeytanlarıyla (münafık dostlarıyla, kendi karanlık odaklarıyla, elebaşlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, "Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz ancak onlarla alay ediyoruz" derler.


Ne müminlerin yanında izzetle duracak yürekleri vardır, ne de karşılarında duracak bir samimiyetleri...


Peki Allah onların bu tavrına nasıl karşılık verir?

15. ayet şöyle buyurur: “Gerçekte Allah onlarla alay eder (alaylarından dolayı onları cezalandırır); azgınlıkları içinde bocalayıp dururlarken onlara mühlet verir.”


Ne kadar sarsıcı bir karşılık, değil mi?

Onlar müminlerle alay ettiklerini sanıyorlar. Kendilerini akıllı, karşılarındakileri ise saf ve kandırılabilir görüyorlar. Oysa Kur’an, gerçek durumun hiç de onların düşündüğü gibi olmadığını bildiriyor.


İnsan bazen kendi kurduğu oyunun içinde o kadar başarılı olduğunu zanneder ki, oyunun kendisine kurulduğunu fark etmez. Onlar da müminleri küçümseyip kendilerini üstün görürken, aslında kendi sapkınlıklarının içinde daha da derinleşmektedirler.


Buradaki “mühlet” de ayrıca düşündürücü. Allah hemen cezalandırmıyor. Onlara zaman veriyor. Onlar ise bu zamanı, doğru yolda olduklarının bir işareti sanabiliyorlar.


Oysa bazen insana verilen süre, onun haklı olduğunun değil, imtihanının devam ettiğinin göstergesidir.

Ve 16. ayet, onların anlamaktan çok hoşlandığı o dilden, ticaret diliyle, bilançoyu önlerine koyar:

“İşte onlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almış kimselerdir. Bu yüzden alışverişleri onlara kâr getirmemiş ve (sonuçta) doğru yolu bulamamışlardır.”


1) Sermayeleri neydi?

Doğdukları o temiz fıtrat, kalplerindeki doğruluk potansiyeli...


2) Neye sattılar bunu?

Geçici dünya çıkarlarına, uyanıklık zannettikleri sahtekârlıklara...


3) Sonuç?

Büyük bir iflas.


Ne dünyada aradıkları huzuru bulabilirler ne de ellerinde tutacak bir şey kalır.

Şimdi dönüp bir soralım kendimize:

Bizim de zaman zaman “İşi yürütmek” adına dürüstlükten taviz verdiğimiz, uyanıklık sandığımız hallerimiz oluyor mu?


Rabbim bizleri, doğruluğu safdillik, dürüstlüğü kayıp, haramı ise uyanıklık sananlardan eylemesin. Kalplerimizi samimiyetten ayırmasın.

Bizi, başkalarının kusurlarını görmekten önce kendi kusurlarımızı fark eden kullarından eylesin.

Hidayete karşılık sapıklığı satın alanlardan değil, hidayetin kıymetini bilenlerden eylesin.


Âmin.


Allah’a emanet olun.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Maskeler Kibirli Gülüşler Ve Kârsız Ticaret

mesut-tutunculer mesut-tutunculer