Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
(0 oy)

Hale Getirdi Bu Hâle


Hale Getirdi Bu Hâle


Geç saatlerde yatıyor, geç kalkıyordu. Gazeteye geldiğinde saat 11.00’di. Dağınık masasındaki sandalyesine oturdu. Yeni bir gün, yeni bir yazı...


Laptop’unu çıkardı, çantasındaki kâğıtları masasının üstüne bıraktı. Aldığı dipnotlarını aradı. Yakın okuma gözlüğünü takarak notlarını okumaya başladı.


Sıradan bir yaşam... Gün, diğer günlerden farksızdı. Hiç şikâyet etmez, küçük isyanlarını yutkunur, öfkesini saklardı. Uzun yıllar aynı masada, aynı odada günlük yazılarını yazar; haklı eleştirileri kabullenir, yersiz tepkiler karşısında sessiz kalırdı.


Kapıyı çalmadan açan kadın, kısık bakışlarıyla yarım ağız:


— Günaydın, dedi.


Kırk yaşlarında, iyi giyimli, sarışın kadın, tok bir sesle sordu:


— Kenan nerede?


— Kenan?


— Evet, Kenan. Dün yazdığınız yazıda bahsettiğiniz Kenan...


Adamın yüzü ağlamaklı bir gülümsemeyle tuhaf bir hâl aldı. Ne söyleyeceğini bilemedi. Birkaç saniye içinde birçok şeyi düşündü. Derin bir nefes alarak masasının önündeki deri kaplı koltuğu gösterdi.


— Lütfen oturur musunuz?


Kadın, katladığı gazeteyi önündeki sehpaya koydu. Titreyen elini çantasına sokup sigara paketini çıkardı ve izin almadan sigarasını yaktı.


— Bakın beyefendi, bu yazıda bahsettiğiniz Hale benim. Yazınızdaki Kenan da beni üç yıl önce terk edip giden adam. Yaşadıklarımızı bu denli bilemezsiniz. Mutlaka Kenan anlattı. Kenan nerede?


Adam boğulacak gibiydi. Gömleğinin yakasından bir düğme daha açtı. Kör bakacak kadar gözlerini kadından kaçırıyordu. Anlamsız bir solumanın ardından derin bir nefes aldı.


— Evet, o yazıyı ben yazdım. Kenan ve Hale isimleri sadece benzerlikten ibaret. Yazım, inanın, kurgu. Kahramanlarını da tanımıyorum. Ne sizi ne de Kenan’ı tanırım.


Kadın alaycı bir gülümsemenin ardından ses tonunu biraz daha yükselterek sorgusuna devam etti.


Her soruda adam biraz daha küçülüyor, korkularını belli ediyordu. Ne söylese kadını inandıramıyordu. Yaşamında ilk kez bir yazısının acısını omuzlarında hissetti. Bir isim benzerliği, adamı darmadağın hâle getirmişti.


Kısa zaman içinde birçok şey düşünüyor, kadının gitmesi için bildiği duaları okuyacak kadar ezberlerini hatırlıyordu. Sessiz tövbeler ediyordu.


Kadın birden ayağa kalktı. Sehpanın üzerine bıraktığı gazeteyi aldı ve adama fırlattı.


— Şimdi gidiyorum. İyi düşünün. Yarın yine geleceğim. Bana Kenan’ı bulacaksınız veya yerini söyleyeceksiniz.


Kapı sertçe kapandı. Kadın gitmişti.


Adamın düşünceleri bulanık, bakışları şaşkındı. Defalarca beyaza bürünen sakallarını ovaladı. Penceresini açtı, derin bir nefes almak istedi. Belirsiz hareketlerinin farkına vardığında telefonuna sarıldı.


Çayını söyledi.


Ne yapacağına karar veremiyor, dingin düşünemiyordu.


Böyle bitik ve yorgun olduğu zamanlarda tek sığınağı Neriman’dı. Neriman; on yıllık dostu, arkadaşı, dert ortağı, “her şeyim” diyebildiği gerçek bir dosttu.


Onu arayıp onunla dinlenmenin, paylaşmanın huzuruyla bir kahve eşliğinde kendine gelebileceğini düşündü. Cep telefonundan Neriman’ı aradı.


— Canım, nasılsın?


— Eh, iyiyim.


— Hayırdır? Sesin tuhaf geldi. Bir şey mi oldu?


Neriman, yarım ağız:


— Yok, bir şey, diye tekrarladı.


Adam birkaç saniye bekledikten sonra:


— Bu akşam bir yerde oturalım. Ben de iyi değilim. Biraz dertleşiriz.


— Gelemem. Sen Hale ile git.


— Hale!


— Evet, Hale. Dünkü yazında övüp bitiremediğin, çılgınca aşk yaşadığın, seni terk edip giden kadın.


Adam gülmek istedi ama gülmeyi becerecek kadar aklı başında değildi. Kendini toparladı.


— Lütfen, Neriman. Böyle biri yok. Varsa bile ben Kenan değilim.


— Hale’yi bana daha önce anlatmalıydın.


Ve birden kadın telefonu kapattı.


Yaşamda bazen öyle bir çıkmaza girersiniz ki ne anlatabilirsiniz ne de sizi anlayabilirler. Gelgitlerde sıkışır, kaybolup gidersiniz. Belirsizlik, insanı yok edecek kadar sessiz bırakır.


Adam, yok olmak üzere olduğunu hissetti. Kendini ifade edemediğini, her söylediğinin gerçek olmadığını düşünüp Hale’yi yaratan beynini parçalamak, Hale’yi yazan ellerini kırmak istedi.



İki büklüm oturduğu koltuğundan doğruldu. Dolabın arkasındaki boş mukavva kutuyu alarak özel eşyalarını içine koymaya başladı.


Beyaz köpüklü bir okyanusta boğuluyordu sanki.


Böyle durumlarda hayatı yenilemek, yeniden doğmak için:


“Ya eşini, ya işini ya da yaşadığın şehri değiştireceksin.”


Bu sözü hep duyardı.


Eşi yoktu. İşi de sadece yazmaktı. Geriye yaşadığı şehri terk etmek kalıyordu.


Kararını verdi.


Kızını aradı.


— Merhaba canım, müsait misin?


— Duruşmaya giriyorum. Yarım saat sonra arayabilir miyim?


— Hemen dön bana.


— Tamam, babacığım.



Bir çay daha söyledi. Sigarasını yaktı. Bu son sigarası olmalıydı. Onu da bırakmaya karar verdi.


Sigarasından derin bir nefes çekerken paketi avuçlarının arasında sıktı ve çöp tenekesine attı.


Telefonu çaldı. Arayan kızıydı.


— Duruşman erken mi bitti?


— Tanıklar gelmediği için ileri bir tarihe ertelendi. Hayırdır, baba?


— Sadece dediklerimi yap, hiçbir şey sorma. Aldığım kararı uygulayacağım. Şimdi oturduğum evi en yakın zamanda satacaksın, eşyaları da dağıtacaksın. Huzurevine yerleşeceğim.


— Peki baba. Aldığın karara saygılıyım. Lütfen bir kez daha düşün.


— Sadece dediklerimi yap. Giderken uzun uzun konuşuruz.


Aniden aldığı bu karar bedenini rahatlatmıştı. Küçük bir tebessümle telefonu kapattı.


Yeni bir yaşama yelken açmanın huzurunu düşündü. Huzur duyabileceği bir huzurevinde...


Cemil’i aramalıydı.


Cemil, lisede birlikte okuduğu, üniversiteyi ayrı okumalarına rağmen devamlı telefonla konuştuğu, hâlen Ege’nin bir ilçesinde huzurevi müdürlüğü yapan, saygı duyduğu ve güvendiği bir dostuydu.


Vakit kaybetmeden Cemil’i aradı.


— Cemil, merhaba. Nasılsın?


— Başkan! Sesini duyan cennetlik. Nerelerdesin?


Lisede lakabı “Başkan”dı ve arkadaşları hâlâ ona Başkan diye hitap ederdi.


— Gelmek istiyorum. Müsait misin?


— Ne demek müsait misin? Her zaman beklerim.


— Ziyarete değil. Orada uzun süre veya hiç dönmemek üzere kalmak istiyorum.


— Huzurevinde mi kalacaksın?


— Evet.


— İyi düşündün mü? Biliyorsun, burada kalmak için birtakım prosedürler var.


— Evet, biliyorum. Kızım gerekli belgeleri hazırlıyor. Üzerime düşen ne varsa yerine getireceğim.


Bir saat sonra yola çıkacağını, akşamüstü orada olacağını söyledi. Vedalaştılar ve telefonlarını kapattılar.


Yazı işleri müdürünü arayarak ayrılacağını ona da söyledi. Nedeni olarak sağlık sorunlarını gösterdi.


Özel eşyalarını topladı ve arabasına taşıdı. Eve uğrayıp giysilerini hazırladıktan sonra kızının bürosuna gitti. Konuştular.


Cep telefonu numarasını değiştireceğini ve yeni numarasını yalnızca kızının bileceğini söyledi. Zaten huzurevinde cep telefonuna da ihtiyacı yoktu.


Gün batımında huzurevine geldi. Arabasını park etti ve Cemil’i arayarak geldiğini söyledi.


Kapıya kadar gelen Cemil’le kucaklaştı.


Cemil sordu:


— Başkan, bu hâlin ne?


— Hale getirdi beni bu hâle.


— Hale?


— Lütfen yaramı deşme. Sonra konuşuruz.


Cemil, kalacağı odaya kadar ona eşlik etti. Eşyalarını yerleştirdi.


Adam yatağına uzandı. Tavanın karanlığına bakarken sinsice gülümsüyordu.


Onu Hale getirmişti bu hâle. 


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Hale Getirdi Bu Hâle

Zafer ATAYGÜL Zafer ATAYGÜL