Yağmurdan Sonra
Yağmurdan Sonra
Yağmur akşamüstü ansızın başlamıştı. Birkaç dakika içinde bahçenin taşları parlamış, dut ağacının yapraklarından iri damlalar sarkmış, evin önündeki toprak koyu bir renge bürünmüştü. Pencerelerin camlarında yağmurun bıraktığı ince izler hâlâ duruyor, aralarından görünen gökyüzü yavaş yavaş açılıyordu. Nermin, salonun ortasında duran eski koltuğa oturmuş, önündeki çaya dokunmadan dışarıyı seyrediyordu. Ev kalabalıktı. Mutfaktan tabak sesleri geliyor, bahçeden çocukların koşuşturmaları ve arada bir yükselen kahkahalar duyuluyordu. Fakat bütün bu sesler Nermin'e başka bir evden geliyormuş gibi uzaktı.
Kardeşi Murat kapının önünde göründü.
“Yine ne düşünüyorsun?” diye sordu.
Nermin cevap vermedi.
Murat pencereye yaklaştı. Perdeyi biraz aralayıp dışarı baktı.
“Yağmur durmuş.”
“Gördüm.”
“Bahçe mis gibi kokuyor.”
Nermin başını çevirmedi.
“Bana artık hiçbir şey güzel kokmuyor.”
Murat bir süre sustu. Sonra pencereyi açtı.
Nemli hava bir anda içeri doldu. Toprağın kokusu salona yayıldı. Uzakta bir kuş, yağmurdan sonra ilk kez öter gibi kısa bir ses çıkardı.
Nermin gözlerini kapattı.
“Niye açtın?”
“Çünkü evin içinde fazla kaldın.”
“Ben evin içinde değilim.”
Murat şaşırdı.
“Nasıl yani?”
Nermin gözlerini açıp pencerenin dışındaki bahçeye baktı.
“Ben o günün içinde kaldım.”
Murat ne diyeceğini bilemedi.
Nermin'in babası üç ay önce ölmüştü. O günden beri ev aynı evdi, bahçe aynı bahçeydi, duvardaki saat aynı saatte aynı sesle çalışıyordu. Fakat Nermin'e göre bütün bunların anlamı değişmişti. Babasının sandalyesi boş kaldığından beri evin hiçbir köşesi eskisi gibi görünmüyordu.
Murat pencerenin önünde durdu.
“Babam yaşasaydı sana kızardı.”
Nermin hafifçe gülümsedi.
“Ne derdi?”
“‘Bahar gelmiş, sen hâlâ kışta oturuyorsun,’ derdi.”
Nermin'in gülümsemesi biraz daha belirginleşti.
“Evet. Aynen böyle söylerdi.”
Bahçeden yeniden kahkahalar yükseldi.
Nermin başını kaldırdı.
Bir süre sesleri dinledi. Sonra ayağa kalktı.
Murat şaşkınlıkla baktı.
“Nereye?”
“Bahçeye.”
“İyi misin?”
Nermin cevap vermeden kapıya doğru yürüdü.
Eşiği geçtiğinde ayakkabısının altında ıslak toprağın yumuşaklığını hissetti. Dut ağacının dallarından hâlâ birkaç damla düşüyordu. Eğilip bir yaprağa dokundu.
Yaprak parmaklarının arasında titredi.
Nermin uzun zamandır ilk kez derin bir nefes aldı.
Toprak kokusu içine doldu.
Babası geldi aklına.
Bir yaz akşamı, yine aynı bahçede oturuyorlardı. Babası elindeki hortumla çiçekleri suluyor, Nermin ise ona yardım etmek yerine gölgede kitap okuyordu.
“Şuna bak,” demişti babası.
“Neye?”
“Çiçeğe.”
“Görüyorum.”
“Hayır, görmüyorsun.”
Nermin kitabından başını kaldırmıştı.
Babası gülümsemişti.
“İnsan bazen bir şeye bakar ama onu göremez. Bunun için biraz yaşaması gerekir.”
Nermin o zaman bu sözün ne anlama geldiğini anlamamıştı.
Şimdi anlıyordu.
Bahçenin ortasında durdu.
Gökyüzü tamamen açılmıştı. Yağmur bulutları uzaklaşırken mavi, akşamın üzerine ağır ağır yayılıyordu. Yaprakların üzerinde kalan damlalar son ışıkta küçük cam parçaları gibi parlıyordu.
Murat yanına geldi.
“Güzel değil mi?”
Nermin başını salladı.
“Çok güzel.”
“Az önce hiçbir şey güzel kokmuyordu.”
“Bazı şeylerin güzel olduğunu anlamak için insanın önce içindeki yağmurun dinmesi gerekiyor.”
Murat ona baktı.
“Bunu babam mı söyledi?”
Nermin gülümsedi.
“Hayır. Bunu şimdi ben söyledim.”
İkisi de sustu.
Bahçedeki insanlar konuşmaya, çocuklar koşmaya devam ediyordu.
Nermin ilk kez onların seslerinden rahatsız olmadı.
Hatta biraz daha yaklaştı.
Bir çocuk ayağının altındaki su birikintisine basıp kahkahayla bağırdı.
Nermin de güldü.
Murat şaşırdı.
“Ne oldu?”
“Hiç.”
“Gülüyorsun.”
“Evet.”
“Uzun zamandır ilk kez.”
Nermin gökyüzüne baktı.
“Babamın bir sözü daha vardı.”
“Ne?”
“Yağmurdan korkup eve kapanırsan, yağmurdan sonra açan gökyüzünü göremezsin.”
Murat başını salladı.
“Doğru söylemiş.”
Nermin bahçenin sonundaki yaşlı dut ağacına doğru yürüdü.
Ağacın altında babasının eski sandalyesi duruyordu.
Sandalye hâlâ boştu.
Nermin önünde durdu.
Bu kez sandalye ona acı vermedi.
Elini arkasına koydu.
“Ben geldim baba,” diye fısıldadı.
Sonra gökyüzüne baktı.
Yağmurdan sonra dünya yeniden yıkanıp önüne bırakılmış gibiydi.
Nermin ilk kez şunu düşündü:
Belki insan bazılarını kaybedince hayat bitmiyordu.
Belki yalnızca hayatın sesini bir süreliğine duyamıyordu.
Ve belki yağmurun asıl görevi toprağı ıslatmak değil, insanın gözlerini yeniden gökyüzüne kaldırmaktı.
Mehmet Aluç
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.