Ey Aşk Düş Yakamdan
Hangi duygunun kıyısında olduğumu bilmiyorum ve tüm kırılganlığımla kendimden özür diliyorum.
Metruk binalar gibi çoğu insan: ulaşması nerede ise imkânsız. Benimse içimde tuhaf ve devasa bir hazine var bir o kadar hırpani ve yıpranmış. Muadilime bir türlü denk gelemediğim.
İnsanlar var hem uzağımda hem yakınımda göz kontağı kursam bile bakışlarını benden kaçıran bense yüreği kendimden kaçırıyorum ve bunu tek müsebbibi yine ve sadece benim.
İçerlediğim ve içlendiğim kadar da dışlandığım ama bunu yapan yine benim kendime.
Kendinden mustarip bir yarayım hayli yamalı ama ağdalı olmayan.
Yerleşik düzende saklı bir gök taşıyım tüm düzeni sadece kâinata bağlı.
Derdest edilmiş cümleler ise yeniden bir araya gelmek adına beni bekliyor illa ki inşa etmeliyim illa ki derleyip toparlamalı bir düzene kavuşturmalıyım.
Ama ne mümkün!
Hele ki içimin dağınıklığı dışımdan da beter.
Aralıksız hizaya getirmem gereken neler ve kimler yok ki içimde?
Ya, dış ses?
İç sesim asla durağan değil mütemadiyen yakamdan çekiştiriyor beni hem de iki yakamdan sonra da o iki yakam asla bir araya gelmiyor.
Duyguların muadili bazen bir şiire denk düşen bazen bir nesre bazen bir hikâyeye ve yazdığım romanlar da yetmiyor içimin dağınıklığını derleyip toparlamaya ve yazıyorum ve düşünüyorum ve eyleme dönüştürüyorum gereken her ne ise en azından buna cesaret buluyorum asla da esaretinde olmadığım kadar bazı şeyleri ve çoğu insanı da dünde terk etmiş olmanın verdiği huzur ve öz güvenle.
Saydam yürekler diliyorum ama nerde?
Saydam olmam adına zorluyorum kendimi öyle ki zorlamama bile gerek kalmadan bir şeyler zaten beliriyor durduk yerde birileri zaten itekliyor ardımdan ama yetmiyor ben yetemiyorum kendime.
Tam da kendimi buldum ve toparladım derken tüm bağlantı kopuyor kendimle hayda sil baştan.
Öğrenciliğime dönüyorum yetmiyor öğretmenlik yaptığım yıllara gidip sürekli bir şeyler yazıyorum kara tahtaya ve diliyorum ki öğrencilerim henüz not almamışken bu sefer alt yazı geçiyorum dünyama ve tüm devreler yanıyor yetmiyor yanımdakilerin de devresi atıyor.
Ne elektrik şebekesi yanıt veriyor bu iletişimsizliğe ne de alt belleğim yetiyor ve öz bilincine sadık bir bilim insanı gibi kuramlar geliştirmeye çalışıyorum ve bu sefer de yüzüme gözüme bulaşıyor kuram fazlalıkları.
Kendime fazla geldiğim.
İnsanlara aykırı oysaki hatırşinas ve iyimserim ve iyiliksever ama bu sefer de yanlış anlaşılıyorum.
Karmaşık bir yapısı var benliğimin ve belleğimin ve de yüreğimin ama bir o kadar da net:
Yap işlet devret modeline uygun:
Sev ilet boş ver gitsin… diyemediğim çünkü boş veremediğim kadar baş da vermiyor toprağa ektiğim tohumlar: ya toprak kuruyor susuzluktan ya da verdiğim aşırı su bitkiyi çürütüyor.
İletişim kopukluğu ya da iletişim fazlalığı.
Durağan değilim.
Hareketli ve hatırşinas.
Sessiz değilim.
Sadece suskun bazen yeri geldi mi çalçene.
Hangi renk diye de sormayın çünkü kümülatif bir tabanda zeminde karışık bir tonlamanın renk cümbüşüyüm.
Tıpkı aşk gibi.
Çünkü aşk da karmaşık ve adeta renk kuşağı.
Gök kubbeye misilleme yapan yüreğim gibi ben de karmaşık bir yapıdayım ve tam da kendimi buldum kendimi çözdüm derken…
Ey, aşk, düş yakamdan!
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.