Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
23.09.2026 · 84 · 1 · Tahmini 3 dk okuma
Yıldız Yazı 24.09.2026
PDF olarak indir

“Çanakkale 4 Seleksiyon” şiirini çevrimdışı oku.

İndir
5 (1 oy)

Çanakkale 4 Seleksiyon

ÇANAKKALE: %4 SELEKSİYON


03.15 / Göz (Gemi Jurnali)


Karanlık, dökme demir.

Boğazın suyu bu gece yağlı,

gazyağı kokuyor dip akıntıları.

Nusret’in güvertesinde paslı bir çivi başı

parlamıyor

yansıtmıyor göğü

gök bu gece yok.

Kömür tozunun içinden bir ses: "Yirmi altı."

Başka rakam kalmadı dünyada.

Yirmi altı demir küre suya bırakılırken çıkan o boğuk çof.

Deniz yutmuyor, saklıyor yerçekimini.

Esneyen sac, soğuyan buhar,

ve un çuvallarının üstünde uyuyan on yedi yaş.

Hepsi bu.




04.00 / Bürokrasi ve Cetvel (Başkomutanlık Vekili)


İstanbul’da odalar sıcak.

Harbiye Nezareti’nde mumlu kâğıtlar, pergeller ve kırmızı mürekkep.

Başkomutan Vekili Enver Paşa, parmağını haritada gezdiriyor:

altın yaldızlı apolet, pürüzsüz mermer.

Ona göre insan:

Telgraflarda birer rakam,

Liman von Sanders’in raporlarında beş haneli birer zayiat tablosu.


Berlin ve İstanbul arası çekilen şifreli hatlarda 

zaman, telgraf tıkırtısıyla ölçülür.

Masadaki haritada Gelibolu:

Ne çamurdur, ne de diş eti kanayan on yedi yaş.

Sadece Alman çeliğinin İngiliz donanmasını oyalayacağı 

stratejik bir tahkimat noktası.

"Dayanılacak," yazıyor resmi evraka hokka mürekkebiyle.

O mürekkep kurumadan önce,

ayakta, yarımadada iki bin gövde daha toprağın altına sızıyor.




04.45 / Görüş Hattı (Yarbayın Dürbünü)


Tepede zaman, kurşuni bir kadranın içinde döner.

Yarbay Mustafa Kemal, saatine bakıyor: gümüş kapak, çizik metal.

Conkbayırı’nda şafak, bir doğum değil,

gri bir tülün arkasından sızan barut kokusu.

Dürbünün dairesel camına sıkışan manzara:

Beş tümen, üç yüz nakliye gemisi,

ve ufku kapatan devasa hissiz zırhlı gövdeleri.

Deniz, çelikten bir şehir doğuruyor yavaşça.

Komut tek hece: "Ölmeyi."

Taarruzu değil, zaferi değil,

yalnızca etin çeliği yorma hızını emrediyor o ses.

Biliyor—

burada durdurulamaz olan şey mermi değil,

kendi gölgesinin üzerine basarak öne atılan o son adamın inadıdır.




11.20 / Dikey Kesit (Siperdeki Er)


Burada ölüm, yatay gitmiyor.

Seddülbahir’de iki siper arası sekiz metre.

Bir insanın üç büyük adımı

bir kurşunun saniyenin binde dördünde geçtiği o isimsiz boşluk.

Toprak ayak basılacak bir yer değil artık— 

açık bir ağız.

İngiliz çeliği ile Anadolu kireci aynı çamurun içinde harmanlanıyor.

Kimin kolu kimin mekanizmasına dolanmış; cetvel tutan generaller ayırt edemiyor.

Günde seksen gram peksimet; kurutulmuş zeytin tanesi,

dişin arkasında kırılan o sert çekirdek.

Diş etinin kanadığı o ince sızıda tarih duruyor,

açlık, vatandan daha hızlı konuşur.

Gözlerini kapatıyor er:

Memlekette un değirmeni dönerdi şimdi, su sesi gelirdi taşın altından.

Burada ise sadece şarapnelin sacı yırma sesi,

ve yanındaki arkadaşının nefes borusundan gelen o son, kesik hırıltı.




16.40 / Mekanik Ayıklama (Topçu Bataryası)


Mecidiye'de zaman, basınçla ölçülür.

Vinç dişlisi kırılmış, iki yüz on beş okkalık demir,

iki adamın omurgasında bir omurga daha oluşturuyor.

Seyit gözlerini kırpmıyor,

göz kapaklarının arkasında bile denizin üstünde patlayan o beyaz alevler var.

Namlu sıcak. Kundağın demiri adamın göğsünü dağlıyor.

Barut dumanı ciğere dolduğunda, ne bir marş duyuluyor ne de kutsal bir kelime.

Yalnızca metalin metale sürtünürken çıkardığı o kulak tırmalayıcı gıcırtı.

Ve Ocean, suyun üstünde bir dev gibi yalpalarken,

içindeki altı yüz insanın çığlığıyla birlikte

boğazın derin, karanlık tabanına doğru milim milim çöküyor.



20.00 / Kireç Koşusu (Geri Çekilme)


Sonra gökyüzü dikey kesilir.

Haritalar yırtılmaz, kurşunla delik deşik olur.

Anzak Koyu'nda bir konserve kutusunu tekmeler rüzgâr.

Terk edilmiş sedyelerin üstünde kurumuş iyot damlaları.

Büyük nutuklar tel örgülere takılıp kalmıştır.

Geriye sadece kıyıya vuran boş katır nalları kalır.

Bir yarımada haritadan silinmez elbet,

fakat metrekareye düşen altı bin mermiyle ağırlaşır zemin.

Toprak hafiflemez, aksine, demirle dolarak yerin merkezine doğru çeker üstündeki her gölgeyi.

Ve geride hiçbir şey kalmaz;

yalnızca her yağmurda yeryüzüne fışkıran,

toprağın altına gömülmüş o genç ve beyaz dişlerin kireci.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
5 (1 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Çanakkale 4 Seleksiyon

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık