Yansımalar Hücresi
Dışarıdan yapıştırılan ucuz etiketlerin uzağında,
etin ve kemiğin sustuğu dar sınır boylarında büyüyen bir özüm ben.
Ne mühürlenmiş soğuk bir isim, ne de masalarda unuttuğunuz o kurumsal kâğıtlar...
Turnikelerin gürültüsünde aniden duran,
kör pazarlarda yalnızlığı bir zırh gibi giyen,
ama gözünü kırpmadan her çiğ gerçeği kaydeden o dürüst bilincim.
Donmuş bir heykel değilim ben, kalıplara sığmam;
yaralarla bilenmiş, kırıldıkça genleşen tekinsiz çekirdeğim.
Her darbe eksiltmez bizi bu şantiyede, aksine derine iter;
çünkü insan, kusursuzluğundan değil,
aldığı yaraların derinliğinden tanır kendi çıplak gövdesini.
Dünya, insanı vitrine çıkardığı çürük yansımalarıyla tartar:
Mesleklerin, rollerin, tornadan çıkmış sahte takvimlerin...
Oysa hiçbir yansıma, odadaki aynanın asıl gövdesini temsil etmez.
Yansımayı cezalandıran kör kitlelerin suç ortağı değilim;
henüz haritası çizilmemiş, ışık sızmamış bir iç evrenin ta kendisiyim.
Başka insanların çatlak aynalarında kaybolmaktansa,
basmakalıp rollerin ortasında kendi şah damarımı hatırlarım.
Makyajı akıyor zamanın, yüzlerde geçici bir sahne provası.
İçerideki fay hattı sarsılmadıkça, hür uyanış dedikleri bir yanılsama.
Tenin altına saklanan eski yara, maskeler gülümsedikçe sızım sızım kanar.
Duymazdan gelinen çığlık, sağır ikindilerde susturulamaz;
İnsanı konforlu çürümeden çekip çıkaracak tek tırnak, odur.
Çarklar döndükçe etimizden eksilen uysal suretler...
Cam ekranların arkasında düğmelenmiş kurumsal gölgeler bıraktık.
Şimdi sokağın zemininde yürürken, kendi parçalarımıza basıp kanıyoruz.
Ama öz tektir; vahşi çekirdek, çokluğun sahte bağlarını kopardıkça parlar.
Kendi bütünlüğüne, kendi tenha odasına dönmeyi başaran bir zihin,
başka hiçbir sahte gökyüzünde yönünü kaybetmez.
Şimdi sormak gerek karanlık dehlizlerde kendi içimize:
“Bize dikilen bu dar elbiseyi mi giyiyoruz,
yoksa kendi derimizin altında, kendi yangınımızla mı yürüyoruz?”
Eğer göğüs kafesindeki çıtırtı etimizi sızlatıyorsa,
sokak lambaları sökülmeden, uykudan uyanmanın vakti çoktan geçmiştir.
Kendine fırlattığın her keskin soruyla sarsılır eski mabet.
Küllerinden değil, kendi uçurumundan doğar insan.
Gecenin en vahşi yerinde,
kendi gövdesini tutuşturan o dürüst, o dilsiz kıvılcımla.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.