Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum AtışmaYENİ Online Üyeler
01.10.2026 · 24 · 0 · Tahmini 7 dk okuma
PDF olarak indir

“Yediveren” yazısını çevrimdışı oku.

İndir
(0 oy)

Yediveren

Üsküdar’ın meydana yakın kısmında bir yokuş vardır; taşları yağmurda kararır, sabahları fırından çıkan ekmek kokusu yayılı verir sokağa. Yokuşun ortasında, bir bahçe duvarının dibinde, bir adam cağız oturur hep. Adı Rıza. Mahalle ona Rıza Amca der. Geçmişinde nasıl bir hayat yaşadı pek kimse bilmez, ama hayat Rıza Amcayı bir şekilde Üsküdar'a ve o yokuşun yakınındaki bir bank ve bir de fırın duvarı ile tanıştırmış nasıl tanıştırdıysa. Evi yok Rıza Amca’nın. Geceleri fırının arka duvarına yaslanır, tuğlaların sıcaklığı bir süre idare eder; üzerindeki paltosu hem yatağı olur geceleri hem de çatısı. Pek kimseden bir şey de istemez ama bırakan olursa da hayır demez Rıza Amca. O duvar dibinde ekmek kokusunu içine çeker. Birisi oracığa bir şey koyarsa başını kaldırır, bakar; ağzından tek kelime çıkmaz, yüzüne bakıldığında gözbebeklerinde bir ayet yazılıdır sanki ama okumayı bilenler okuyuverir . İhtiyacı gerçektir; ekmek kadar, soğuk kadar gerçek.

Aynı yokuştan her sabah bir adam iner. Adını söylemeyelim; kimse üzerine alınmasın diye değil ama mümkün olduğunca çok kişi üzerine alınsın diye. Çarşı ona Cömert der, çünkü eli açıktır. Çarşının tanınmış tüccarıdır, elli, elli beş yaşlarında, temiz giyimli, elleri hep paltosunun ceplerinde. Adı geçince insanların yüzü yumuşar. Dükkânına giderken Rıza Amca'nın duvarının önünden geçer çoğu sabah.

Şimdi aynı sabahı yedi farklı senaryoda olduralım; yedisinde de yokuştan inen adama Cömert diyelim, ama yedisi ayrı bir hâli temsil etmiş olsun. Yokuş aynı, ekmek kokusu aynı, duvar aynı, Rıza Amca aynı, cepteki para aynı. Değişen yalnız Cömert.

Birinci Cömert

Cömert o sabah yalnız başına o yokuştan iniyor. Taşlar ıslak. Rıza Amca'yı görüyor; eli paltosunun cebine giriyor Cömer'in. Parmakları cebindeki parayı buluyor, banknotun kenarını bir kez hissediyor parmak uçlarında. Eli cebinden boş çıkıyor. Adımlarını hızlandırıp, başını duvarın öte yanındaki ağaca çeviriyor; görmemiş gibi yapmanın en bilindik hareketi. Yokuşun dibine vardığında Rıza Amca aklında bile değil.

Cömert bir şey vermiyor. Çarşının "Cömert" dediği şey bir fark edilme hâlidir belki de. Cebindeki parayı okşayıp bırakamayan o parmaklar, Cömert'in kendine bile söylemediği bir hakikati söylüyor belki de. Bu birinci Cömert, birazdan gelecek olan diğer tüm Cömertlerin yalnız başınayken kim olduğudur.

İkinci Cömert

Yanında onu bir ömür takdir etmiş, alkışlamış dostları var bu sefer; konuşarak iniyorlar aynı yokuştan, gülüşleri biraz seslice. Cömert; Rıza Amca'yı görüyor duvarın dibinde. Eli cebine gidiyor ve iyi sayılabilecek bir miktarda para çıkartıyor cebinden. Tereddütsüz hem de. Eğiliyor, parayı Rıza Amca’nın avucuna koyuveriyor; koyarken avucunu bir an fazladan açık tutuyor Cömert. Rıza Amca başını kaldırıyor, bakıyor. Cömert o bakışı görmüyor, çünkü yanındaki dostlarının yüzlerindeki parıltıyı görmemeye çalışmakla meşgul. Yürüyorlar. Dostlarından biri alçak sesle ama birazda duyuracak şekilde yanındakine "işte bu yüzden Cömert derler ona" deyip gülümsüyor arkadan bir ses. Cömert duyuyor elbette. Duymamış gibi yapıyor ama.

Bu senaryoda; para Rıza Amca'ya verildi gibi görünse de, bakan gözlere verildi. Rıza Amca bu sabah bir insan olmaktan çıkıp bir sahne oldu sadece; Paranın müşterileri, etrafta yürüyenlerin gözleriydi. Avucun bir an fazla açık tutulması bunun göstergesi sanki; el, bakanlara zaman tanıyı verdi biraz. Buna "riyâ" ismini vermişler. Görülmek için yapılan iş, görene yapılmış iştir. Rıza Amca'nın göz bebeklerinde yazan o ayet bu sabah okunamadı belkide; Rıza amcaya bakan pek yoktu çünkü.

Üçüncü Cömert

Bu sefer yokuş bomboş, kimsecikler yok. Ne dost var ne de yoldan geçen biri. Cömert; Rıza Amca'yı görüyor yine duvar dibinde, eli cebine gidiyor ama bu sefer el cepte duruveriyor bir süre. Bir adım atıyor, iki adım. Verdi ve yürüdü. Yürürken içinde bir şey dolmaya başlıyor Cömert'in ama; boğazına doğru yükselen, anlatılmayı bekleyen bir şey sanki. Dükkâna varmadan komşu esnafa uğruyor hemen. Lafı dolaştırıyor, dolaştırıyor, sonunda söyleyiveriyor bir şekilde “ya bakın bu adamcağıza siz de bir şeyler verin ara sıra, nasıl mutlu oluyor yazık”. Söyleyince derin bir nefes alıyor oh çok şükür.

Bakan gözler gidince tereddüt geldi. O tereddüt, ikinci Cömert'in gerçek tercümesi gibi aslında. Gören çok olunca hafif olan para, bakan kimse yoksa etrafta ağırlaşıveriyor. Üçüncü Cömert yine de verdi vermesine; ama o verişe bakan gözleri, sadece ertelemiş oldu. Anlatma ihtiyacı, verişin henüz bitmediğinin işareti belki de. Bu sabah para muhtaç olana yani Rıza Amcaya verildi, verişin kendisi ise başkalarının kulaklarına. 

Dördüncü Cömert

Yine boş yokuş, yine ağırlaşan para, yine veriş. Ama bu Cömert, ilk üç Cömertten fazladan bir şey biliyor sanki: Kimseye anlatmaması gerektiğini. Anlatmıyor da zaten. Dişini sıkıyor, anlatmıyor. Aradan yıllar geçiyor. Bir kış akşamı bir dost sofrasında söz dönüp dolaşıp dilencilere geliveriyor; sofradakilerden biri "hepsi sahtekâr bunların" diyor. Cömert'in içinde yıllardır boğazına takılmış ama yutulamamış bir lokma gibi sessizce bekleyen bir şey kıpırdıyor o an. Bekliyor. kararını verdi sanki boğazını temizliyor önce ve zemini hazırlıyor: "Ben de dilencilere para vermem aslında, kimin ne olduğu belli değil." Konuyu biraz uzatıyor. Sonra, sanki ağzından kaçıvermiş gibi: "Gerçi böyle şeylerden anlatılmaz tabi ama bir kez, Üsküdar'da yokuşta bir amca vardı canım benim ya, gerçekten ihtiyaç sahibiydi çıkarttım verdim o zamanın parasıyla..."  Alelacele söyleyivermişçesine ve hemen konuyu kapatıp: "Neyse, asıl konu bu değil, önemli bir şey de değil zaten." İlk konuya dönüyor, biraz süslüyor sonra kapatıyor konuyu. Ama sofradaki herkes biliyor artık. O gece rahat uyuyacak Cömert.

Bu dördüncü Cömert, üçüncünün sadece sabırlı olanı belki de. Para yıllarca içinde, tahsil edilmemiş bir alacak gibi bekledi, bekledi... Sofradaki o kendiliğinden açılıvermiş sohbet fırsat işte, giriş, o "söz etmeyi sevmem", o "önemli de değil"; sanki içindeki o şeyin kendini tanıdığının işareti. Anlattıktan sonra gelen rahatlama, yıllardır taşınan bir yükten kurtuluşun verdiği bir iç rahatlaması belki de.

Beşinci Cömert

Rıza Amca yine aynı yerde. Bu seferki Cömert yüklüce de bir miktar verdi Rıza amcaya. Kimseciklere de anlatmadı bu seferki Cömert ve hiç anlatmayacak da; bunu başardı. Ama o sabah zihninden gitmiyor bir türlü. Arada bir geliyor aklına. Her gelişinde kendine bir şey söylüyor sessizce: “Ben de böyle bir insanım işte. Kimse bilmiyor, ama ben biliyorum. Ve bunun karşılığı bir yerde verilir elbet”; kimseye Anlatmadı Cömert. Fakat kendine anlatmaktan hiç vazgeçmedi.

Beşinci Cömert belki de en tehlikelisi, çünkü ihlâsa en çok benzeyeni. Seyirciyi dışarıdan aldı, içeri oturttu; artık kendi kendisinin sofrası gibi. Veriş, ne kadar iyi bir insan olduğunun kendisine kanıtı oldu, her aklına geldiğinde Rıza Amcaya verdiği o yüklü para biraz daha yüceliyor kendi gözünde. Alacak yine yazılı, sadece tahsil günü öteye alınmış. Para Rıza Amca'ya gitti ama mükafatı adama gitti; Beşinci Cömert hem veren hem alan oldu. 

Altıncı Cömert

Yüklü miktarı o da verdi, anlatmadı, anlatmak aklına da gelmedi. Ama parayı o avuca koyduğu anda, tam o anda, göğsüne tarif edemediği bir şey hissetti; “huzur”. Bir süre sonra başka bir sabah, başka bir muhtaç; tereddütsüz yine verdi, o his huzur yine var. Üçüncüsünde eli cebine giderken huzur çoktan gelmeye başlamıştı bile. Artık huzur için veriyordu. Muhtaç, huzurun satın alındığı yer belki de biraz.

Altıncı Cömert'i ikiye bölmek lazım. İlk anındaki huzur gerçekti; o an, araya bir şey girmeyince ne olduğunu bir an görmüştü ve o an, önceki altı sabahın en doğrusuydu belki de. İkinci verişte huzur bir bedel olmuştu; muhtaç, Cömert'e huzur ödüyordu artık. Beşinci Cömert'in mükâfatı öteden bugüne çekilmiş, ödeme günü yaklaşmış, ödeyen aynı kalmış. 

Yedinci Cömert

İniyor yokuştan. Rıza Amca'yı görüyor Cömert. Eli cebine gidiyor, para o Rıza Amca’nın avuca iniyor, Cömert yürüyor. Rıza Amca başını kaldırıyor, bakıyor; göz bebeklerinde yazan o ayet  okunuyor ve bu sabah o bakış boşa gitmiyor, çünkü bakılacak kimse kalmamış, yalnız bakış kalmış. Cömert dükkânını açıyor. Bitti. Bir daha aklına gelmiyor. Yıllar sonra biri sorsa hafızasını yoklasa hatırlamaz bile, hatırlasa dahi önemsiz bir ayrıntıyı hatırlar gibi flû bir şekilde hatırlar.

Ne gözlere, ne kulaklara, ne kendine, ne başka bir şeye; yalnız fiilin aktığı el oldu o sabah Cömert. 

İhlâs kelimesinin anlamı da bu belkide. Hadis "sağ elinin verdiğini sol eli bilmesin" der ya hani…

Çünkü sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi için, 'ben verdim' diyecek bir 'BEN' kalmaması gerekir. Ki o sabah o soğuk duvarın önünde ne kimse vardı, ne de 'ben' diyen bir adam... Yalnızca bir elden bir ele akan fiil ve bu hâlin içinde ete kemiğe bürünen belki de Cömert Suretinde görünen ve Rıza Amca'nın göz bebeğine yansıyan şu ayetti kim bilir: 'Biz, size ancak Allah’ın rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz.' (İnsan Suresi, 9)


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Yediveren

Cihan Akçeşme Cihan Akçeşme