Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Vasiyetnâme

Zamanın gönlün hissedişiyle ölçüldüğü kadim çağlarda, adı unutulmuş, lâkin nâmı hep kalmış bir köyün ağası yaşarmış.


Ağa, sadece konağın ve toprağın sahibi değil, nice hakîkatin ince sırrına da vakıfmış.

Rivâyet edilir ki bu ağanın nice erdemi, gökyüzündeki yıldızlar gibi parıldarmış. Her erdem bir diğerini doğurur; merhamet adalete, adalet tevazuya, tevazu sonsuz bilgeliğe gebeymiş bu köyde.


O devirde köydeki bolluk, ambarları zorlayan tahıldan da ibaret değilmiş. Asıl hasat gönüllerde yapılırmış.


Toprak, bereketin bizzat rahmiymiş. Çünkü kadim bir yasa hüküm sürermiş bu köyde:

“Muhabbet toprağa düşmeden evvel, gönle düşer.”


Canlar birbirlerine muhabbetle, derinlikle bakarlarmış. Kimse çıkarın peşinde koşmazmış. Kazanç, temiz niyetin kaçınılmaz sonucuymuş, lâkin temiz niyet ve aşkla ne yapılırsa elbet zaten çok tâlibi olurmuş.


Ağanın gönlündeki sonsuz güzellik, bir ayna misali köylünün de gönlüne, tohumun derinine, çiçeklerin kokusuna, mahsulün lezzetine aksetmiş.


Köylü ağayı konakta oturuyor, toprağın sahibi diye değil de içten gelen bir aşk ile muhabbetle severmiş.


Fakat vakit geldiğinde ağanın bedeni yılların yüküyle eğilmiş, ruhu ebediyete kanatlanmış.


O bilge ağa, ardında varlığın ve hakikatin haritasını da nakşettiği uzunca bir vasiyetname bırakmış.


Köyün en ihtiyar bilgesi, titreyen elleriyle vasiyeti açıp köylüyü meydanda toplamış.

Okuma tam kırk gün, kırk gece sürmüş.

Ağa:

“Erdemden ayrılmayın. Hakkı arzularınızdan aziz bilin. Varlığa aşkla bakın. Zira aşk, varoluşun mayasıdır.” diyormuş.


O gün köy meydanında ağlamayan göz, titremeyen yürek kalmamış. Gözyaşları sel olmuş.


Aradan uzun zaman geçmiş.

Büyükler o ürperişi çocuklarına anlatmış. Her yıl toplanıp vasiyeti okumak, vazgeçilmez bir töre hâline gelmiş.


Lâkin bir süre sonra görünmez bir zehir yavaş yavaş sızmaya başlamış köyün insanına.

Tarlalardaki sınırlar belirginleşmiş. Kardeşler toprağı “benim” ve “senin” diye ayırmaya başlamış önce.


Sabah uyanmanın niyeti, kardeşini selamlamak, toprağı sulamak değil, kardeşinden önce kalkıp daha fazla hasat kaldırmak olmuş.


Niyet bozulunca maya bozulmuş.

Toprak küsmüş. Mahsul cılızlaşmış, tatlar solmuş.


O cennet misali köy, kıtlığın ve hasedin kol gezdiği taş ve topraktan bir yere dönüşüvermiş kısa zamanda.


Ama gariptir ki çöküş arttıkça törenler daha gösterişli hâle gelmiş.

Köy halkı töresine öyle sıkı bağlıymış ki, her sene köy meydanında toplanıp aynı ilk günkü gibi vasiyeti okumak âdet olmuş,


Vasiyet okundukça köylü ağlıyor, dövünüyormuş.

Kim vasiyeti en güzel şekilde ezbere söylerse ödüller vermeye başlanmış.

Köylü vasiyette yazanın ne anlama geldiği ile pekte ilgilenmiyor ama, vasiyeti ezbere bilip en güzel şekilde okuyabilenler köy içinde makamlı sayılmaya başlamış.


Hak yiyenler ve hakkı yenenler, hepsi aynı vasiyeti okuyup gözyaşlarına boğulmuşlar.


Yüzyıllar, bin yıllar geçmiş. Savaşlar ve göçler yaşanmış.


Ağanın lisanı artık kullanılmaz olmuş.


Ama değişmeyen tek şey kalmış:

Töre ve Okuma.


Kelâm, dilde lafız olmuş.

Gönüller, yürek...


Lâkin okuma sadakatini asla terk etmemişler.


Dedeler, anlamını yitirdikleri ama lafzından da şüphe etmedikleri vasiyeti torunlarına ezberletmiş.


“Bak,” demişler gözleri dolarak, “en güzel şekilde ezberle.”


Ağa’nın köyünün çocukları, ellerinde gönüllerin en büyük hazinesinin haritası...


Onu en güzel şekilde ezberlemişler.

Okumuşlar… Okumuşlar…



Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Vasiyetnâme

Cihan Akçeşme Cihan Akçeşme