Tuval
Allah
önce beyazı yarattı.
Henüz hiçbir şey değildi dünya;
ışığın bile
kendine söyleyecek bir sözü yoktu.
Sonra insanı yarattı.
Bir avuç toprak değil yalnızca,
biraz ateş,
biraz korku,
biraz da ellerine bulaşacak renk bıraktı.
Allah yoktan var ederdi.
İnsan ise
var olanın içinden
yeni bir dünya çıkaracaktı.
Bu yüzden
Allah'ın Semi adı
insanın kulağında da yankılandı.
Biri işitir
öteki söyler.
Biri yaratır
öteki anlam verir.
Allah
tuvali göğün üzerine gerdi.
Yıldızları henüz çizilmemiş
küçük beyaz noktalar gibi bıraktı.
Dağları,
fırçanın değeceği sert yerler yaptı.
Denizleri
boyanın taşacağı kadar derin.
Sonra insan geldi.
Elinde bir fırça yoktu.
Kendi kanını sürdü tuvale.
İlk kırmızı
bir gün doğumu sandılar.
Oysa insan
kendi içinden bir renk koparmıştı.
Bir çocuk doğduğunda
tuvale bir çizgi daha çekildi.
Bir kadın ağladığında
denizin rengi koyulaştı.
Bir adam öldüğünde
göğün bir yerinde
boya kurudu.
İnsan çoğaldıkça
Yaratıcının tuvali küçülmedi;
aksine
insanın ellerinde
büyüdü.
Her insan
kendinden önce gelenlerin
kurumuş renklerini
yeniden ıslatıyordu.
Bazen savaşla.
Bazen aşkla.
Bazen bir ekmeği
ikiye bölerek.
Bazen yalnızca
bir yabancının yüzüne bakıp
“seni görüyorum” diyerek.
Allah tuvali yarattı.
Ama tabloyu
tek başına çizmedi.
Çünkü insan
boya olduğunu bilmiyordu.
Kendisini ressam sanıyordu.
Belki de
Tanrı'nın en ince çizgisi buydu:
Boyaya bir el vermek
ve ona
kendi rengini seçebileceğini düşündürmek.
Şimdi gökyüzüne bakıyorum.
Bunca yıldızın arasında
henüz bitmemiş
bir yer var.
Orası insan.
Orası sen.
Orası ben.
Yaratıcı
fırçayı bırakmış değil.
Ama bazı renkleri
artık bizim ellerimize bırakıyor.
Allah yoktan yaratır;
insan
var olanın yarasını
bir renge dönüştürür.
Ve bütün kainat
başından beri
Yaratıcının çizdiği bir resim değil,
bize
boya olmayı öğrettiği
bitmemiş bir tablodur.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.