Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Bir Pamuk Tarlasından Hayatın Kıyısına

Bir Pamuk Tarlasından Hayatın Kıyısına

Bir Pamuk Tarlasından Hayatın Kıyısına


6 Ekim 2026


İzmir'de devremiz Murat Bey ve eşi İclâl'le buluştuk. Onlar orada yaşayan kızlarını ziyarete gelmişler. Birlikte yola devam ederken verdiğimiz molalardan birinde pamuk tarlasını gösterdim. İclâl, “Ben daha önce hiç görmedim,” deyince, ben bir göz kırpması kadar kısa bir zamanda çocukluğuma ışınlandım.


Kuyu Mahallesi'nde kapı komşumuza pamuk ditmeye gidişlerim geldi gözümün önüne. Kozasından pamuğu nasıl da özenle çıkarırdım. Sonra çay muhabbetleri, çaya bisküvi banışlarım, leblebi kavruğu yiyişlerim... Bir pamuk tarlası, yılların üzerinden geçip çocukluğumun kapısını yeniden açıvermişti.


“Bizim oralarda bir zamanlar hem pamuk hem tütün çok ekilirdi. Şimdi azaldı gibi geliyor bana,” dedim. Yol uzadı, sohbet Ula'ya kadar geldi. Ula deyince de aklıma “Ula Ula” diye bir türkü düştü. Engin'e söyledim. Yolun kendi türküsü vardır bazen; bir yer adı, bir koku, bir tarla, insanı hiç beklemediği bir zamana götürür.


Birkaç gündür hava biraz serindi. Bugünse deniz daha güzel, hava daha yumuşaktı. Derken sohbetlerin o bildik konusu yine geldi: torunlar, gelinler, evlilikler...


Murat Bey'in torunlarıyla çekilmiş videolarını daha önce görmüştüm. Ne şeker dedeydi! Torunlarını sırtına bindirmiş, bildiğin at olmuş. Çocukları eğlendirirken aile olmanın inceliklerinden birini de yerine getiriyordu. Belki çocuklar onun sırtındayken devlerle savaşıyor, belki değirmenlere saldırıyordu. Kim bilir, Murat Bey o sırada torunlarının dünyasında bir Don Kişot'un atına dönüşüyordu.


Bir gün sonra oğlu, gelini ve kız torunları Defne de geldi. Aman pek şirin bir çocuk! Deniz kenarında kitabımı okurken kitabı merak etti, yanıma gelip kucağıma sokuldu. Kitapları seviyormuş. Severim böyle bıcırıkları.


İclâl hemen fotoğraflarımızı çekti. “Bana da gönder,” dedim. Sonra fotoğrafları okuma grubumuza da yolladım. Bir yanda deniz, bir yanda kitap, kucağımda küçük bir kitap meraklısı... Hayatın bazı kareleri açıklama istemiyor.


Ama bütün bunların arasında bir şeyi de düşünmeden edemiyorum. Torun sevmek elbette büyük bir mutluluk. İnsan sevdiği bir çocuğun elinden tutunca, onun gülüşünü görünce dünyanın başka bir yerine geçiyor. Kara Kaşlım da torun özlemiyle yanıyor. Onun bu özlemini anlıyorum. Fakat sohbetler durmadan evliliklere, gelinlere, torunlara dönünce insan ister istemez kendi hayatına da başka bir yerden bakıyor.


Benim çocuklarım henüz evlenmedi. Dolayısıyla onların da çocukları yok. Fakat ben bunu bir eksiklik olarak görmüyorum. Hayatın önünde tek bir yol yok ki... Bazen yollar ayrılıyor, insanlar başka yönlere sapıyor, başka dünyalar kuruyor. Çocuklarımızın kuracağı dünya da bize ait değil. Onların seçimleri, onların hayatları. Biz anne baba olarak o yolları onların yerine seçemeyiz; ancak hangi yolu seçerlerse seçsinler, arkalarında olduğumuzu bilmelerini sağlayabiliriz.


Üstelik insanın hayatı yalnızca çocuklarının hayatına bakarak sürmüyor. Bazıları torunlarının peşinden koşuyor, bazıları kendine dönüyor; edebiyat üretiyor, müzik yapıyor, kitap okuyor, yeni şeyler öğreniyor, dostluklarının içinde başka bir hayat kuruyor. Belki de hayatın güzelliği tam burada: Aynı yaşlara gelen insanların bile önünde birbirinden bambaşka yollar olabiliyor.


Ben de kendi yoluma bakıyorum. Çocukluğumdaki pamuk tarlasına, kitaplarıma, müziğime, dostlarıma, yazdıklarıma... Bir çocuğun kitabımı merak edip kucağıma gelmesi de beni mutlu ediyor, çocuklarımın kendi dünyalarını kurmaya çalışması da. Çünkü artık şunu biliyorum: Çocuklarımızın hayatı bizim tamamlamamız gereken bir hikâye değil. Onların yazacağı ayrı bir hikâye.


Belki insanın kendi hikâyesine dönmesi de biraz böyle bir şey. Başkalarının hayatına bakıp “Benim neyim eksik?” diye sormak yerine, “Ben kendi yolumda ne yapıyorum?” diye sorabilmek.


Akşam inerken okuduğum kitabın sayfalarında karşıma çıkan şiiri de bu yüzden daha bir merakla aradım. Kitapta karakterlerin birbirlerine okudukları şiirin peşine düştüm ve şaire ait eserin tamamını buldum. Bazı dizeler insanın önüne birdenbire çıkmıyor; insan onları arıyor, buluyor ve sonra dönüp kendi yoluna bakıyor.


Akşam iniyor. Kuzguni kanatları

Hafifçe titretiyor penceremi,

Çöküyor ruhumun gölgesi yavaşça,

Kederleniyor geçmiş günlerin üzerinde.

Bakıyorum geriye, tıpkı bir bulutun

Üzerinden geçip gittiği topraklara baktığı gibi:

O zamanlar ne kadar kasvetliydi – oysa şimdi

Nasıl da huzurlu ve aydınlık görünüyor her şey.

...Şimdi bu inanç... sessiz bir şüpheye döndü,

Ve ben yolda ne kadar ilerlersem,

Karanlık o kadar derinleşiyor;

Artık geriye dönmem de imkânsız.


H. Çiğdem Deniz 

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Bir Pamuk Tarlasından Hayatın Kıyısına

Bir Pamuk Tarlasından Hayatın Kıyısına

çitlembik çitlembik