Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Gizli Bilgenin Güncesi

Kırık camlar ve dilsiz sokaklardan doğan bir varoluş sancısı


Burada değilim.


Ama bir cesedin başında pilleri oksitlenmiş fenerin can çekişmesinde,

paslı bir tren rayının genzinde biriken metalik dilsizlikte

ve gece yarısı aniden fren yapan bir kamyonun farında titreyen tozlarda

beni bulabilirsin.


Adım sanım yok,

ceplerimde vize niyetine buruşturulmuş boş kâğıtlar.


Varlığım;

gırtlakta kuruyup kalan,

yutulamayan ekşi tükürükte.


Görünmek, vitrinlerin önünden geçmek hiç bana göre olmadı.


O çiğ ışıklar insanın derisini kurutup soyuyor,

geriye sadece üstümüze iliştirilen fiyat etiketleri kalıyor.


Bilinmek, parmakla gösterilmek de istemedim;


ne zaman bir şeye ad koyup kutsasalar,

hemen arkasından paslı çivilerle bir çit çakıp

bizi o sınırların gölgesinde hizaya dizdiler.


Kitleleri peşinden sürükleyen bir çığlık değilim ben,

boş bir su sarnıcında patlayan kuru yankıyım sadece.


Ezberlenecek bir dogma da vaat etmiyorum,

parmak uçlarından sızan o tekinsiz, soğuk ürpertiyim belki.


Karın üzerinde yürürken arkamda

derin çukurlar, kibirli izler bırakmam;


ama o postal izlerinin ezdiği çamurdaki çaresizlik gelir,

ciğerlerimin en ücra köşesine oturur.


Bu dünya, meydanlarda kusana kadar bağıran

hilekâr tellalları baş tacı etti.


Bense bir çay ocağında,

dudaklarının kenarında kurumuş kan lekesiyle susan

dilsizlerin yanına çöktüm.


Hakikat, megafonların küflü, geniş ağzından dökülmez;


namlunun ucu göğse dayandığında çekilen

o son, daracık ve yalın nefestir.


Bazıları arkamdan “bilge” diye fısıldamış,


oysa ben sökülen ömrünü teyelleyemeyen

yorgun, ihtiyar bir terziyim.


Kimsenin önüne kürsü kurup akıl satmadım.


Zalim ile kurbanın tam ortasındaki

buz tutmuş, ağır saniyeydim sadece.


Sorulara bilerek, inatla cevap vermedim;


kendi içlerindeki dipsiz kuyulara bakarken

başları dönsün, ayakları yerden kesilsin istedim.


Karanlıktan hiç korkmadım.


Göz bebeklerimin ancak zifiri karanlıkta

bir jilet gibi keskinleştiğini erkenden anladım.


Göz alan aydınlığa da hiç prim vermedim;


tepede dikilen güneş,

arkanda seni kovalayan bir gölge bırakmadan

yürütmez bu sokaklarda.


Yürüdüm,

asfaltı bile incitmekten korkarak,

tabanlarım sızlaya sızlaya yürüdüm.


Konuştum,

ama sözlerim kış günü bir tren camına üflenen buhar gibi

anında eriyip gitti.


Şah damarı ile satırın ağzı arasındaki kıl payı,

tekinsiz boşlukta,


yalnızca gözünü kırpmadan hayata bakabilenlerin

fark edeceği derin bir sızıda yaşadım.


Bir komutan değilim ben,

arkamda bir et yığını sürüklemedim.


Bir adamın, köprünün eşiğindeyken

soğuk demiri tutan parmaklarını gevşetebildiysem,


tek zaferim budur.


Varım.


Sadece göğüs kafesinde bir yangınla uyanıp

suyunu bulamayanlar için.


İşte bu,

isimsiz bir adamın yırtık güncesidir.


Ne cildi vardır.

Ne yaldızlı bir kapağı.

Ne bir marşı.

Ne de gölgesine sığınacağı bir bayrağı.


Bu sayfayı çevirenler,

parmaklarına batan o görünmez cam kırıklarında


aslında kendi yüzlerinin

darmadağınık hâlini görecekler.


Aynadaki çatlağın ta kendisiyim.


Siz,


sokak lambaları teker teker sönerken

içinizdeki çıtırtıyı nihayet duyduğunuzda,


bizi çoktan kurşuna dizmiş olacaklar.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Gizli Bilgenin Güncesi

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık