Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Atışma Online Üyeler
(0 oy)

Ziftin İçindeki Nur

— Bir dervişin kendi nefsine ağıdı —


Gece, göğün yüzüne çekilmiş zifiri bir perdeydi,

Ay, kendi ışığından utanmış, bulutlara sinmişti.

Bir derviş yürüyordu; ayaklarında paslı bir zincir,

Göğsünde bin yıllık bir susuş,

Avucunda kırılmış bir zar,

Ve alnında, kimsenin okuyamadığı o eski kader.


Her adım bir zahmetli yol,

Her nefes, nefsin boğazında düğümlenen bir ah.

Yolun zemini zift, göğün kapısı uzak,

Dervişin içindeki karanlık ise

Bütün geceleri cebinde taşıyan zalim bir padişah.


Dedi ki:


“Ey Zaman!

Kaç ömrü daha çalacaksın içimden?

Ben seni avuçlarımda tutmaya çalışırken

Sen parmaklarımın arasından değil,

Doğrudan kalbimin içinden akıyorsun.


Bir vakitler zirve sanırdım kendimi,

Başım bulutlara değse Hakk'a yaklaşacağımı.

Meğer insan yükseldikçe değil,

Kendi yüksekliğinden düştükçe öğrenirmiş

Toprağın neden bu kadar merhametli olduğunu.”


O sırada bir zil çaldı uzaklarda,

Sesi bir yetimin uykusuna düşen taş gibiydi.

Bir ziyaretçi geldi, yüzü yoktu;

Ne adı vardı ne gölgesi,

Yalnızca susuyordu.


Derviş sordu:


“Sen kimsin, ey yabancı?”


Yabancı dedi:


“Aradığın Zat'ın kapısında bekleyen hiç kimse.

Ben senin kendinden arta kalanınım.

Bunca yıl zekâ dedin, aklını bir tahta oturttun;

Oysa aklın, denizi bir kâseye sığdırmaya çalışan

Kederli bir çocuktu.


Sen hakikati çözmek istedin,

Oysa hakikat çözülmek değil,

Çözüldükçe kendinden vazgeçmekti.”


Dervişin gözlerinden bir şey düştü.

Gözyaşı değildi yalnızca;

Belki yıllarca Hakk'a karşı kurduğu savunmaydı,

Belki kendini herkesten üstün tutan gizli duvar,

Belki de ruhunun zulasında sakladığı

Son kibir kırıntısı.


Ve birden anladı:


İnsan, en çok sakladığı yerde kaybolur.

En çok koruduğu şeyin içinde çürür.

Kendine mezar yaptığı gururunu

Bazen cennet sanır.


Derviş yürüdü yeniden.


Yol kenarında bir zat gördü;

Üzerinde eski bir hırka,

Dizlerinde toprağın sabrı,

Bakışlarında binlerce kışın ardından

İlk kez açan bir çiçeğin sükûneti.


Zatın önünde bir ziyafet kuruluydu:

Ne altın tabaklar vardı ne gümüş kaşıklar,

Ne zengin sofralar ne de dünyanın gösterişli zevkleri.

Bir parça kuru ekmek,

Bir tas su,

Bir de bölüşüldükçe eksilmeyen o görünmez nimet.


Derviş eğildi.


“Efendim,” dedi, “Ben çok aradım.

Zümrüt taşlarında, saraylarda,

İnsanların alkışında, gecelerin koynunda.

Bir zıpkın gibi sapladım kendimi hayata;

Vurduğum her şeyden kan geldi,

Ama içimdeki yara kapanmadı.


Bir zanaat öğrendim:

Başkalarının gözünde büyümeyi.

Bir zarafet öğrendim:

Kırılırken bile kırılmamış görünmeyi.

Bir de şu dünyayı öğrendim:

İnsanın yüreği yoksulsa

En zengin saray bile soğuk bir hücredir.”


Zat, ekmeği ikiye böldü.


“Evladım,” dedi, “Zarafet, incelikli konuşmak değildir;

Bir kalbi incitmemek için

Kendi öfkeni susturabilmektir.


Zenginlik, elinde biriktirdiğin değil,

Elinden çıkınca da seni eksiltmeyendir.


Zayıf olmak, düşmek değildir;

Bazen bütün kuvvetinle ağlayabilmektir.

Zorba olmaksa,

Kendi yarasını başkasının bedeninde

İyileştirmeye çalışmaktır.


Ziyan ettiğin ömür için üzülme;

Yeter ki kalan günlerini

Eski hatalarının mezar taşına dönüştürme.”


Derviş sustu.


Bazı sözler kulağa girmez;

Doğrudan insanın içinde yıllardır kilitli duran

Bir odaya girer ve orada ağlamaya başlar.


Sonra zat, eline bir ayna verdi.


“Bak,” dedi, “burada kim var?”


Derviş baktı.


Ne aradığı veli vardı aynada,

Ne de yıllarca olmak istediği adam.

Karşısında yalnızca korkan bir insan duruyordu;

Sevilmek için eğilmiş,

Kaybetmemek için yalan söylemiş,

Bir gün öleceğini bildiği hâlde

Hiç ölmeyecekmiş gibi başkalarını kırmış.


Bir an, bütün hayatının üstüne

Karanlık bir perde indi.


İşte o an,

Nefsinin elinden düştü hükümdarlık mührü.

İşte o an,

İçinde yıllardır uyuyan merhamet

Gözlerini açtı.


İnsanın kendisiyle karşılaşması

Bazen bir ömürlük savaştan daha kanlıdır;

Kılıç yoktur ortada,

Ama insan kendi gözlerine bakarken

Bütün yalanları birer birer ölür.


Derviş sordu:


“Peki, aşk nedir?”


Zat başını kaldırdı.

Uzakta bir kuş, sabahın ilk çizgisine dokundu.


“Aşk,” dedi, “Allah'ı kendine bir sığınak yapmak değil,

Kendi benliğinden O'na doğru bir kapı açmaktır.


Aşk, her şeyi elde etmek değil,

Elde tuttuklarının seni esir etmesine son vermektir.


Aşk, bazen bir annenin son lokmasını

Çocuğuna uzatan titrek elidir.

Bazen affedilmeyeceğini bile bile

Kapısını çaldığın bir insanın eşiğidir.

Bazen de kimsenin görmediği bir gecede

Secdeye kapanıp şunu diyebilmektir:


‘Rabbim,

Ben Sana layık olduğum için gelmedim.

Gidecek başka bir yerim kalmadığı için de değil.

Ben, bütün yanlış yolların sonunda

Kendi içimde Sana benzeyen o merhameti aradım.’”


Dervişin alnı toprağa değdi.


O anda gök yarılmadı.

Melekler inip sokakları ışığa boğmadı.

Dağlar yerinden oynamadı.

Dünya, kendi gürültüsünü sürdürdü.


Ama dervişin içinde

Bir şey sessizce yer değiştirdi.


İşte mucize buydu belki:

Dışarıdaki hiçbir şey değişmezken

İnsanın dünyaya bakışının değişmesi.


Zat son kez konuştu:


“Şimdi git.

Dünyaya dön.

Çünkü hakikat yalnızca tekkelerin loşluğunda değil,

Seni anlamayan insanın yüzünde,

Sana kötülük edenin karşısında,

Yolunu kesen zorbanın gölgesinde de sınanır.


Bir zinciri kırmak kolaydır,

Asıl mesele, zincir kırıldıktan sonra

Elini yeniden başkasının boynuna götürmemektir.


Ve unutma:

Zulme uğramak seni haklı kılabilir,

Ama merhametini kaybetmek seni hakikatten uzaklaştırır.”


Derviş kalktı.

Sabah, toprağın yüzüne ince bir ışık seriyordu.

Yol hâlâ zorlu, dünya hâlâ zalimdi;

Kimi sofralarda ziyafet, kimi evlerde açlık vardı.

Kimi eller altın sayıyor, kimi eller dua ediyordu.


Fakat artık derviş biliyordu:


Hakk'ı aramak, göğün kapısını zorlamak değildi.

Bazen bir insanın gözyaşını silerken

Kendi nefsinin tahtını devirmekti.


Bazen hiçbir şey söylemeden

Bir yaralının yanında oturmaktı.


Bazen de bütün evrenin ortasında

Kendini küçültmeden, başkasını küçültmeden,

Sessizce insan kalabilmekti.


Ve yürüdü.


Ardında zift karası geceler,

Önünde henüz adı konmamış bir sabah.

Kalbinde ne zirve arzusu kaldı

Ne de dünyaya hükmetme isteği.


Yalnızca ince bir sızı,

Biraz toprak,

Biraz gökyüzü,

Ve her nefeste yeniden öğrenilen

O eski, sonsuz sır:


Kendini bulmak için çıktığın yolun sonunda

Kendinden vazgeçmeyi öğrenirsin.


Ama kendinden vazgeçmek, yok olmak değildir.


Bütün insanlığı kendi kalbine sığdıracak kadar

Büyümektir.

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)

Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler

  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Ziftin İçindeki Nur

Karanlıkta Saklı Işık Karanlıkta Saklı Işık