Sevemedim Gitti Karanlığı
‘’Sana büyük caddelerin birinde rastlasam
Elimi uzatsam, tutsam götürsem
Gözlerine baksam gözlerine konuşmasak
Anlasan
Elimi uzatsam, tutamasam
Olanca sevgimi yalnızlığımı
Düşünsem hayır düşünmesem
Senin hiç haberin olmasa
Senin hiç haberin olmaz ki
Başlar biter kendi kendine o türkü
Yağmur yağar akasyalar ıslanır
Bulutlar uçuşur gecelerin
Ben yağmura deli buluta deli
Bir büyük oyun yaşamak dediğin
Beni ya sevmeli ya öldürmeli’’ (Gülten Akın)
Zemheride doğan umutsun
Unutmaktan öte ufuksun
Uydurduğum bir masalsın belki de
Uyakları kayıp şiirsin
Ulakları kayıp şehir belki de
İnzivada geçen ömrün yâd ellerindeki teselli gibi
Tecelli eden güneşisin şehrimin
Bense hem şiirim hem şiir değil
Aşkı es geçmeli hani
Aşikâr aşkın erittiği dağlarda buzullarda saklı
Bildiğinden de öte esintin en cafcaflı nidasıdır şiirin sızısı
Bilmediğin geçmediğin yollardan geçer hem şiir
Nakşında sevginin
Na’şında içimde saklı enginliğin
Bir çocuk gibi tutulası elin
Bir şehir gibi fethedildiğim
İmgelerde saklı o beşinci mevsimi
Sanma ki tehir ettiğim…
Bir şiire düştü yolum ve devasa yetenekli bir şiire.
Kendimi ararken nihavent makamında önce serildim yere sonra şiire sonra da yüreğimi söktüm ve uzatıverdim usulca.
Renklerim ve duygularım nasıl ki yüreğimin tezahürü.
Aşkın fısıltılarından da geçtim çünkü ben en başta kendimden ve aşktan geçtim.
Bir nida.
Bazen mırıltı.
Bir seda.
Bazense içimde engin bir fısıltı.
Söylemek istediklerim bir yanda söyleyemediklerim ise taşarken şiir yazdığım sayfalarda.
Hoş bir nüans.
Pekişen bir asalet ve reverans.
Nihayetinde yiğidi öldür hakkını ver, diyebilmenin coşkusu ve haklı gururu.
Elem kuşları uçuverdi bir gece annemin ardından.
Sonra bir gölge peyda oldu şükrün yoksunluğundan geldi ve dayandı kapıma derken bir gölge daha ve nicesi.
Sevemedim gitti karanlığı.
Sevemedim gölgeleri.
Sevemedim de yalanı ve ihaneti.
Ve ışığımla yok etmek istedim tüm kara gölgeleri ve evet, benim ışığım güçlüydü bense aydınlık:
Ya, gücüm yetecek miydi?
Bir gün öldü.
Bir gül öldü.
Bense ölmedim.
Bir ses sustu.
Sonra annem göçtü.
Benimse vazifelerim ve bir mesuliyetim vardı.
Gücüm.
Gündüzüm.
Gürbüz hayallerim.
Kalemim.
Yüreğim.
Ve dualarım…
Dua etmem gereken biri daha eklendi hayatıma.
Devasa berrak ve beyaz bir sayfa.
Huzur ve hüzün yan yana.
Sonram.
Öncem.
Ve anım ve anılarım.
Bir şaire öykündüm sonra bir şiire sonra da o gölgeleri ve karanlığı öldürdüm.
Ben şair değildim.
Şiirdim aslında üstelik her bir hücremle.
Tekabül ettiğim duygular ve fısıltılar ve şiirler benim nidamdı.
Soylu.
Asi.
Asil.
Tekdüze olmayan.
Azıcık karmaşık.
Ama yalın bir duyguyu dahi şiire dönüştürebilen.
Yalnızlık ise göreceli.
Yakut gözlerinde sevginin neler neler gizli.
‘’Elimi uzatsam, tutamasam
Olanca sevgimi yalnızlığımı
Düşünsem hayır düşünmesem
Senin hiç haberin olmasa
Senin hiç haberin olmaz ki
Başlar biter kendi kendine o türkü’’ (Gülten Akın)
Şairin de dediği gibi.
Habersiz bir ulak.
Habersiz bir şahika.
Ama duaların ve Rabbin var iken haberi.
Varsın habersiz olsun.
Varsın haberin olmasın.
Haber ettiğim de değil olan biten çünkü duyguların her zaman haberi olmuyor insanın kendisinin dahi haberi olmadan sevgi denen o ilahi kuş gelip de konuyor yüreğinize.
Zaten gerek de yok bilinmeye.
Bilindik sevdalardan değil mademki aşkın baş koyduğu ve başkaldırdığı çarpık düzen.
Yeter ki insan sapmasın yolundan; sapmasın kendinden ve zapt edebilsin nefsini tüm kötülüklere de karşı koymuşken…
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu