Yeter ki Şahsına Münhasır Olsun İnsan
‘’Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım Tanrı’nın eliydi.
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan.
Binlerce yeşil gözü olan bir zeytin ağacı gibi,
Çok şey görmüşüm gibi,
Ve çok şey geçmiş gibi başımdan,
Ah...dedim sonra
Ah!’’(Alıntı)
Endamına yenik düşmüştüm çünkü aşkın, debelendiğim değildi mevzu sadece çamurdan çıkabilmenin gücü ve nüfuzu:
Ne çoktum ne de az!
Yandım sonra açtım sonra kapandım sonra…
Şahsına münhasırdı duygularım beni coşkulandıran ve rengimde saklıydı ruhum azıcık pembe çok mavi ve asi.
Şerbetli idim…
Neydi sahi bunun anlamı?
Şekerli bir su mu idi içtiğim yoksa tek damlada mı boğulmuştum?
Sorular ne çok idi ama artık haz etmediğim ve arz etmediğim:
Talebim ise Tanrıdan yeter ki beni çok sevmeye devam etsin…
Bir milattı benim için o gün sandım ki miadım dolmuş!
Refüze edilmediğim ise ilkti tarihte:
Renk vermediğim de değil çünkü rengârenktim.
Heybetli duygular dağında saklı bir kuş gibi uçuşa geçtiğim her gün her gece her an…
Siyahi bulutlara değil mi ki talepkârdım…
Yağmur daha çok yağsın diye.
Islanmak nasıl ki saklı idi kökenimde.
Sonra da beyaza çalan ufku bandım mı da çayıma…
Oh, ne ala.
Gel keyfim gel diyebilmenin vücut bulduğu aşikâr aşkın beklediği bir rüyaya konuk olabilmenin de muvafakati.
Özneme sadıktım madem.
Mademki matemle örtüşen duyguları diskalifiye etmiştim.
Ve işte yeniden sil baştan hayat demenin coşkusuna vakıf.
Gün benim miydi sahiden de?
Ben miydim kutsanan yoksa sihirli değneği tutan mıydım belki de sihir bende saklıydı.
Elbet latife yaptığım su geçirmez bir gerçek.
Çünkü ben yalındım bir o kadar karmaşık.
Ben sanrı değil gerçektim ama hayalleri üst rütbede saklı.
Ben duyguların saltanatını süren bir peri kızıydım ve de peri padişahının kızı öyle ya el bebek gül bebek büyümüştüm elimi salladığımda salınanlar aslında yüreğimi kapasam bile üstüne alınanlar.
Ne çoktum.
Ne de az.
Yandım ve doğdum ve özgürlüğümü sundu bana Yaratan.
Ben bir çakıl taşı bir toz zerresi ve işte hiçliğimi sunmuşken evrene doğan gün de aşkın ve ruhun mucizesi.
Öncesiz değildim sonrasız hiç değil ve artık kaygısız.
Rengim belli.
Duygularım ihtişamlı.
Hayallerim nasıl da debdebeli.
Çünkü ben peri kızıydım her iki cihanın da neferi…
Mademki yol uzundu ve ben de yolun başında…
Ve attım ilk adımı yazmışken de satırın başına.
Mademki kırk millik yol ilk adımla başlar demişti düşünür…
Kırklamadan kıtlamadan kınamadan ve kıstas dahi yapmadan yeter ki şahsına münhasır olsun insan…
Sevgiler…
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu