Yoruldum
Ölümüm kendi kalemimden çıkmış bir imza olmalıydı;
kaderin silik mürekkebinde değil,
eşikte bekleyen bir gölgenin elinde hiç değil.
Ben sadece yoruldum.
Etten ve kemikten değil;
var olmak denen ağır mesaiye yenildim.
Yorgunluğumun adı vitrin sevgileriydi:
bir bakışta düğümü çözülmeyen,
bir dokunuşta tenden içeri geçmeyen.
Ardından yapay tebessümler—
dişlerin arasında saklanan boşluk,
gözlere uğramadan tamamlanan bir gülümseme.
Duvarlar da biliyordu bunu.
Herkes konuşuyormuş gibi susuyor,
herkes kendi sesinin içinde
bir başkasına dönüşüyordu.
En çok da dikiş yerleri patlayan maskeler…
Zamanın üzerimize diktiği dar ceketler,
gülümsemeye ayarlı mekanik yüzler,
kendi dilini ısıran mahcup diller.
Aynalar yabancı artık.
Her sabah başka birinin ölçüsüne göre
boy veriyoruz içimizde.
Bize ait olmayan adımların
izini sürüyoruz.
Kimseyi incitmemek için
her gün biraz daha eksilirken,
zihnimin söküklerini
kimse görmesin diye dikiyorum.
İğnenin geçtiği yerler belli.
Acısı değil yalnız—
kimsenin fark etmemesi
yoruyor beni.
Bir gün yanlışın yüzüne
sesimi fırlattım.
Çarptığı duvar geri vermedi.
Oysa ben,
bir cümlenin sahibine ulaşmasını,
bir insanın kendi gövdesine
fazla gelmemesini istedim.
Sözün sahibini küçültmediği,
insanın kendi sesinden utanmadığı
bir yer olmalıydı.
Bulamadım.
Şimdi hepimiz
aynı yerden sökülmüş gibiyiz.
Yaramızı biliyoruz,
iğneyi de görüyoruz;
ama elimizi uzatmıyoruz.
Belki alıştık.
Belki alışmak,
insanın kendine yaptığı
en sessiz dikiştir.
Ben artık
o dikişi tamamlamayacağım.
Kalemi bırakıyorum.
İpi değil—
kendimi tutan eli.
Ve geri çekiliyorum
her şeyden.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu