Aynı Göğün Altında
Bir gece,
Kudüs'ün taşlarına yağmur yağdı.
Her damla, bir annenin gözünden düşmüş gibiydi.
Bir çocuk, yıkılmış evinin önünde
avuçlarına sığdırdığı üç taşı sayıyordu.
Biri babasının mezarından,
biri okulunun duvarından,
biri de henüz adını koyamadığı
bir gelecekten kalmıştı.
Aynı gece,
başka bir şehirde ezan yükseldi.
Bir adam namaza durdu.
Alnını seccadeye koyduğunda
dünyanın bütün ağırlığı
bir anlığına omuzlarından indi.
Uzakta,
bir başka adam da aynı kıbleye dönmüştü.
Aralarında dağlar, denizler, sınırlar vardı.
Bir de kimsenin adını koymadığı
o eski, soğuk mesafe.
Madem aynı göğe bırakıyorsunuz dualarınızı,
neden birbirinizin sesine bu kadar yabancısınız?
Bir düşünün:
Yeryüzünün bütün minareleri
aynı anda susarsa,
geriye hangi ses kalır?
Bir yetimin nefesi.
O nefes,
bütün nutuklardan daha ağırdır.
Ey ümmet,
siz bir zamanlar aynı sofranın
farklı elleriydiniz.
Şimdi sofranın ortasında ekmek duruyor,
ama herkes kendi açlığını savunuyor.
Bir olun demek,
birbirinizin aynı olmasını istemek değildir.
Bir olun demek,
başkasının acısını kendi dilinizde
tercümesiz anlayabilmektir.
Bir olun;
Çünkü Kudüs'ün kapısında bekleyen çocuk
sizin hangi mezhepten olduğunuzu sormuyor.
O, yalnızca
bir kapının yeniden açılmasını bekliyor.
Belki de bütün mesele budur:
Aynı kıbleye dönen yüzler
birbirine dönebildiği gün,
dünya ilk kez
bir duanın ne kadar büyük olabileceğini görecek.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu