Bir Sabah
Bir ülke, bazen
kendi mezarının başında öğrenir yaşamayı.
Anadolu’nun çatlak dudaklarında
yarım kalmış ağıtlar,
ceplerinde eve dönemeyen adamların
sonbahardan ağır isimleri vardı.
Evlerin duvarları soğuktu o zaman,
anneler kapı seslerini birbirinden ayırırdı;
biri rüzgârdı, biri komşu,
biri belki de yıllardır dönmeyen bir oğlun
tahta zeminde unutulmuş ayak sesleri.
Ve memleket dediğin,
haritalarda çizilmiş bir sınırdan ibaret değildi.
Bir tas çorbanın son kaşığıydı,
kardeşine büyük gelen bir ceketti,
gece boyunca yanmayan lambanın altında
yarına saklanan küçücük bir umuttu.
Sonra bir gün,
tarihin paslı kapısına vurdu biri.
Kapı açılmadı.
Halk, kendi elleriyle söktü menteşelerini.
29 Ekim.
Bir kâğıda yazılmadı yalnızca Cumhuriyet;
bir çocuğun alnından silindi
doğuştan boynuna asılmış görünmez zincir.
İlk kez bir millet,
kendi kaderinin karşısına oturup
başkasından izin almadan konuştu.
O gün gökyüzü değişmedi belki,
deniz aynı kıyıya vurdu,
toprak yine aynı tozu kaldırdı.
Ama insanın başını eğdiren şeylerin
hepsi eskisi kadar güçlü değildi artık.
Çünkü bazen devrim,
bir sarayın kapısının kapanması değil,
bir köy okulunda çocuğun
kendi adını korkmadan söylemesidir.
Bazen Cumhuriyet,
hiç tanımadığın bir kadının
seninle aynı sırada oturabilmesi,
bir yoksulun elindeki nasırla
bir zenginin elindeki kalemin
aynı geleceğe dokunabilmesidir.
Ve bayrak…
Onu yalnızca rüzgâr taşımıyor.
Kimi zaman bir babanın dönmediği cepheden,
kimi zaman adı bir taşa sığmayan mezarlardan,
kimi zaman da hiçbir savaş görmemiş
ama özgürlüğün kıymetini bilen çocuklardan
yükseliyor göğe.
Kırmızı, geçmişin kapanmamış hesabı;
ay ve yıldız, karanlığa bırakılmış
iki sessiz tanık.
Bugün sokaklarda marşlar duyulurken
bir an durun.
Kalabalığın içindeki o yaşlı adama bakın;
belki babası hiç anlatmadı savaşı.
Bir okul bahçesinde bayrağa bakan kıza bakın;
belki henüz bilmiyor,
bir zamanlar hangi kapıların ona kapalı olduğunu.
Tarih, bazen kitapların arasında değil,
insanın neyi artık yaşamak zorunda kalmadığında saklıdır.
Biz her 29 Ekim’de
takvimde bir günü kutlamıyoruz.
Bir zamanlar başkalarının kararlarında
kendine yer arayan insanların
kendi seslerine kavuşmasını hatırlıyoruz.
Bir ülkeyi özgür kılmak,
yalnızca düşmanı sınırın ötesine göndermek değildir;
insanın içindeki korkuyu da
kendi evinden çıkarmaktır.
Cumhuriyet, geçmişten bize kalan bir hatıra değil;
henüz doğmamış çocuklara
borçlu olduğumuz bir gelecek.
Ve eğer bir gün bu ülkenin sesi kısılırsa,
onu yeniden yükseltecek olan
mermerlere kazınmış kelimeler değil,
o kelimelerin neden yazıldığını unutmayan
insanlar olacaktır.
29 Ekim.
Bir milletin,
kendi hayatında figüran olmayı reddettiği gün.
Ve perde kapanmıyor.
Çünkü bu hikâyede,
henüz söylenmemiş sözler,
yürünmemiş yollar,
kendi geleceğini bekleyen
milyonlarca hayat var.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 0
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu