Yapay Çiçekler Ve Hâlsiz Cümleler
Ne zaman bir çiçek görsem. Heyecanlandım.
Bilirim, kimi vardır; aynı heyecanla çiçeğe doğru yönelir, eğilir ve koklar. Ben eğilmedim bile. Eğilmek niye; çiçek oradaydı. Uzandım, kopardım, kokladım, bir süre elimde tuttum; sonra canım sıkılınca bir yere bırakıverdim. Orada daha bir sürü var nasılsa.
Eğilip koklayanın çiçeği ömrünce yaşamaya devam edermiş. Polenini saçar, kokusunu saçarmış; tohumunun içinde saklı o şiirsel güzelliği bu kesret âleminde görünür kılar, daha nice güzel gönle ilhâm olmayı sürdürürmüş. Ben o nice gönülleri hiç görmedim. Elimdekini ise herkes gördü.
Benim kopardığım ise bir süreliğine elimde, ait olmadığı bir yerde göründü; sonra soldu. Ve ben o çiçeğin güzelliğini ömür boyu hatırlamadım bile. Hatırlamak için koparmamıştım zaten; etrafa göstermek için koparmıştım. Bir anlığına elimde göründü, ben de kendimi onun sahibi hissettim muhtemelen. Hissettim demeyeyim; zannettim belki de. Hem de ne küstahça zannettim. Gerçi benimmiş gibi benim demek küstahlıksa çok kişi küstah olsa gerek; ben sadece o kalabalığa uydum belki de.
Hâlbuki o çiçek, bulunduğu yerde bana neler söylemekteydi. Söylüyormuş.
Tohumunun içinde, o görünmeyen âlemde ne güzellikler olduğunu, hatta koca bir ormanın o küçücük tohumda saklı durduğunu söyleyip duruyormuş kendi lisân-ı hâliyle; geldiği âlemden, o güzel kokusuyla haber veriyormuş. O kelâma ehil olan duyarmış; ehil olmayan zaten duyamaz. Ben duyamazdım elbette. Duymaya pek niyetim de yoktu; ben kokusunun benden kokmasını ve onun benim elimde görünmesini istedim sadece. Gören bir güzellik görecekse benim elimde görsün diye; ne yapayım ki çiçeğin kelâmını, kelâm ne elimde duruyor ne de birilerine gösterme şansım var, kimsenin görmediği şeyi ne yapayım ki. Kopardığıma göre ona sağırdım belki de onun dediklerine ama olsun; sağırın kulağı rahat, eli dolu olur.
İşte bu, o çiçeğin lisân-ı hâliyle söyleyip durduğu sonsuz kelâmından bir kelâmdır elbet. Ve ben o kelâmın tam ortasında durup sözünü kestim. Sonsuz dedim ya; sonu gelmeyecek sözün ortasından girmeyeyim de neresinden gireyim, neyse...
O ilâhî kelâma şâhit olabilseydim, kelime-i şehâdet makamına yükselecektim belki; kelâma şâhit olan olacaktım. Belki diyorum, çünkü o makama çıkanın elinde gösterecek bir şey olmuyor. Benim elimde çiçeklerim var bir sürü ne yapayım kimsenin görmediği makamı.
Ama o çiçeğin güzelliğinden yola çıkıp tohumun özündeki âleme şâhit olabilmem için, önce bildiğimi sandığım her şeyi terk etmem gerekiyordu; bir anlığına da olsa o terk makamında durmam gerekiyordu. Durmadım. Terk etmek yerine bir şey daha aldım yanıma. Bu çok daha güzel; çünkü eğilip koklamak hem zahmetli, hem de güçsüz insanların işi.
Bir de tutunduğum bütün bilişleri terk edersem, benlik dediğim o şey o an yaşayamazmış; ölürmüş. Bunca yıl beni taşıyan şeyin ölmesini niye isteyeyim, anlamadım. Ama ölen benliğim olacaktı, öyle derler. Bende ölen benliğim olmadı; çiçek öldü, benliğimse sağ kaldı çok şükür.
Benliği öldüğünde ise kişi sadece şâhit değil, şehit olur derler. Bu makam için denilmiştir ki: “Şehit olanlara öldü demeyin; onlar diridirler.” (Bakara, 154)
Çünkü benlik çöktüğünde, yani öldüğünde, geriye diri olan tek şey kalırmış. Bu makam için de denilmiştir ki: “...Diri olan ancak O’dur.” (Mü’min, 65)
İkisinin de altını çizdim. Güzel sözdür; bir gün lâzım olabilir.
Kelâm da böyle bir şey olsa gerek. Güzel kelâm, benlik sahibi beşerden gelmez; gelemez de. Kelâm, varlıktaki her yaratılmışın kendi öz hakikatini kendi lisân-ı hâlince seslenişi muhtemelen.
Bir de o kelâmı işitebilen, tertemiz, şâhit olmuş gönüller varmış; ben rastlamadım gerçi. Kelâmın sahibiyle hemhâl oldukları için, o aşkın olandan taşan kelâm, sûreten benliğini yitirmiş kişiden, yani asıl diri olandan taşarmış; bazen kaleminden, bazen dilinden.
O taşan oradan taşandır, aşk ile taşandır; çünkü diri olan aşkındır. Taşmadan söylenen söz ise yalnızca duyumdur; ağızda lafızdır. O lafız, tıpkı benim kopardığım çiçek gibi: bundan sonra asla oğul vermez; lafzı edene, bir anlığına, kendini bir makamın sahibi zannettirir; o kadar. Benim ağzımdan çıkanların çoğu da böyle işte. Ama şunu da söyleyeyim: taşanla lafzı ayıran kaç kişi var ki zaten? Dinleyen alkışlıyor işte.
Bunu bildiğimden söylemiyorum; yaptığımdan söylüyorum. Kaç kez, sayısını bilmiyorum; saymadım. Güzel bir cümle duyduğum an bir şekilde onun hâl elbisesini alıp üzerime geçiriveriyorum, başka gözlere benimmiş gibi sunmak için; bana ait bir hâl, bir hissediş gibi hissettirmek istiyorum ki takdir göreyim. Hem niye olmasın? Hem belki hissetmişimdir kim bilecek ki; o sadece benden önce yazmış işte. Kelimeler kimsenin değil sonuçta. İki kelimesini değiştiriverdiğimde, artık benim olur.
Kaynak yazsam havası kaçardı; alıntı deyince kimse okumuyor. Nasılsa o da bir yerden almıştır. Çiçeği koparan ellerimle cümleleri de koparıverdim ordan burdan.
Oysa yaşamadığım, gönlümde demlenmemiş, kalbimde hissedilmemiş bir cümle, ne kadar büyük görünürse görünsün, yapay çiçekler gibi duruyormuş. Öylesine bir fısıltı gibi havada dağılıyor, heba oluyor, geçici bir heves olarak kalıyormuş; öyle derler. Ama diğerinin cazibesi beni nedense çok daha fazla etkiliyor beni; yapay çiçek solmuyor hiç olmazsa. Takdir gördüğüm de oldu, hem de çok oldu, çok şükür, çok şükür. Altına “kaleminize sağlık” yazdılar; “sağ olun” dedim. Kalem benimdi, doğru. Yazılan benim değildi; ona da kimse bir şey demedi. Öyle ya, madem karşılığında bir şey olmayacak, ne diye o güzel sözleri sunayım; elbette hakkımdı, ben de öyle yaptım.
Bu yazdıklarım da muhtemelen öyledir. Elimde koparılmış bir yığın çiçekle “çiçek koparmayın” diyor olabilirim; bana yakışan da budur. İnsan elindekiyle konuşur. Bilemem... Kendi iç dünyamda kendimle başbaşa kalıp kendimi sorguladığımda bi,raz zorlanıyorum ama o kadar da olur öyle ya en sevdiğim söz "zahmetsiz rahmet olmaz" .
Ama bu satırların arasında taşmış ufacık bile olsa tek bir hakikat varsa, işte o benim değildir. Benim olan, kopardıklarımdır; onlar da az değil, caka satacak kadar fazlaca, çok şükür.
Yorumlar, Tebrikler ve Beğenenler
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.
Edebiyat ve Kültür Platformu