Nisanı şatafatlı gösteren yanardönerleri çıkardım resimlerimden
Bahar bahara benzemiyor
Şu gözden geçirilmiş matemi var ya suların
Hiç bir damlası benim değildir
Tiryakiliği sendendir
Kurşunlara mı özenmiş ne
Sanki uykusundan sıçrayan volkanın ayak sesleridir
Yarılan göğsümü kan tutuyor
Upuzun tünelde bir adam kısır geceye kılıç sallıyor
Kabuğundan tutuyor sabahın
Güneş doğmuyor
Sanki görünmez yüzü var dağların
Sessizliğe tohum atmış
Yorgundur lalesi müstesna bildiğim bağların
Kim bilir hangi handa misafirdir
Senden kalan izleri çalıntı gibidir yolların
Zaman içimde kaybolur
Beni mahşerin içine iten akrebin gözleridir
Meyhanelerde ağu
Dudaklarımda yaşlı bir dervişin ahı gizlidir
Kapandı tüm kapılar
Yönü karardı ufukların
Her gece ömüğümü sıkan hayal
Rüyalara benzemiyor
Zaman kambur, sırtında ur
Bir çocuğunu daha kurban veriyor
Yine çığ düşer üstüme
Zaman bozulur
Şu göğün mavi sahnesinde göç türküsü söyleyen
Gagalarındaki sılası var ya kuşların
Hiç bir çığlığı vuslata benzemiyor
Sanki çatlayan bir heyula
Yüreğimde bitmek bilmeyen gerilla savaşı,
Kanımda destur isteyen biri var
İsyan sabra benzemiyor
Şu gurbeti üşümüş leylek kondu kerpiç bacasının
Dalgınlığına dokunuşu var ya bulutların
Ellerin kadar canlı değil sıcaklığı
Gel!
Beraber kuralım yavasını
Bırakalım da ateş, yakmak için biraz sızlansın kendi ayazında
Ertelensin kararı
Tazeliğini çekelim kavuşmaların
Tanyeri ağartısını
Vakit dar
Kıblesi aşk olan
Göz aynasında resmedilen kırılgan bir kelebeğin nefesine işlenen vadeye
Fısıldamadan ölüm
Susuzluğumuzun tümcesine birlikte ağlayalım
Vakit seccademdeki ay sonatı
Günebakan tarlasındaki yıldız
Birlikte çıtlatalım
Şadırvan olsun gökyüzü
Susmaların kanat sesine kadar
Bir tutam özgürlük sallayalım
Ramazan Boran