Öncelikle bazılarına
dersini verirdim hak ettikleri gibi.
Ve tek tek
gerçekleştirdim dileklerimi…
Mutluluk perisi olmayı
öyle çok isterdim ki…
Çok farklı bir dünya
yaratırdım özellikle çocukların mutlu ve özgür olacağı. Ağlamasınlar,
üzülmesinler, şiddet görmesinler ve acı çekmesinler diye ve daha da ne varsa
gereken.
Ve tüm insanların
merhamet ve vicdan sahibi olmasını sağlardım. Sevgi aşılardım tüm yüreklere.
Önce kendilerini ve diğer insanları sevebilsinler diye; kırmadan, incitmeden ve
zarar vermeden.
Yeniden
şekillendirirdim ‘’aşk’’ı: Acı veren yönünü törpülerdim ve imkânsız kelimesini
kaldırırdım lügatten.
Kötülüğü silerdim
insanlık tarihinden, bencilliği de. Ve para denen o bağımlısı olduğumuz mefhumu
kökten yok ederdim.
Sevgi, güzellik, iyilik
ve dostluk üzerine kurulu bu yeni dünyada parayla asla işi olmazdı insanların.
Hayal bu ya…
Kısaca paranın,
nefretin, acının, gözyaşının ve imkânsızlıkların olmadığı bir dünya inşa
ederdim yeni baştan.
Tüm sevenlerin
birbirine kavuştuğu, savaşın ve yıkımın olmadığı bir hayat, düşünsenize…
Çocukların ağlamadığı,
canının yanmadığı, taciz edilmediği ve kadınların şiddete maruz kalmadığı bir
gelecek ki gözyaşları ile ıslanmayan.
Fakat ne var ki
realistim ben de çoğumuz gibi. Asıl mesleğime ihanet ederim eğer ki para denen
mefhumu silersem insanlık tarihinden. Evet, mesleğim, titrim benim ve paranın
önemini kavramış biriyim hepimiz gibi. Para, hani köpeğe versen bakmaz yüzüne,
ah o para yok mu ah!
Gönülden bağlı olduğum
diğer mesleğimi yapma şansım ise çok az. Zira insanlara fazla bir şans
tanınmamakta isteklerini gerçekleştirme konusunda her ne kadar şartları
zorlasak da zorlayabildiğimiz kadar.
Sonuç itibariyle, sahip
olduğum, gönülden sevdiğim tek bir iş var, hepimizin sahip olması da gereken:
İnsanca yaşayıp, insanca davranıp, özünü kaybetmemek.
Sayısız olumsuzluk bizi
hayattan uzaklaştıran, pes etme noktasına taşıyan. Peki ya güzellikler… Acaba
nerede saklanmaktalar?
Gerçekçi olmak lazım
her ne kadar ara sıra düş kursak da. Hak edenler ve etmeyenler…
Ve her şeye rağmen;
özüne, sözüne ve ruhuna inanabileceğimiz insan her ne kadar gizli saklı kalmış
olsalar da kıyıda köşede.
Yeter ki şans tanınmalı
ve bir fırsat vermek lazım, en az bize tanınan şans kadar. İkinci bir şans
hatta üçüncü…
Sevebilme yetisi,
gerçek anlamda ama: Kalben, inanarak ve duyumsayarak, tüm içtenliğinizle,
kırmadan, yıkıp dökmeden.
Ve saygı; işte en
muteber duygulardan biri. Hele ki sevginin eşliğinde güzel bir kombinasyon.
Saygı, evet, eşsiz bir mefhum: Öncelikle kendinize ve duyabildiğiniz kadar…
Eğer ki kıymet
veriyorsanız zaten bu bir şekilde size de yansıyacaktır.
İstiyorsanız ve
inanıyorsanız, bırakın ve koşun hadi ideallerinizin peşinden. Gerçekleşir ya da
gerçekleşmez ama illa ki deneyin ve çaba gösterin. Çok da zorlamadan ama
deneyin en azından.
Sorgulamadan,
yargılamadan, inanarak, içten dileyerek… Hele ki uğruna çaba gösterdiğiniz her
ne ise göreceksiniz ki; sonuç ne olursa olsun kendinize olan saygı, sevgi ve
güveniniz kat ve kat pekişecektir. Zira aslında siz kendiniz için mücadele
vermektesiniz: Daha iyiyi ve daha güzeli elde etmek adına.
Yürüyün
yürüyebildiğiniz kadar sevginin ve inancın eşliğinde: İster yalnız ister
kalabalık. Siz zaten yeteceksiniz size. Hele ki taşıdığınız tüm o istek, inanç
ve sevgi size ve diğer insanlara mutluluk olarak yansıyacaktır ve herkese eş
değerde riayet edecektir.
Sevgiyle kalın…