Lale, yazıp verdiği telefon numarasından Cem’e ulaşarak, “akşam altıda görüşelim!” dedi. Ses tonu gene sertti.
Cem, kızın otoritesi karşısında ezilerek, “tabii ki, nerede?” diye sordu.
Lale, “o gün karşılaştığımız yerin yakınındaki otobüs durağına gel işte!” diye çıkışarak telefonu kapattı.
Metin, onun tavrı üzerine gülerek, “oğlanı bir dövmediğin kaldı,” dedi.
Lale de tavrındaki sertliği idrak ederek, “hakkaten yav, amma sert konuştum ha,” deyip gülmeye başladı.
*
Cem otobüs durağına geldiğinde saat beş buçuktu. Elinde küçük bir gül buketi tutuyordu. Beklemeye başladı.
Lale altıya on varken gülümseyerek geldi. “Merhaba!” diyerek elini uzatıp oğlanla tokalaştı.
“Merhaba!” Cem, dükkanda ayakkabı poşetini teslim alırken kazaen değdiği eli bu defa hissederek tutuyordu.
“Sizi beklettim mi yoksa?”
“Yok, hayır.”
Lale, “o çiçekler bana mı?” diyerek oğlanın elinden kurtardığı eliyle çiçeklere uzandı. Öteki elini hala alçı içinde olduğu için kısıtlı kullanabiliyordu.
Cem, “evet, sizeydi,” diyerek çiçekleri teslim etti.
“Teşekkür ederim!”
Cem, kızın önceki kaba tavırlarından sonra bu kadar nazik davranabildiğini görmekten dolayı rahatlamıştı. “Bir yerde oturmak ister miydiniz?” diye sordu.
Lale de bir yerde oturup oğlanı sorgulayarak tanımaya çalışmak, ya da oğlanın onu tanımak için yapacağı sorgulamaya cevaplar vermek istiyordu. “Oturalım, fakat çok kalamayacağım.”
Cem, bir anlık hayal kırıklığı ile sitem ederek, “neden?” diye sordu.
“Babam hastanede yatıyor da… Onun başında bekleyen kız kardeşimden nöbeti devralmam gerekiyor.”
Cem, kızın sabahtan beri ayakkabıcı dükkanında çalıştıktan sonra, bir de refakatçilik yapacağını duyunca şaşkınlığını gizleyemeyerek, “hiç uyumadan mı yaşarsın sen?” diye sordu.
Lale, ona cevap vermek yerine yol kenarındaki bir kafeteryayı gösterdi. “Şurada oturalım mı?”
Kafeteryaya yöneldiler.
*
“Sabah orada olacağız,” demişlerdi adamlar.
Kazım Köseabdi, hayatın akışına direnemeyerek, Atatürk’ten yadigar Lale Bahçesini nihayet bugün yapsatçı müteahhitlere kaptıracaktı. Romanya Köseabdi’den Türkiye’ye yüz hane olarak geldiklerinde, Atatürk, onları buraya, Sincan’a yerleştirerek geçimlerini sağlamaları için her haneye birer tarla tahsis etmişti. Göçmen aileler, Romanya’dan gelirken yanlarında getirdikleri lale soğanlarıyla, Atatürk’ün kendilerine tahsis ettiği tarlaları lale bahçelerine çevirmişler ve iki nesildir bu Lalecilikle geçimlerini sağlamışlardı; fakat Sincan hızlı bir değişim sürecine girdiğinde, tam da merkezi bölgede bulunan bu Lale bahçeleri birden bire arsa olarak aşırı bir değer kazanmışlardı. Kazım Köseabdi, babasının “bu bahçe bize Atatürk’ün yadigarıdır,” diyerek gösterdiği dirayeti uzun yıllar göstererek bahçenin binalarla dolmasına mani olmuştu. Oysa diğer aileler ellerindeki bahçeleri çoktan apartmana dönüştürmüşler ve oradan ellerine geçen imkanlarla lüks içinde yaşamaya başlamışlardı. İşte, bugünden itibaren Köseabdi ailesi de o zenginliğin içindeki yerlerini alacaklardı.
Adamlar bir klasör dolusu evrakla gelmişler ve Kazım’dan birçok imza almışlardı. “Bu hafta içerisinde makinaları sokuyoruz arsaya,” diyerek giderlerken de Kazım’ın yanı başına koca bir paket içerisinde banknotlar bırakmışlardı.
O günden sonra Kazım Köseabdi ve kızları hastane masraflarından dolayı en ufak bir kaygı bile duymadılar.
Kazım’ın hastaneden taburcu edilecek duruma gelmesi için bir ay daha gerekti.
Lale ve Cem, bu bir aylık süreçte birbirleriyle olan ilişkilerini tam anlamıyla bir aşk ilişkisine dönüştürmüşlerdi. Gözleri birbirlerinden başka hiçbir şey görmez olmuştu. Lale, hiçbir zaman Cem kadar rahat olamamıştı, çünkü dünyanın en büyük ayıbıyla yaşıyordu. Abisi tarafından tecavüze uğramış olmanın ezikliği çok ağır geliyordu ruhuna. Cem onu zaman zaman ağlarken yakalıyor, ısrarla derdinin ne olduğunu sormasına karşın doğruyu söyletemiyordu. Söylemeyi çok denemişti Lale, ne yazık ki, söylemesi bile yaşanmış olması kadar utandırıyordu onu. Sonunda konu hakkında hiç konuşmamaya ve her şeyi oluruna bırakmaya karar verdi.
Kazım Köseabdi hastaneden taburcu edildiğinde, müteahhitin aile için kiralamış olduğu dayalı döşeli apartman dairesine götürüldü. İnşaatlar tamamlanıncaya kadar buranın kirasını müteahhit ödeyecek, onlar oturacaktı. Kazım’ın beyininden geçirdiği ağır ameliyatlar esnasında, beyindeki konuşma merkezi zedelendiğinden halen konuşamaz durumdaydı, fakat bunun dışında sağlığına tamamen kavuşmuştu.
Lale, Cem’den bahsederek, ebeveyniyle onu istemeye geleceklerini haber verdiğinde, memnun oldu. Aileler biraraya çabucak gelip, düğün dernek işleri de çabucak halloldu.
Herşey yolundaydı. Taki, zifaf gecesine kadar.
*
SONUÇ: (GAZETE HABERİ)
Sincan
Yenikent’teki yaşanan olay, 4 Ocak’ta gerçekleşen evlilik töreniyle günışığına
çıktı. Olay, kız kardeşlerden L.’nin, evlendiği C. adlı gençle girdiği gerdek
gecesinde bakire olmadığının görülmesiyle anlaşıldı C. adlı gençle evlenen 4
kardeşin en büyüğü olan L., nikâhın ardından damat C.’e bakire olmadığını
açıkladı. Genç kadın başından geçen olayları anlatınca C., Sincan’daki Fatih
Polis Merkezi’ne giderek eşinin ağabeyi İ.’nin gerçekleştirdiği iddia edilen
tecavüz olayıyla ilgili şikayetçi oldu.
AİLESİNE ANLATAMADI.
Polise
ifade veren C., eşinin özağabeyi İ.’nin evlerinde L.’ye tecavüz ettiğini
anlattı. C., olayın ardından İ.’nin kardeşini ölümle tehdit ettiğini ve bu
nedenle aile büyüklerine olayı anlatamadığını söyledi. Psikolojik destekle
başından geçenleri olduğu gibi polise anlatan L., ağabeyinin kendi evlerinde
cinsel ilişkiye girdiğini anlattı. Genç kadın, ağabeyi İ.’nin 2009’da
kendisiyle cinsel ilişkiye girdiğini, şikayetçi olup olmama konusunda kararsız
olduğunu belirtti.
Bu ifadenin ardından savcılık talimatıyla soruşturmayı genişleten polis, L.’nin
halen ailesiyle birlikte yaşayan iki kız kardeşinin de ifadesine başvurdu. Genç
kadının iki kardeşiÇ. ile S., avukat huzurunda polise ifade verdi.
İki kız kardeşten Ç., İ.’nin geçmişte kendisiyle de defalarca cinsel ilişkide
bulunduğunu anlattı. Bu ifadeler doğrultusunda İ., yatmakta olduğu İstanbul
Bakırköy Akıl ve Ruh Sağlığı Hastanesinde madde bağımlılığı nedeniyle gördüğü
tedavisinin tamamlanır tamamlanmaz KapalıCezaevine nakledilerek, mahkemenin
öngördüğü biçimde ondokuz yılı adam öldürmeğe tam teşebbüs suçundan olarak,
bilaharensest ilişki yoluyla bulunduğu taciz ve tecavüzlere dair belirlenecek
ikinci dosyasından gelecek ise toplam cezasını çekmesine karar verildi.
İnşaat bitmiş ve arsa payı binalar, Kazım Köseabdi ve kızlarına teslim edilmişti. Üç kız kardeşe ait yanyana mağazada her bir kız kendi idealindeki işle ilgili ticarethanesini açmıştı. Lale’nin çalıştığı ayakkabıcılık işi Lale’nin idealindeki iş değildi; o iş Sinem’in küçüklüğünden beri yapmak istediği işti. Bu nedenle ayakkabı, çanta ve deri giysi üzerine Sinem, belki de Ankara’nın en lüks mağazasının sahibi oldu. Çiğdem ise baba mesleği olan çiçekçilikten vaz geçmemişti. Bu durumda Lale’ye de kocasıyla birlik olup lüks bir kebapçı lokantası açmak kaldı. Aile, İsmail’i de, onun izlerini de birkaç yıl içinde dünyalarından silip attı.
S O N