Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Muhabbet Tellalları

   Kamil Oğuz ile Sami Emekli, iyice moruklayıp da kocakarıdan beter iki bunak haline dönüşünce kıçlarına yedikleri tepiklerle soluğu huzurevinde almışlardı. Eskiye dayanan muhabbetlerini huzurevinde de tüm sıcaklığıyla sürdürüyorlar ve huzurevinin sevimli iki muhabbet tellalı olarak kalan sayılı günlerine çeltik atıyorlardı. Birbirlerine duydukları muhabbet öyle büyük, öyle büyüktü ki, o büyüklüğü anlatmaya kalkışsam on iki ciltlik ansiklopedi olurdu. Aralarındaki bitmez tükenmez muhabbeti bölebilecek tek güç uyku denilen şeydi. Uyurlar, uyanırlar, "e-e? Nerde kalmıştık?" diye sorup muhabbetlerini kaldıkları yerden sürdürürlerdi.


Bu gece de öyle oldu. Her zamanki gibi oturma salonunun iki koltuğu üstünde uyuya kalmışlardı. Gecenin en karanlık olduğu bir saatte çişi gelen Kamil Oğuz üzerinde uyuduğu koltuğundan doğruldu, bitişik koltukta uyumakta olan sami emekli'yi uyandırmaktan çekinerek parmaklarının ucunda helaya gidip çişini yaptı.


Ne var ki, Sami Emekli'nin uykusu onun çiş şırıltısından bölündü. Usulca geri dönüp uykusunu sürdürmek için koltuğuna oturan kamil oğuz'a, "e-e? Nerde kalmıştık?" diye sordu.


"Fasulyenin nimetlerinde…"


Gerçekten de uyumadan önce soya fasulyesi hakkında uzun uzun konuşup tartışmışlardı ve mevzuyu bir sonuca bağlayamadıklarından uykuya dalmışlardı. Sami Emekli bunak bir ihtiyar olduğundan, her zamanki gibi o konuyu da unutmuş gitmişti.


"Hayır, orada kalmamıştık. Anlattıklarımı dinlememişsin demek ki…"


Kamil Oğuz, onunla itişmenin ne kadar tehlikeli olduğunu, eskiden beri bilirdi.  Allah korusun, şimdi itişmeye kalkışsa, onu da huzurevinden sokağa attırıverirdi. Onun için ''he he' deyip idare etmekten başka çaresi yoktu. Bu korku pokuna, "sen anlat, anlat…" dedi. "kulağım sende, dinliyorum."


Sami Emekli, uyumakla uyanık kalmak arasındaki bir yerden anlatmaya başladı. "japonlar, diyordum; son japonya seyahatinde Türkiye cumhurreisine demişler ki, Türkiye'de kaç kişiyseniz, çoluk çocuk, toplaşın japonya'ya gelin, yerleşin. Biz de ne kadar japonsak, çoluk çocuk, Türkiye'ye gidip yerleşelim. Memleketleri değiş tokuş edelim yani… bizim fabrikalar, evler, arabalar size kalsın, sizinkiler de bize… buranın adı Türkiye olsun, sizin oranın adı da japonya… böylece dünyanın en kalkınmış ülkesi siz olun, en berbat ülkesi de biz…"


"Bizim cumhurreisi kabul etmiş mi bari?


"Kabul etmiş etmesine de, bir şartım var demiş; giderken kürtleri yanımda götürmem, onlar burada kalırlar."


"Aferin cumhurreisine! Belayı yanında taşıyacak değil ya…"


"Öyle ama japonlar bu şartı duyunca, hemen çark etmişler. Uzun bir olmaaazzz çekip, onlar gibi ekmek yedikleri kaba sıçan nankörleri sırtımızda taşıyamayız biz, demişler."


"Haklı adamlar… peki, amerikalılar ne demiş bu duruma?"


"Onlar, kürtler bizim kara ordumuz, kaptırmayız kimseye, demişler."


"Papa ne demiş? Sen papa'ya bak, papa ne derse o olur!"


Sami Emekli'yi uyku iyiden iyiye basmıştı. "papa... Bilindiği gibi papalık, çok eski... Sonra da..." Lafının gerisini getirmek için her ne kadar uğraştıysa da olmadı. Gözleri kapandı, başı omuzunun üstüne devrildi, sarkık iki dudağının arasından horlamakla tıslamak arasında bir takım sesler çıkarmaya başladı. O uyuyunca Kamil Oğuz da açtı ağzını, yumdu gözünü; huyu kurusun ağzını bir karış açık tutmadan uyuyamazdı.


 


Sabah olup da gün ışığınca uykusunu almış olan bir sinek başka bir işi yokmuş gibi geldi, kamil oğuz'un ağzından girdi, burnundan çıktı. Bu durumdan gıcıklanınca öyle bir hapşırdı ki, hapşırığın sesinden ikisinin de uykusu bölündü. 


Elinde paspas, yerleri silen bayan hademe hemen lafını yetiştirip, "çok yaşa!" diye seslendi.


Ona, "sen de gör tatlım!" diye karşılık verdi Kamil Oğuz.


Sami Emekli, "ulan yalaka! Huzurevinde ne kadar karı varsa ya tatlım, ya şekerim, ya da hayatım deyip askıntı oluyorsun. Yaşından başından utan be!" diye söylenmeye başladı.


Kamil Oğuz göz ucuyla hademe kadına bakıp, onun duymayacağı bir sesle, "sorma birader!" dedi. "kadınların hiç birinin adını tutamıyorum aklımda. Çaktırmamak için de arım, balım, çiçeğim deyip idare ediyorum işte…"


Hademe kadın, "her sabah sizi salondaki bu koltuklarda uyurken buluyorum. Odanızda ayaklarınızı uzata uzata rahatça uyusanız ya," dedi.


Sami Emekli de Kamil Oğuz da şaşırdı. Bir ağızdan, "a-a, bizim odamız mı var?" dediler.


Kadın, "elbet var," diye çıkıştı. "kaç kere götürüp gösterdim, bu oda sizin diye… adını, yaşını unutanını gördüm de odasını unutan ilk defa sizi görüyorum valla!"


Kamil Oğuz, aceleyle kıvırdı. "aşk olsun hayatım, biz bunak mıyız da öyle diyorsun. Şaka yaptık sana. Odamızı biliyoruz elbet…"


"biliyorsunuz da niye burada uyuyorsunuz?"


"burada uyumuyoruz ki…"


"ya nerde uyuyorsunuz?"


Kamil Oğuz, topu sami emekli'ye attı. "nerede uyuyoruz samiciğim?"


Sami Emekli o arada yine uyuklamaya başlamıştı. "cehennemin dibinde!" diye homurdandı.


Kamil Oğuz kadına, "bak, gördün mü aşkım, cehennemin dibinde uyuyormuşuz" diyerek gülümsedi.


Kadın kızarak, "hadi kalkın, odanıza çıkın!" diye söylendi. "ben buraları paspas yapacağım…"


"yap sen paspasını, biz rahatsız olmayız."


Kadın bu defa bağırarak, "kalkın şuradan ulan! Siz ayağımın altında dolaşırken rahat çalışamıyorum."


Kamil Oğuz, bu defa da "biz dolaşmıyoruz ki, oturuyoruz," diyecek oldu, ama kadın paspasın sapını havalandırıp şöyle bir gerilince onun kafasına inmek üzere olduğunu anlayarak hızla ayaklandı. Sami emekli'yi çekiştirip ayağa kaldırdı. "kalk, odamıza gidiyoruz!"


"odamıza mı? Bizim odamız yok ki!"


"var, var, yürü…"


Kolkola üst kat merdivenlerini çıkmaya başladılar. Merdivenlerin tam ortasında birden durdular. Sami emekli, "iyi ama, hangisi bizim odamız, biliyor musun?" Diye sordu.


Kadın aşağıdan onu duyup, "üç yüz dört nolu oda sizin!" Diye seslendi.


"üç yüz dört nolu oda bizimmiş…" deyip merdivenin ortasında dikilmeyi sürdürdüler.


"biz aşağı mı iniyorduk, yukarı mı çıkıyorduk be samiciğim?"


"aşağıya iniyorduk…"


Başladılar aşağıya inmeye. İndikten sonra gittiler, az önce kalktıkları koltuklarına yeniden oturdular.


Hademe kadın, "niye geri geldiniz?" Diye çıkıştı.


Kamil Oğuz, "biz bir yere mi gittiydik hayatım?" Diye sorunca kadın sinirinden gülmeye başladı.


Sami  Emekli, sağ dizini ovalayarak, "şu sağ bacağımdaki romatizma ağrısına artık dayanamıyorum! Ne diye ağrırsa kör olası?" Diye söylenmeye başladı.


Kamil Oğuz, "neden olacak..." dedi. "yaşlılıktan! Bunların hepsi yaşlılık alâmetleri!"


Sami Emekli kızdı ona. "saçma, sol bacağım da sağ bacağım ile aynı yaşta, o neden ağrımıyor?"


Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 0
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com

Muhabbet Tellalları

AliKemal AliKemal