Kerbela Katliamı Niçin Oldu Kerbeladan Sonra Neler Yaşandı 7 Bölüm
KERBELA KATLİAMI NİÇİN OLDU? KERBELA’DAN
SONRA NELER YAŞANDI?---7. BÖLÜM--
Hz. Muhammed (S.A.S) henüz hayattayken Gadr-ı Hum gibi bir olay yaşanması dışında onun son günlerinde yalancı peygamberlerin ortaya çıkması Asr-ı Saadet ( Saadet Asrı ) diye nitelenen Hz. Muhammed ve Dört Halife Döneminin aslında öyle çok da saadet içinde bir asır olmadığını gösteriyordu.
Yalancı peygamberlerin ortaya çıkması aslında normaldi. Günümüzde bile bir sürü sapık kendisini mehdi, peygamber ve hatta ilah ilan etmiyor mu? Asıl şaşılacak şey Hz. Peygamberin rahle-i tedrisinden geçmiş, onun ilim halkasında yer almış olan bazı insanların bu sahtekarlara inanmasıydı.
Ancak Hz. Peygamberimizin sağlığının son derece yerinde olduğu bir dönemde hem de onun vahiy katipliğini yaptığı halde sonradan peygamberliğini ilan eden sahabe Abdullah bin Sa’d bin Ebu Sehr idi.
Peygamberimize Mü’minun suresinin 12. Ayeti vahyolunur: “Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık.”
Peygamberimiz, vahiy katiplerinden Abdullah bin Sa’d’ı çağırır ve bu ayeti yazmasını söyler. Abdullah bin Sa’d ayeti duyunca hayran kalır ve ‘’ “Fe tebareke Allahu Ahsen ül Halikin: Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.” Der. Bunun üzerine Hz. Muhammed ‘’ Bunu da yaz. Çünkü bana da böyle vahyolundu.’’ Der.
İşte bu olaydan sonra Abdullah bin Sa’d ‘’ Bana da vahiy geliyor’’ diyerek peygamberliğini ilan eder.
Sonrasında yaptıklarından pişman olup tevbe etse de bir süre de olsa ilk yalancı peygamberliği bir vahiy katibinin yapmış olması ilginç değil midir?
Diğer yalancı peygamberler peki?
Bunlardan Secah ve Tuleyha daha sonra tevbe ettiler ve tekrar Müslüman oldular. Hatta Tuleyha’nın Hz. Ömer döneminde Nihavend Savaşında şehit düştüğü bile rivayet edilir.
Yalancı peygammberlerden Müseylime, Yemame Savaşında Vahşi tarafından öldürülmüştür ( Vahşi, bilindiği gibi daha önce Uhud Savaşında Hz. Hamza’yı öldürmüş ama sonrasında Müslüman olduğu için affedilmişti. )
Yalancı peygamberlerden bir diğeri olan Esved ise karısının tertip ettiği bir suikast sonucu geberdi. ( Oldukça ilginç ve yer yer komik bir hadisedir bu. Zira suikastçılar Esved’in kafasını keserlerken o acaip hırıltılar çıkartır. Kapısında bekleyen muhafızları içeri girip ne olduğuna bakmak istediklerinde suikastçıların başı. ‘’ Şiiişşşşt sessiz olun. Peygambere vahiy geliyor. Rahatsız etmeyin onu.’’ Diyerek muhafızların içeri girmesini engeller.)
Bugün okullarda Tarih ve Din Kültürü derslerinde ‘’ İslam’da İlk Ayrılıklar ‘’ Konusu işlenirken bu ayrılıkların -İleride bahsedeceğim – Sıffin Savaşı ve Hakemler Olayı ile başladığı söylenir. Oysa çok daha önce Hz. Muhammed hayattayken cereyan eden Gadr-ı Hum olayı ve yalancı peygamberler konusudur ilk ayrılıklar.
Evet... Gadr-ı Hum’a tekrar dönecek olursak:
Sünnilere göre Peygamberimiz, sadece ve sadece Hz. Ali’ye düşmanlık edilmemesi gerektiğini söylemiş ve her kim Hz. Ali’ye düşmanlık ederse Allah’ın da ona düşmanlık etmesi için dua etmiştir.
Oysa İran Şiilerine, Türkiye Alevi ve Nusayrilerine göre Peygamberimiz Gadr-ı Hum’da öyle bir iki satırlık bir konuşma değil oldukça uzun bir hutbe irad etmiştir. Öyle ki Gadr-ı Hum hutbesi Veda Hutbesinden neredeyse beş altı kat daha uzun bir hutbedir. Dahası Sünniler bu hutbeyi hep gizlemişler görmezlikten gelmişlerdir. Çünkü Gadr-ı Hum hutbesinde Hz. Muhammed - hem de pek çok ayet zikrederek- Hz. Ali’nin kendisinden sonraki halife olduğunu zikretmiş ve hatta bununla da kalmamış Hz. Ali’den sonra da onun oğullarının ve oğullarının evlatlarının ( öncelikle 12 İmamın ) halife seçilmesinin Allah’ın bir emri olduğunu Ayetlere dayanarak söylemiştir. ( Alevi bir arkadaşımın sık sık ‘’ Diyanet neden gerçekleri açıklamıyor’’ dediği ve gerçekler olarak kabul ettiği şey işte bu hutbedir. )
Ben ‘’Gadr-ı Hum Hutbesi’’ denilen yazıyı buldum. Gerçekten de oldukça uzun bir metin. O bakımdan burada yayınlamayacağım. Merak edenler şu linkten okuyabilirler: https://tr.wikishia.net/view/Gadir_Hutbesinin_Metni
İşte aslında İslam dünyasında 7. Yüzyıldan günümüze kadar dökülen Müslüman kanının bir sebebi de budur. Yani özetle ‘’ Hz. Muhammed kendisinden sonra Hz. Ali ve onun soyundan gelecek olanları Halife olarak belirledi. Yok Hayır. Hz. Muhammed kendisinden sonrası için bir halife tayin etmedi. ‘’ Meselesi
Hz. Peygamberimizin son günlerinde Hz. Abbas, Hz. Ali’ye şöyle der: ‘’ Allah'a yemin ederim ki Abdulmuttalib oğullarının yüzünde gördüğüm ölümü Resulullah'ın yüzünde de gördüm. Haydi Resulullah'a gidelim ve bu işin (hilafet) bize ait olup olmadığını soralım. Eğer bize ait ise bilelim. Şayet bize ait değilse Hz. Peygamber bizi yeni halifeye vasiyet etsin."
Hz. Ali Cevap verir: ‘’ Vallahi ben bunu yapamam, eğer Hz. Peygamber'e gider de bunu bize vermezse kimse onu bize daha sonra vermez’’
Eee. Hani Peygamberimiz Gadr-ı Hum’da Hz. Ali’yi halife ilan etmişti?
Bir diğer delil.
Hz. Ali’nin Torunu Hasan el Musanna’ya Hz. peygamberin ‘’ Ali benim Mevlamdır.’’ Deyip demediği sorulduğunda şöyle cevep verir: ‘’ Evet söylemiştir. fakat bununla emirliği kastetmemiştir. Eğer maksadı bu olsaydı daha açık bir ifade kullanırdı, çünkü Resülullah müslümanıarın en fasihidir( Açık ve anlaşılır konuşan.)Yemin ederim ki Allah ve Resulü halifelik için Ali'yi seçip Müslümanlara idareci yapsalardı ve Ali de bunu yerine getirmeseydi Allah'ın ve Resulü'nün emirlerini ilk terkeden o olurdu.’’
Hz. Ali ölmeden önce ona sorarlar: ‘’Bize kimseyi halife tayin etmeyecek misin?’’
Hz. Ali cevap verir: ‘’ Allah'ın Elçisi, yerine birini halife bırakmadı ki ben de halife bırakayım’’
Evet..Sünniler açısından nasıl ki Gadr-ı Hum Hutbesi denilen metin yalan ve sonradan uydurulan sözlerle doluysa Şiiler açısından da yukarıda zikrettiğim üç rivayet tamamen uydurmadır.
Hz. Muhammed (S.A.S) 632 Senesi Haziran ayı başlarında artık iyice hastalanmıştır. 3 Haziran 632’de hasta yatağında yatarken birden ‘’ Bana kağıt kalem getiriniz; size benden sonra hiçbir zaman yolunuzu şaşırtmayacak bir yazı yazayım’’ Dedi.
Bunun üzerine Hz. Ömer ‘’ “Resulullahın hastalığı ağırlaştı. Yanımızda Allah'ın kitabı var. O bize yeter.” diye yorumlayarak kalem ve kağıt getirilmesine karşı çıktı.
Kırtas olayı denilen bu olayda Peygamberimizin yanında bulunan sahabelerden bazıları Hz. Ömer’i haklı görürken bazıları Peygamberimizin isteğinin yerine getirilmesi gerektiğini söylediler ve Peygamberimizin huzurunda bir tartışma çıktı. Bunun üzerine Peygamberimiz ‘’ “Yanımdan kalkınız; benim yanımda tartışma olmaz. Beni kendi halimde bırakınız." Demiş ve olayı kapatmıştır.
Ancak Peygamberimizin ölümünden sonra maalesef bu olayın kapanmadığı görülmüştür. Zira Şiilere göre eğer Peygamberimize kağıt ve kalem verilseydi Hz. Ali’nin kendisinden sonraki halife olduğunu yazacaktı. Ama Hz. Ömer - ne yazdıracağını tahmin ettiği için- buna engel oldu.
Sünnilere göre ise durum Hz. Ayşe’nin naklettiği gibidir.
Evet.. Hz. Ayşe bu olayı şöyle nakleder: Resulullah ‘’ “Bana baban Ebu Bekiri ve kardeşini (Abdurrahman’ı) bir yazı yazmam için çağır. Çünkü gerçekten ben, birilerinin ben öldükten sonra şöyle demesinden korkuyorum: “Ene evla = Ben bu işe (hilafete) daha layıkım.” Ama daha sonra ‘’ Allah ve mü’minler ancak Ebubekir’e razı olurlar.’’ Diyerek bu isteğinden ( Yani kağıt ve kalem isteme isteğinden ) vaz geçti.
Tabii ki bu arada sormak gerekir: Hz. Muhammed, Hz. Ali’in halife olduğunu Gadr-ı Hum’da hem de on binlerce Müslüman’a ilan ettiyse yani bu olaya on binlerce Müslüman şahit olduysa ölmeden önce niçin Şiilerin iddia ettiği gibi bir vasiyet hazırlamak istesin ki?
8 Haziran 632 Tarihinde Hz. Muhammed vefat etti. Onun vefatı haberi üzerine Hz. Ömer adeta deliye döndü ve eline kılıcını alarak ‘’ "Resûlullah ölmemiştir ve sağdır. Ona sadece Hz. Musa'ya ârız olan saika gibi bir saika arız olmuştur. Kim Muhammed öldü derse onu kılıcımla iki parça ederim.’’ Demeye başladı. Bu olayı Sünni kaynaklar da Şii kaynaklar da doğrular.
Sünnilere göre Hz. Ömer’in bu şekilde davranması aşırı üzüntüsü sebebiyle ne yaptığını ne söylediğini bilmemesinden kaynaklanıyordu. Ama Şiilere göre tamamen tiyatroydu. O ana kadar kendisine pek çok sahabe Kur’andan ayetlerle Peygamberlerin de ölümlü olduklarını söyledikleri halde hiç birini dinlememiş, hep Hz. Ebubekir’in gelmesini beklemişti.
Hz. Ebu Bekir geldi ve Hz. Muhammed’in öldüğünü gözleriyle görüp ‘’ "Ölümün de hayatın gibi temiz ve lâtif, yâ Resûlallah!’’ Dedikten sonra mescidde toplananlara hitaben Âl-i İmran suresinin 114. Ayetini okudu:
‘’Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükafatını verecektir.’’
Şiilere göre bu ayeti başka sahabiler de okumuşlar ama Hz. Ömer’i teskin edememişlerdi. Ama Hz. Ebu Bekir okuyunca Hz. Ömer hemen teskin olmuştu. Çünkü o – Şiilere göre- Hz. Ebubekir’e yol açıyordu Halifelik konusunda... Neden Peki? Çünkü halim selim bir insan olan Hz. Ebu Bekir’i parmağında oynatacağından o öldükten sonra da halifelik makamı ile arasında hiç bir engel kalmayacağından emindi.
Ancak Hz. Muhammed’in ölümü üzerine - hem de o henüz toprağa verilmeden- Aynen Hz. Ayşe'nin naklettiği hadiste belirttiği Hz. Muhammed’in korktuğu şey gerçekleşti: Ensar ‘’ Bizim Hz.Muhammed’e ve İslam’a yaptığımız hizmetler inkar edilemez. Biz olmasak İslam diye bir din olmazdı. O halde halife bizden olmalıdır’’ Derken Muhacir ‘’ Biz İslama girmek konusunda sizden önceyiz. Müşriklerin çektirdikleri çilelere bizler göğüs gerdik. Bu davanın çilesini çekenler bizler olduğumuza göre nimetinden faydalanmak da bize düşer’’ mealinde sözler sarfediyorlardı.
Haşimiler ‘’ Peygamber soyundan olmayan biri halife filan olamaz’’ Derken Kureyş Kabilesi ‘’ İlle de Haşimi olması şart değil. Kureyş’ten olsun kâfi’’ Diyorlardı ve ortada iki ilginç durum vardı:
1- Hiç kimse, hiç bir Allah’ın kulu ‘’ Yahu neyin münakaşasını yapıyoruz? Peygaberimiz, Ali’yi Halife ilan etmedi mi? Hepimiz Gadr-ı Hum’da bizzat şahit olup Ali’ye biat etmedik mi?’’ demiyordu [ Gadr-ı Hum’da Hz. Ali’ye bir biat olsaydı derlerdi mutlaka değil mi?]
2- Ama herşeyden daha şaşırtıcı olan Ebu Süfyan’ın tutumuydu.
Hz. Ali, amcasının oğlu ve kayınpederi Muhammed Mustafa’nın mübarek naaşını yıkarken ve aynı anda Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Ebu Ubeyde bin Cerrah ve daha pek çok sahabe Sakife çadırında yeni halifenin kim olacağını belirlemek için konuşurlarken Ebu Süfyan ‘’ Gel halifeliğini ilan et ben ve kabilem sana biat edelim.’’ dedi bir kişiye.
Ebu Süfyan kimin elini tutmuştu biat etmek için?
Bilenler mutlaka biliyordur ama bilmeyenlerin bir hayli şaşıracağından eminim.
Gelecek bölümde inşallah.
Hz. Muhammed (S.A.S) henüz hayattayken Gadr-ı Hum gibi bir olay yaşanması dışında onun son günlerinde yalancı peygamberlerin ortaya çıkması Asr-ı Saadet ( Saadet Asrı ) diye nitelenen Hz. Muhammed ve Dört Halife Döneminin aslında öyle çok da saadet içinde bir asır olmadığını gösteriyordu.
Yalancı peygamberlerin ortaya çıkması aslında normaldi. Günümüzde bile bir sürü sapık kendisini mehdi, peygamber ve hatta ilah ilan etmiyor mu? Asıl şaşılacak şey Hz. Peygamberin rahle-i tedrisinden geçmiş, onun ilim halkasında yer almış olan bazı insanların bu sahtekarlara inanmasıydı.
Ancak Hz. Peygamberimizin sağlığının son derece yerinde olduğu bir dönemde hem de onun vahiy katipliğini yaptığı halde sonradan peygamberliğini ilan eden sahabe Abdullah bin Sa’d bin Ebu Sehr idi.
Peygamberimize Mü’minun suresinin 12. Ayeti vahyolunur: “Andolsun biz insanı, çamurdan (süzülüp çıkarılmış) bir özden yarattık.”
Peygamberimiz, vahiy katiplerinden Abdullah bin Sa’d’ı çağırır ve bu ayeti yazmasını söyler. Abdullah bin Sa’d ayeti duyunca hayran kalır ve ‘’ “Fe tebareke Allahu Ahsen ül Halikin: Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.” Der. Bunun üzerine Hz. Muhammed ‘’ Bunu da yaz. Çünkü bana da böyle vahyolundu.’’ Der.
İşte bu olaydan sonra Abdullah bin Sa’d ‘’ Bana da vahiy geliyor’’ diyerek peygamberliğini ilan eder.
Sonrasında yaptıklarından pişman olup tevbe etse de bir süre de olsa ilk yalancı peygamberliği bir vahiy katibinin yapmış olması ilginç değil midir?
Diğer yalancı peygamberler peki?
Bunlardan Secah ve Tuleyha daha sonra tevbe ettiler ve tekrar Müslüman oldular. Hatta Tuleyha’nın Hz. Ömer döneminde Nihavend Savaşında şehit düştüğü bile rivayet edilir.
Yalancı peygammberlerden Müseylime, Yemame Savaşında Vahşi tarafından öldürülmüştür ( Vahşi, bilindiği gibi daha önce Uhud Savaşında Hz. Hamza’yı öldürmüş ama sonrasında Müslüman olduğu için affedilmişti. )
Yalancı peygamberlerden bir diğeri olan Esved ise karısının tertip ettiği bir suikast sonucu geberdi. ( Oldukça ilginç ve yer yer komik bir hadisedir bu. Zira suikastçılar Esved’in kafasını keserlerken o acaip hırıltılar çıkartır. Kapısında bekleyen muhafızları içeri girip ne olduğuna bakmak istediklerinde suikastçıların başı. ‘’ Şiiişşşşt sessiz olun. Peygambere vahiy geliyor. Rahatsız etmeyin onu.’’ Diyerek muhafızların içeri girmesini engeller.)
Bugün okullarda Tarih ve Din Kültürü derslerinde ‘’ İslam’da İlk Ayrılıklar ‘’ Konusu işlenirken bu ayrılıkların -İleride bahsedeceğim – Sıffin Savaşı ve Hakemler Olayı ile başladığı söylenir. Oysa çok daha önce Hz. Muhammed hayattayken cereyan eden Gadr-ı Hum olayı ve yalancı peygamberler konusudur ilk ayrılıklar.
Evet... Gadr-ı Hum’a tekrar dönecek olursak:
Sünnilere göre Peygamberimiz, sadece ve sadece Hz. Ali’ye düşmanlık edilmemesi gerektiğini söylemiş ve her kim Hz. Ali’ye düşmanlık ederse Allah’ın da ona düşmanlık etmesi için dua etmiştir.
Oysa İran Şiilerine, Türkiye Alevi ve Nusayrilerine göre Peygamberimiz Gadr-ı Hum’da öyle bir iki satırlık bir konuşma değil oldukça uzun bir hutbe irad etmiştir. Öyle ki Gadr-ı Hum hutbesi Veda Hutbesinden neredeyse beş altı kat daha uzun bir hutbedir. Dahası Sünniler bu hutbeyi hep gizlemişler görmezlikten gelmişlerdir. Çünkü Gadr-ı Hum hutbesinde Hz. Muhammed - hem de pek çok ayet zikrederek- Hz. Ali’nin kendisinden sonraki halife olduğunu zikretmiş ve hatta bununla da kalmamış Hz. Ali’den sonra da onun oğullarının ve oğullarının evlatlarının ( öncelikle 12 İmamın ) halife seçilmesinin Allah’ın bir emri olduğunu Ayetlere dayanarak söylemiştir. ( Alevi bir arkadaşımın sık sık ‘’ Diyanet neden gerçekleri açıklamıyor’’ dediği ve gerçekler olarak kabul ettiği şey işte bu hutbedir. )
Ben ‘’Gadr-ı Hum Hutbesi’’ denilen yazıyı buldum. Gerçekten de oldukça uzun bir metin. O bakımdan burada yayınlamayacağım. Merak edenler şu linkten okuyabilirler: https://tr.wikishia.net/view/Gadir_Hutbesinin_Metni
İşte aslında İslam dünyasında 7. Yüzyıldan günümüze kadar dökülen Müslüman kanının bir sebebi de budur. Yani özetle ‘’ Hz. Muhammed kendisinden sonra Hz. Ali ve onun soyundan gelecek olanları Halife olarak belirledi. Yok Hayır. Hz. Muhammed kendisinden sonrası için bir halife tayin etmedi. ‘’ Meselesi
Hz. Peygamberimizin son günlerinde Hz. Abbas, Hz. Ali’ye şöyle der: ‘’ Allah'a yemin ederim ki Abdulmuttalib oğullarının yüzünde gördüğüm ölümü Resulullah'ın yüzünde de gördüm. Haydi Resulullah'a gidelim ve bu işin (hilafet) bize ait olup olmadığını soralım. Eğer bize ait ise bilelim. Şayet bize ait değilse Hz. Peygamber bizi yeni halifeye vasiyet etsin."
Hz. Ali Cevap verir: ‘’ Vallahi ben bunu yapamam, eğer Hz. Peygamber'e gider de bunu bize vermezse kimse onu bize daha sonra vermez’’
Eee. Hani Peygamberimiz Gadr-ı Hum’da Hz. Ali’yi halife ilan etmişti?
Bir diğer delil.
Hz. Ali’nin Torunu Hasan el Musanna’ya Hz. peygamberin ‘’ Ali benim Mevlamdır.’’ Deyip demediği sorulduğunda şöyle cevep verir: ‘’ Evet söylemiştir. fakat bununla emirliği kastetmemiştir. Eğer maksadı bu olsaydı daha açık bir ifade kullanırdı, çünkü Resülullah müslümanıarın en fasihidir( Açık ve anlaşılır konuşan.)Yemin ederim ki Allah ve Resulü halifelik için Ali'yi seçip Müslümanlara idareci yapsalardı ve Ali de bunu yerine getirmeseydi Allah'ın ve Resulü'nün emirlerini ilk terkeden o olurdu.’’
Hz. Ali ölmeden önce ona sorarlar: ‘’Bize kimseyi halife tayin etmeyecek misin?’’
Hz. Ali cevap verir: ‘’ Allah'ın Elçisi, yerine birini halife bırakmadı ki ben de halife bırakayım’’
Evet..Sünniler açısından nasıl ki Gadr-ı Hum Hutbesi denilen metin yalan ve sonradan uydurulan sözlerle doluysa Şiiler açısından da yukarıda zikrettiğim üç rivayet tamamen uydurmadır.
Hz. Muhammed (S.A.S) 632 Senesi Haziran ayı başlarında artık iyice hastalanmıştır. 3 Haziran 632’de hasta yatağında yatarken birden ‘’ Bana kağıt kalem getiriniz; size benden sonra hiçbir zaman yolunuzu şaşırtmayacak bir yazı yazayım’’ Dedi.
Bunun üzerine Hz. Ömer ‘’ “Resulullahın hastalığı ağırlaştı. Yanımızda Allah'ın kitabı var. O bize yeter.” diye yorumlayarak kalem ve kağıt getirilmesine karşı çıktı.
Kırtas olayı denilen bu olayda Peygamberimizin yanında bulunan sahabelerden bazıları Hz. Ömer’i haklı görürken bazıları Peygamberimizin isteğinin yerine getirilmesi gerektiğini söylediler ve Peygamberimizin huzurunda bir tartışma çıktı. Bunun üzerine Peygamberimiz ‘’ “Yanımdan kalkınız; benim yanımda tartışma olmaz. Beni kendi halimde bırakınız." Demiş ve olayı kapatmıştır.
Ancak Peygamberimizin ölümünden sonra maalesef bu olayın kapanmadığı görülmüştür. Zira Şiilere göre eğer Peygamberimize kağıt ve kalem verilseydi Hz. Ali’nin kendisinden sonraki halife olduğunu yazacaktı. Ama Hz. Ömer - ne yazdıracağını tahmin ettiği için- buna engel oldu.
Sünnilere göre ise durum Hz. Ayşe’nin naklettiği gibidir.
Evet.. Hz. Ayşe bu olayı şöyle nakleder: Resulullah ‘’ “Bana baban Ebu Bekiri ve kardeşini (Abdurrahman’ı) bir yazı yazmam için çağır. Çünkü gerçekten ben, birilerinin ben öldükten sonra şöyle demesinden korkuyorum: “Ene evla = Ben bu işe (hilafete) daha layıkım.” Ama daha sonra ‘’ Allah ve mü’minler ancak Ebubekir’e razı olurlar.’’ Diyerek bu isteğinden ( Yani kağıt ve kalem isteme isteğinden ) vaz geçti.
Tabii ki bu arada sormak gerekir: Hz. Muhammed, Hz. Ali’in halife olduğunu Gadr-ı Hum’da hem de on binlerce Müslüman’a ilan ettiyse yani bu olaya on binlerce Müslüman şahit olduysa ölmeden önce niçin Şiilerin iddia ettiği gibi bir vasiyet hazırlamak istesin ki?
8 Haziran 632 Tarihinde Hz. Muhammed vefat etti. Onun vefatı haberi üzerine Hz. Ömer adeta deliye döndü ve eline kılıcını alarak ‘’ "Resûlullah ölmemiştir ve sağdır. Ona sadece Hz. Musa'ya ârız olan saika gibi bir saika arız olmuştur. Kim Muhammed öldü derse onu kılıcımla iki parça ederim.’’ Demeye başladı. Bu olayı Sünni kaynaklar da Şii kaynaklar da doğrular.
Sünnilere göre Hz. Ömer’in bu şekilde davranması aşırı üzüntüsü sebebiyle ne yaptığını ne söylediğini bilmemesinden kaynaklanıyordu. Ama Şiilere göre tamamen tiyatroydu. O ana kadar kendisine pek çok sahabe Kur’andan ayetlerle Peygamberlerin de ölümlü olduklarını söyledikleri halde hiç birini dinlememiş, hep Hz. Ebubekir’in gelmesini beklemişti.
Hz. Ebu Bekir geldi ve Hz. Muhammed’in öldüğünü gözleriyle görüp ‘’ "Ölümün de hayatın gibi temiz ve lâtif, yâ Resûlallah!’’ Dedikten sonra mescidde toplananlara hitaben Âl-i İmran suresinin 114. Ayetini okudu:
‘’Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Ölür veya öldürülürse geriye mi döneceksiniz? Geriye dönen, Allah'a hiçbir zarar vermez. Allah şükredenlerin mükafatını verecektir.’’
Şiilere göre bu ayeti başka sahabiler de okumuşlar ama Hz. Ömer’i teskin edememişlerdi. Ama Hz. Ebu Bekir okuyunca Hz. Ömer hemen teskin olmuştu. Çünkü o – Şiilere göre- Hz. Ebubekir’e yol açıyordu Halifelik konusunda... Neden Peki? Çünkü halim selim bir insan olan Hz. Ebu Bekir’i parmağında oynatacağından o öldükten sonra da halifelik makamı ile arasında hiç bir engel kalmayacağından emindi.
Ancak Hz. Muhammed’in ölümü üzerine - hem de o henüz toprağa verilmeden- Aynen Hz. Ayşe'nin naklettiği hadiste belirttiği Hz. Muhammed’in korktuğu şey gerçekleşti: Ensar ‘’ Bizim Hz.Muhammed’e ve İslam’a yaptığımız hizmetler inkar edilemez. Biz olmasak İslam diye bir din olmazdı. O halde halife bizden olmalıdır’’ Derken Muhacir ‘’ Biz İslama girmek konusunda sizden önceyiz. Müşriklerin çektirdikleri çilelere bizler göğüs gerdik. Bu davanın çilesini çekenler bizler olduğumuza göre nimetinden faydalanmak da bize düşer’’ mealinde sözler sarfediyorlardı.
Haşimiler ‘’ Peygamber soyundan olmayan biri halife filan olamaz’’ Derken Kureyş Kabilesi ‘’ İlle de Haşimi olması şart değil. Kureyş’ten olsun kâfi’’ Diyorlardı ve ortada iki ilginç durum vardı:
1- Hiç kimse, hiç bir Allah’ın kulu ‘’ Yahu neyin münakaşasını yapıyoruz? Peygaberimiz, Ali’yi Halife ilan etmedi mi? Hepimiz Gadr-ı Hum’da bizzat şahit olup Ali’ye biat etmedik mi?’’ demiyordu [ Gadr-ı Hum’da Hz. Ali’ye bir biat olsaydı derlerdi mutlaka değil mi?]
2- Ama herşeyden daha şaşırtıcı olan Ebu Süfyan’ın tutumuydu.
Hz. Ali, amcasının oğlu ve kayınpederi Muhammed Mustafa’nın mübarek naaşını yıkarken ve aynı anda Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Ebu Ubeyde bin Cerrah ve daha pek çok sahabe Sakife çadırında yeni halifenin kim olacağını belirlemek için konuşurlarken Ebu Süfyan ‘’ Gel halifeliğini ilan et ben ve kabilem sana biat edelim.’’ dedi bir kişiye.
Ebu Süfyan kimin elini tutmuştu biat etmek için?
Bilenler mutlaka biliyordur ama bilmeyenlerin bir hayli şaşıracağından eminim.
Gelecek bölümde inşallah.
Kerbela Katliamı Niçin Oldu Kerbeladan Sonra Neler Yaşandı 7 Bölüm başlıklı yazı Sami Biber tarafından
18.08.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 9
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.