Kerbela Katliamı Niçin Oldu Kerbeladan Sonra Neler Yaşandı 8 Bölüm
KERBELA KATLİAMI NİÇİN OLDU? KERBELA’DAN
SONRA NELER YAŞANDI?---8. BÖLÜM--
Hz. Muhammed 8 Haziran 632 Tarihinde öğle üzeri ( veya öğleden hemen sonra) hayata gözlerini yummuştu. Onun hayata gözlerini yumması üzerine de akıl almaz olaylar başladı.
Öncelikle Hz. Muhammed’in naaşını kim yıkayacak onu kim defnedecekti?
Hz. Ebubekir bu konuya en layık olanların elbette ki onun ailesi olduğunu söyledi. Böylece Peygamberimizin gusül ve defin işlerinin Hz. Ali , Hz. Abbas, Hz. Abbas’ın oğulları Fadl ve Kuse ile Peygamberimizin azatlı kölesi Salih, Şukran ve son olarak Bizans ile savaşması için ordu komutanlığına getirdiği Üsame bin Zeyd tarafından gerçekleştirilmesine karar verildi.
Ancak bu tartışmadan çok daha önemli bir gelişme daha yaşandı henüz Peygamberimizin cenaze namazı bile kılınmadan, yani toprağa verilmeden önce.
Hz. Ali ve yukarıda isimlerini saydığım sahabe Peygamberimizin, defin işleri ile uğraşırken Muhacir'den Mugîre b. Şû'be, Hz. Ömer'e gelip, "Ensâr Sakife'de toplandı. Kendi kendilerine bir şeye karar verirlerse, aramızda savaş çıkar" deyince, Hz. Ömer, Ebû Bekir ve Ebû Ubeyde bin Cerrah’ı alıp Sakife'ye vardılar. Ensâr neredeyse Sa'd b. Übade'ye bîat edecekti.
Sakife, Medine yakınlarında, Hz. Muhammed’in bazen dinlendiği bir hurmalıktı. İşte burada müthiş bir kargaşa yaşandı. Öyle ki Sa’d bin Ubade - oldukça hasta olmasına rağmen- Hz. Ömer’in sakallarını çekti. Kılıçlar kından sıyrıldı. Ebu Ubade ayaklar altında çiğnenme tehlikesi geçirdi.
Sa’d bin Ubade daha sonra ‘’ Madem öyle bir sizden ( Muhacirden ) bir bizden ( Ensardan ) Halife seçelim’’ Derse de bu teklifi kabul edilmedi ve en sonunda Hz. Ömer’in bir hutbesi ve ‘’ Bir kına iki kılıç birden girmez. Sizden bir halifeye Araplar biat etmezler’’ Demesi ve Hz. Ebubekir’in halife olmasını teklif etmesi üzerine Sakife’de bulunanlardan Sa’d bin Ubade dışındakiler Hz. Ebubekir’e biat ettiler.
Ancak elbette ki bu biat yeterli değildi. Medine halkının da biat etmesi gerekmekteydi.
Şii kaynaklarına göre Medine halkının biatını da o sırada Medine’ye alış veriş için gelmiş olan Benî Eslem kabilesi gerçekleştirir. Muhacirler Beni Eslem kabilesine ‘’ Eğer Hz. Ebubekir için biat alırsanız ihtiyacınız olan her şeyi size bedava vereceğiz.’’ Demişler, Benî Eslem Kabilesi de bu vaad üzerine kimini korkutarak, kimini döve döve zorla, kimini de ikna ederek Medine halkından, Hz. Ebubekir için biat almışlardır. Yani Evs, Hazreç ve daha nice Ensar kabilesi tek bir kabile ve sadece alış veriş için Medine’ye gelmiş olan Benî Eslem Kabilesinden korkmuştur(!) Hem de Benî Eslem Kabilesi deplasmanda, kendileri kendi sahalarında olduğu halde (!)
Ancak bu korkma olayı(!) sadece Medineli Müslümanlarla sınırlı değildir Şiilere göre. ‘’ Allah’ın Aslanı ‘’ dedikleri Hz. Ali de korkmuştur(!)
Evet... Herkesten biat alınmış ancak kendisi Sakife’ye davet edilmediği ve halifeliğin bir oldu bitti ile Hz. Ebubekir’e verilmesi sebebiyle oldukça kırgın ve kızgın olan Hz. Ali henüz biat etmemiştir Benî Teymime kabilesinden Hz. Ebubekir’e... O biat etmediği için Haşimiler de biat etmemektedir. Haşimiler biat etmeyince de biat olayı sakattır.
Bu arada Haşimiler Hz. Ali’nin evine gidip ‘’ Gel sana biat edelim’’ Demektedirler ve çok şaşılacak bir husus olmak üzere Ebu Süfyan da Hz. Ali’ye gidip ‘’ Gel seni Halife yapalım. Sana biat edelim.’’ Diyenler arasındadır.
Peki Hz. Ali onlara ne cevap verir?
Maalesef bu konu muallakta. En azından benim için muallakta zira bir kayıt bulamadım.
Şimdi gerim gerim gerileceğimiz bir noktadayız çok dikkat !
Sadece Şii değil Sünni kaynaklarında bile olan iki olaydan bahsedeceğim ki benim için akıl almaz olaylardır.
1- Hz. Peygamberin naaşı daha ortadayken kızı Hz. Fatıma Hz. Ebubekir’in halife olduğunu öğrenir öğrenmez onun huzuruna gider ve ‘’ Babamın mirası olan Fedek Hurmalığını istiyorum’’ der. Hz. Ebubekir ise ‘’ Vallahi ben Resulullah’ın bizzat kendisinden ‘’ peygamberler miras bırakmazlar dediğini duydum.’’ Der ve bu isteği geri çevirir.
Peki böyle bir davranış bir peygamber kızına yakışan bir davranış mıdır? Hz. Fatıma gibi dünya nimetlerine hiç bir zaman eyvallah etmemiş bir insanın öncelikli olarak ‘’ bu yaz sıcağında Resulullahın naaşı kokacak neredeyse. Önce şu defni halledin.’’ Demesi gerekirken bir hurmalığın peşine düşmesi akıl alacak iş midir? Bana göre değildir ama kaynaklar öyle diyor.
2- Hz. Ebubekir, Hz. Ali’nin biat konusunda geciktiğini görünce Hz. Ömer’i onun evine gönderir. Hz. Ali’ye önce Hz. Ebubekir’e biat etmesi konusunda nasihat eder. Lakin Hz. Fatıma öylesine itiraz etmektedir ki Hz. Ali ağzını açıp tek laf edememektedir. Bunun üzerine Hz. Ömer, Hz. Fatıma’ya vurmaya başlar. Öylesine yumruklar tekmeler atar ki hamile olan Hz. Fatma karnındaki çocuğu düşürür.
Peki Allah’ın Aslanı ne yapmaktadır bu sırada? Korkusundan donmuş vaziyette olayı seyretmektedir.
Yahu Allah aşkına ben bile bu topal bacağımla eşime biri böyle bir şey yapacak olsa ölürüm yine de karşılık veririm. Hz. Ali’nin korktuğunu hiç bir şey yapamadığını söylemek nasıl bir saçmalıktır?
Ama dahası da var:
Hz. Ali, çok daha sonraları kızı Ümmügülsüm’ü Hz. Ömer’e eş olarak verirken yine ondan korkmuştur(!) [ Şiiler bu olayı öylesine bir utanç olarak görürler ki Hz. Ömer’in aslında Ümügülsüm ile değil bir cin ile evlendiğini bile iddia ederler.]
Peki Hz. Ali’nin, Hz. Fatma öldükten sonra evlendiği hanımlarından olan çocuklarına Ebubekir ve Ömer isimlerini koymasına ne diyeceğiz? Her halde Hz. Ebubekir ve Ömer ‘’ Çocuklarına bizim adlarımızı koyacaksın.’’ Diye tehdit etmediler onu.
Ancak bir başka husus daha vardır: Eşi Fatıma dövülür ve karnındaki çocuğu düşürürken (!) Hz. Ömer’den korkan, (!) -ileride- kızı Ümmügülsüm’ü Hz. Ömer’e eş olarak veren Hz. Ali, eşi Hz. Fatıma ölünceye kadar altı ay boyunca Hz. Ebubekir’e biat etmeyecek kadar cesurdur. İşte bu çelişkiyi anlamakta da zorlanırım hep.
Peki Hz. Ali kendisinin halife seçilmemesi sebebiyle bir kırgınlık ve küskünlük yaşamış mıdır?
Şiilerin, Kur’an-ı Kerimden sonra en çok itibar ettikleri Nehc’ül Belağa adlı kitaba göre evet... Hem de fazlasıyla... [ Şiilere göre Nehcü’l Belağa Hz. Ali’nin hutbelerini, mektuplarını, öğütlerini, güzel sözlerini ihtiva eden bir eserdir. Yazılanlar doğrudan doğruya Hz. Ali’nin söz ve yazılarıdır. Sünniler de büyük bir çoğunlukla bu kitabın muteber bir kitap olduğunu kabul ederler. Sünniler için Kütüb-ü Sitte ( Altı hadis kitabı) neyse Şiiler için de Nehcü’l Belağa odur.]
Evet... Nehcü’l Belağaya göre Hz. Ali kendisinin halife seçilememesinden dolayı kırgın ve kızgındır. Ama aynı zamanda bu seçimin ( Gerek Hz. Ebubekir gerekse ondan sonra gelen Hz. Ömer ve Osman’ın halife olarak seçiminin) meşru yani şeriata uygun olduğunu söylemektedir.
Önce kırgınlığı ve kızgınlığını nasıl ifade etmiş ona bakalım.
‘’Andolsun Allah’a ki halife ( Ebubekir), onu( halifeliği ) bir gömlek gibi giyindi, oysa o daha iyi bilirdi, ben hilafete nispetle değirmen taşı gibiydim; hilafet benim çevremde dönerdi; sel benden akardı; hiçbir kuş, uçtuğum yere uçamazdı. Hilafetle arama bir perde çektim; onu koltuğumdan silkip attım. Düşündüm: Kesilmiş elimle hamle mi edeyim? Yoksa bu kapkaranlık körlüğe sabır mı edeyim? Hem de öylesine bir körlük ki ihtiyarları tamamıyla yıpratır; çocuğu kocaltır; inanan da Rabbine ulaşıncaya dek bu zulmette zahmet çeker.
Gördüm ki sabretmek daha doğru; sabrettim; ettim ama gözümde diken vardı, boğazımda kemik vardı; mirasımın yağmalandığını görüyordum.’’
Evet bunları söyleyen Hz. Ali yine Nec’ül Belağa’ya göre Muaviye’ye yazdığı mektupta( Altıncı Mektup) Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın halifeliklerinin meşru olduğunu şöyle dile getiriyordu: ‘’ Şüphesiz Ebu Bekir’e, Ömer’e ve Osman’a biat edenler, onlara biat ettikleri şekilde bana da biat ettiler. Orada bulunanların ( Sakife çadırından bahsediyor) başkasını seçme hakkı olmadığı gibi, bulunmayanların da reddetme hakkı yoktur. Şura, ancak Muhacirler’e ve Ensar’a aittir; onlar toplanıp birisine uyar ve imam olarak nitelendirirse, bu Allah’ın da hoşnut olduğu bir iştir. Kim onların hükümetine razı olmayıp, kınayarak veya bidate uyarak onların işlerini terk ederse, onu geri çevirirler. Kabul etmezse, müminlerin yoluna tabi olmadığı için onunla savaşırlar ve döndüğü şeyin vebalini de Allah, onun boynuna yükler.”
Yani Özetle Hz. Ali her ne kadar halifeliğe en layık olanın kendisi olduğunu düşünse de çoğunluğun kararına uymanın şeriatın bir gereği olduğunu söylüyor. ‘’ Halifelik bana bizzat Allah’ın ayetleriyle ve Hz. Muhammed tarafından verilmiş bir haktı.’’ Diye bir ifadesi yok.
Evet... Hz. Ebubekir 632-634 Yılları arasında sadece iki sene halifelik yaptı.. Bu süre içinde onun daha çok yalancı peygamberler ve zekat vermemek, sabah ve yatsı namazları gibi namazları kendi kafalarına göre kaldıran İslamdan dönenlerle savaştığını görmekteyiz. Bir de Kur’an-ı Kerim ilk kez onun zamanında toplatılıp bir kitap haline getirildi. 634 Yılında Peygamberimiz gibi 63 yaşında öldü. Dört Halife içinde yatağında ölen tek halifeydi.
Hz. Ömer 634- 644 Yılları arasında on sene halifelik yaptı. Onun döneminde İslam Devleti’nin sınırları Arabistan dışına taştı. Devlet kurumlarının pek çoğu onun zamanında kuruldu. Yani Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir döneminde İslam Topluluğu olan bir topluluk artık bir devlet olmuştu Hz. Ömer zamanında.
28 Ekim 644’de Firuz adlı Mecusi bir köle tarafından( Ebu Lu’le olarak da bilinir) Mescid-i Nebevi’de sabah namazı esnasında sırtından hançerlendi ve üç gün sonra 31 Ekim 644’de öldü.
Firuz Hz. Ömer’i katlettikten sonra kaçmaya çalışırken 13 sahabeyi daha yaraladıysa da yakalanacağını anlayınca intihar etti. Bugün İran’da Kaşan’dan Fins’e giden yol üzerinde muhteşem mimari özelliklere sahip bir türbede yatmaktadır. ( Cesedi Medine’den İran’a nasıl gitti? O türbe bir sembolik türbe midir bilmiyorum.) ve bu türbe Şiiler tarafından oldukça kıymet verilen bir türbedir. Her gün binlerce Şii tarafından ziyeret edilir. Bu arada Hz. Ömer’in şehit edildiği 9 Rebiülevvel, Şii ve Nusayriler tarafından bayram olarak kutlanır.
644 Yılında Hz. Osman halife oldu.
Hz. Osman dönemini de uzun uzun anlatmayacağım ancak bilindiği gibi o da öldürülmüştür ve onun şehit edilmesi, ileride Hz. Ali’nin şehit edilmesi ile oldukça bağlantılı olduğu için Hz. Osman’ın öldürülmesine biraz geniş yer vereceğim
Gelecek bölümde inşallah.
Hz. Muhammed 8 Haziran 632 Tarihinde öğle üzeri ( veya öğleden hemen sonra) hayata gözlerini yummuştu. Onun hayata gözlerini yumması üzerine de akıl almaz olaylar başladı.
Öncelikle Hz. Muhammed’in naaşını kim yıkayacak onu kim defnedecekti?
Hz. Ebubekir bu konuya en layık olanların elbette ki onun ailesi olduğunu söyledi. Böylece Peygamberimizin gusül ve defin işlerinin Hz. Ali , Hz. Abbas, Hz. Abbas’ın oğulları Fadl ve Kuse ile Peygamberimizin azatlı kölesi Salih, Şukran ve son olarak Bizans ile savaşması için ordu komutanlığına getirdiği Üsame bin Zeyd tarafından gerçekleştirilmesine karar verildi.
Ancak bu tartışmadan çok daha önemli bir gelişme daha yaşandı henüz Peygamberimizin cenaze namazı bile kılınmadan, yani toprağa verilmeden önce.
Hz. Ali ve yukarıda isimlerini saydığım sahabe Peygamberimizin, defin işleri ile uğraşırken Muhacir'den Mugîre b. Şû'be, Hz. Ömer'e gelip, "Ensâr Sakife'de toplandı. Kendi kendilerine bir şeye karar verirlerse, aramızda savaş çıkar" deyince, Hz. Ömer, Ebû Bekir ve Ebû Ubeyde bin Cerrah’ı alıp Sakife'ye vardılar. Ensâr neredeyse Sa'd b. Übade'ye bîat edecekti.
Sakife, Medine yakınlarında, Hz. Muhammed’in bazen dinlendiği bir hurmalıktı. İşte burada müthiş bir kargaşa yaşandı. Öyle ki Sa’d bin Ubade - oldukça hasta olmasına rağmen- Hz. Ömer’in sakallarını çekti. Kılıçlar kından sıyrıldı. Ebu Ubade ayaklar altında çiğnenme tehlikesi geçirdi.
Sa’d bin Ubade daha sonra ‘’ Madem öyle bir sizden ( Muhacirden ) bir bizden ( Ensardan ) Halife seçelim’’ Derse de bu teklifi kabul edilmedi ve en sonunda Hz. Ömer’in bir hutbesi ve ‘’ Bir kına iki kılıç birden girmez. Sizden bir halifeye Araplar biat etmezler’’ Demesi ve Hz. Ebubekir’in halife olmasını teklif etmesi üzerine Sakife’de bulunanlardan Sa’d bin Ubade dışındakiler Hz. Ebubekir’e biat ettiler.
Ancak elbette ki bu biat yeterli değildi. Medine halkının da biat etmesi gerekmekteydi.
Şii kaynaklarına göre Medine halkının biatını da o sırada Medine’ye alış veriş için gelmiş olan Benî Eslem kabilesi gerçekleştirir. Muhacirler Beni Eslem kabilesine ‘’ Eğer Hz. Ebubekir için biat alırsanız ihtiyacınız olan her şeyi size bedava vereceğiz.’’ Demişler, Benî Eslem Kabilesi de bu vaad üzerine kimini korkutarak, kimini döve döve zorla, kimini de ikna ederek Medine halkından, Hz. Ebubekir için biat almışlardır. Yani Evs, Hazreç ve daha nice Ensar kabilesi tek bir kabile ve sadece alış veriş için Medine’ye gelmiş olan Benî Eslem Kabilesinden korkmuştur(!) Hem de Benî Eslem Kabilesi deplasmanda, kendileri kendi sahalarında olduğu halde (!)
Ancak bu korkma olayı(!) sadece Medineli Müslümanlarla sınırlı değildir Şiilere göre. ‘’ Allah’ın Aslanı ‘’ dedikleri Hz. Ali de korkmuştur(!)
Evet... Herkesten biat alınmış ancak kendisi Sakife’ye davet edilmediği ve halifeliğin bir oldu bitti ile Hz. Ebubekir’e verilmesi sebebiyle oldukça kırgın ve kızgın olan Hz. Ali henüz biat etmemiştir Benî Teymime kabilesinden Hz. Ebubekir’e... O biat etmediği için Haşimiler de biat etmemektedir. Haşimiler biat etmeyince de biat olayı sakattır.
Bu arada Haşimiler Hz. Ali’nin evine gidip ‘’ Gel sana biat edelim’’ Demektedirler ve çok şaşılacak bir husus olmak üzere Ebu Süfyan da Hz. Ali’ye gidip ‘’ Gel seni Halife yapalım. Sana biat edelim.’’ Diyenler arasındadır.
Peki Hz. Ali onlara ne cevap verir?
Maalesef bu konu muallakta. En azından benim için muallakta zira bir kayıt bulamadım.
Şimdi gerim gerim gerileceğimiz bir noktadayız çok dikkat !
Sadece Şii değil Sünni kaynaklarında bile olan iki olaydan bahsedeceğim ki benim için akıl almaz olaylardır.
1- Hz. Peygamberin naaşı daha ortadayken kızı Hz. Fatıma Hz. Ebubekir’in halife olduğunu öğrenir öğrenmez onun huzuruna gider ve ‘’ Babamın mirası olan Fedek Hurmalığını istiyorum’’ der. Hz. Ebubekir ise ‘’ Vallahi ben Resulullah’ın bizzat kendisinden ‘’ peygamberler miras bırakmazlar dediğini duydum.’’ Der ve bu isteği geri çevirir.
Peki böyle bir davranış bir peygamber kızına yakışan bir davranış mıdır? Hz. Fatıma gibi dünya nimetlerine hiç bir zaman eyvallah etmemiş bir insanın öncelikli olarak ‘’ bu yaz sıcağında Resulullahın naaşı kokacak neredeyse. Önce şu defni halledin.’’ Demesi gerekirken bir hurmalığın peşine düşmesi akıl alacak iş midir? Bana göre değildir ama kaynaklar öyle diyor.
2- Hz. Ebubekir, Hz. Ali’nin biat konusunda geciktiğini görünce Hz. Ömer’i onun evine gönderir. Hz. Ali’ye önce Hz. Ebubekir’e biat etmesi konusunda nasihat eder. Lakin Hz. Fatıma öylesine itiraz etmektedir ki Hz. Ali ağzını açıp tek laf edememektedir. Bunun üzerine Hz. Ömer, Hz. Fatıma’ya vurmaya başlar. Öylesine yumruklar tekmeler atar ki hamile olan Hz. Fatma karnındaki çocuğu düşürür.
Peki Allah’ın Aslanı ne yapmaktadır bu sırada? Korkusundan donmuş vaziyette olayı seyretmektedir.
Yahu Allah aşkına ben bile bu topal bacağımla eşime biri böyle bir şey yapacak olsa ölürüm yine de karşılık veririm. Hz. Ali’nin korktuğunu hiç bir şey yapamadığını söylemek nasıl bir saçmalıktır?
Ama dahası da var:
Hz. Ali, çok daha sonraları kızı Ümmügülsüm’ü Hz. Ömer’e eş olarak verirken yine ondan korkmuştur(!) [ Şiiler bu olayı öylesine bir utanç olarak görürler ki Hz. Ömer’in aslında Ümügülsüm ile değil bir cin ile evlendiğini bile iddia ederler.]
Peki Hz. Ali’nin, Hz. Fatma öldükten sonra evlendiği hanımlarından olan çocuklarına Ebubekir ve Ömer isimlerini koymasına ne diyeceğiz? Her halde Hz. Ebubekir ve Ömer ‘’ Çocuklarına bizim adlarımızı koyacaksın.’’ Diye tehdit etmediler onu.
Ancak bir başka husus daha vardır: Eşi Fatıma dövülür ve karnındaki çocuğu düşürürken (!) Hz. Ömer’den korkan, (!) -ileride- kızı Ümmügülsüm’ü Hz. Ömer’e eş olarak veren Hz. Ali, eşi Hz. Fatıma ölünceye kadar altı ay boyunca Hz. Ebubekir’e biat etmeyecek kadar cesurdur. İşte bu çelişkiyi anlamakta da zorlanırım hep.
Peki Hz. Ali kendisinin halife seçilmemesi sebebiyle bir kırgınlık ve küskünlük yaşamış mıdır?
Şiilerin, Kur’an-ı Kerimden sonra en çok itibar ettikleri Nehc’ül Belağa adlı kitaba göre evet... Hem de fazlasıyla... [ Şiilere göre Nehcü’l Belağa Hz. Ali’nin hutbelerini, mektuplarını, öğütlerini, güzel sözlerini ihtiva eden bir eserdir. Yazılanlar doğrudan doğruya Hz. Ali’nin söz ve yazılarıdır. Sünniler de büyük bir çoğunlukla bu kitabın muteber bir kitap olduğunu kabul ederler. Sünniler için Kütüb-ü Sitte ( Altı hadis kitabı) neyse Şiiler için de Nehcü’l Belağa odur.]
Evet... Nehcü’l Belağaya göre Hz. Ali kendisinin halife seçilememesinden dolayı kırgın ve kızgındır. Ama aynı zamanda bu seçimin ( Gerek Hz. Ebubekir gerekse ondan sonra gelen Hz. Ömer ve Osman’ın halife olarak seçiminin) meşru yani şeriata uygun olduğunu söylemektedir.
Önce kırgınlığı ve kızgınlığını nasıl ifade etmiş ona bakalım.
‘’Andolsun Allah’a ki halife ( Ebubekir), onu( halifeliği ) bir gömlek gibi giyindi, oysa o daha iyi bilirdi, ben hilafete nispetle değirmen taşı gibiydim; hilafet benim çevremde dönerdi; sel benden akardı; hiçbir kuş, uçtuğum yere uçamazdı. Hilafetle arama bir perde çektim; onu koltuğumdan silkip attım. Düşündüm: Kesilmiş elimle hamle mi edeyim? Yoksa bu kapkaranlık körlüğe sabır mı edeyim? Hem de öylesine bir körlük ki ihtiyarları tamamıyla yıpratır; çocuğu kocaltır; inanan da Rabbine ulaşıncaya dek bu zulmette zahmet çeker.
Gördüm ki sabretmek daha doğru; sabrettim; ettim ama gözümde diken vardı, boğazımda kemik vardı; mirasımın yağmalandığını görüyordum.’’
Evet bunları söyleyen Hz. Ali yine Nec’ül Belağa’ya göre Muaviye’ye yazdığı mektupta( Altıncı Mektup) Hz. Ebubekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın halifeliklerinin meşru olduğunu şöyle dile getiriyordu: ‘’ Şüphesiz Ebu Bekir’e, Ömer’e ve Osman’a biat edenler, onlara biat ettikleri şekilde bana da biat ettiler. Orada bulunanların ( Sakife çadırından bahsediyor) başkasını seçme hakkı olmadığı gibi, bulunmayanların da reddetme hakkı yoktur. Şura, ancak Muhacirler’e ve Ensar’a aittir; onlar toplanıp birisine uyar ve imam olarak nitelendirirse, bu Allah’ın da hoşnut olduğu bir iştir. Kim onların hükümetine razı olmayıp, kınayarak veya bidate uyarak onların işlerini terk ederse, onu geri çevirirler. Kabul etmezse, müminlerin yoluna tabi olmadığı için onunla savaşırlar ve döndüğü şeyin vebalini de Allah, onun boynuna yükler.”
Yani Özetle Hz. Ali her ne kadar halifeliğe en layık olanın kendisi olduğunu düşünse de çoğunluğun kararına uymanın şeriatın bir gereği olduğunu söylüyor. ‘’ Halifelik bana bizzat Allah’ın ayetleriyle ve Hz. Muhammed tarafından verilmiş bir haktı.’’ Diye bir ifadesi yok.
Evet... Hz. Ebubekir 632-634 Yılları arasında sadece iki sene halifelik yaptı.. Bu süre içinde onun daha çok yalancı peygamberler ve zekat vermemek, sabah ve yatsı namazları gibi namazları kendi kafalarına göre kaldıran İslamdan dönenlerle savaştığını görmekteyiz. Bir de Kur’an-ı Kerim ilk kez onun zamanında toplatılıp bir kitap haline getirildi. 634 Yılında Peygamberimiz gibi 63 yaşında öldü. Dört Halife içinde yatağında ölen tek halifeydi.
Hz. Ömer 634- 644 Yılları arasında on sene halifelik yaptı. Onun döneminde İslam Devleti’nin sınırları Arabistan dışına taştı. Devlet kurumlarının pek çoğu onun zamanında kuruldu. Yani Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir döneminde İslam Topluluğu olan bir topluluk artık bir devlet olmuştu Hz. Ömer zamanında.
28 Ekim 644’de Firuz adlı Mecusi bir köle tarafından( Ebu Lu’le olarak da bilinir) Mescid-i Nebevi’de sabah namazı esnasında sırtından hançerlendi ve üç gün sonra 31 Ekim 644’de öldü.
Firuz Hz. Ömer’i katlettikten sonra kaçmaya çalışırken 13 sahabeyi daha yaraladıysa da yakalanacağını anlayınca intihar etti. Bugün İran’da Kaşan’dan Fins’e giden yol üzerinde muhteşem mimari özelliklere sahip bir türbede yatmaktadır. ( Cesedi Medine’den İran’a nasıl gitti? O türbe bir sembolik türbe midir bilmiyorum.) ve bu türbe Şiiler tarafından oldukça kıymet verilen bir türbedir. Her gün binlerce Şii tarafından ziyeret edilir. Bu arada Hz. Ömer’in şehit edildiği 9 Rebiülevvel, Şii ve Nusayriler tarafından bayram olarak kutlanır.
644 Yılında Hz. Osman halife oldu.
Hz. Osman dönemini de uzun uzun anlatmayacağım ancak bilindiği gibi o da öldürülmüştür ve onun şehit edilmesi, ileride Hz. Ali’nin şehit edilmesi ile oldukça bağlantılı olduğu için Hz. Osman’ın öldürülmesine biraz geniş yer vereceğim
Gelecek bölümde inşallah.
Kerbela Katliamı Niçin Oldu Kerbeladan Sonra Neler Yaşandı 8 Bölüm başlıklı yazı Sami Biber tarafından
19.08.2022 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 5
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.