Hoşgörü-2
“Hoşgörü, yapılan her şeyin kolayca
kabul edilip onaylanması değildir. Hoşgörü, başkalarının görüşlerini anlama
yeteneği ve acı bir duygu beslemeden, anlayışlı bir tartışma arzusudur (Macintosh).
Bir önceki
yazımızda, hoşgörünün anlamını, nasıl yapılması gerektiğini çeşitli misallerle
açıkladık. Ancak hoşgörünün sınırlarını belirleyemezsek, hoşgörü adına yanlış
ve hatalı yaklaşımlarda bulunabiliriz.
Hoşgörüde
aşırılığa kaçılmamalıdır. Hoşgörülü olmanın fazlası, “boyun eğmek ve aşırı fedakâr olmaktır” ki, bu yaklaşım hoşgörü
değildir. Dikkat edilmesi gereken nokta, “hoşgörünün
insanın kendisine ve diğer insanlara zarar vermeyecek” ölçüde olmasıdır.
Kendi
haklarımızı korumadan, karşımızdakinin davranışlarına göz yummak ve görmezden
gelmek de hoşgörü olarak tanımlanamaz. Hoşgörüde denge kurabilmek, kişinin
kendi haklarını ve sınırlarını korumasıyla mümkündür.
Hoşgörü; “haksızlığa, zulme, milli ve manevi
değerlere hakaret edenlere, aşağılayanlara, evrensel değerlere aykırı duygu
düşünce ve davranışlara, ötekileştirme
ve ayrımcılığa boyun eğmek ve rıza göstermek” de değildir.
“Şiddet yanlısı olanlara, kin ve nefret
duygularıyla acımasızca davrananlara, aşağılayıcı, küçük düşürücü davranışlarda
bulunanlara, ahlaki normlara aykırı davrananlara, tüm canlılara, doğaya zara
verenlere razı olmak” hiç değildir.
İnsanlar
arası ilişkilerde dengeyi koruyan ve onları birbirlerine yaklaştıran
hoşgörüdür. Ancak hoşgörü; “kişinin her
konuda hem fikir olması, aldırmaması, olaylara kayıtsız kalması veya kendi
inançlarından ve öz benliğinden taviz vermesi” de değildir.
Hoşgörü,
insan hayatını düzenleyen, karşılıklı saygı, huzur ve barış ortamını
pekiştiren, insanlar arasında olumlu düşünce ve duyguların ortaya çıkmasına
imkân veren bir değerdir. Farklılıkların bilincine vararak, değişik düşünce ve
kimliklere anlayışla bakabilmektir.
Hoşgörü,
huzurlu bir toplum hayatının vazgeçilmez unsurlarından biridir. Yunus Emre'nin
“Yaratılanı hoş gör, Yaratan'dan ötürü”
sözü davranışlarımızın temel ilkesi olmalıdır.
Düşmanını
bile dost gözüyle gören ve düşmanlığı içindeki düşmanlık duygusuna karşı
kullanmayı öğütleyen Mevlâna’nın ve Yunus Emre’nin tüm dünyada takdir
edilmelerinin ana nedeni, insanları ayırt etmeden sevmeleri ve tüm insanları
bir bütün olarak kucaklamalarıdır. Sadece sözleriyle değil, hayatlarıyla da
bunu göstermişlerdir.
Mevlana’nın
“Kim olursan ol gel!”, Yunus
Emre’nin “Sevelim, sevilelim, bu dünya
kimse kalmaz!” sözleri, sevginin ve hoşgörünün en nadide örnekleridir.
Her
dilden, her dinden, her renkten insanı kucaklayan, sevginin, barışın,
kardeşliğin ve hoşgörünün sembolü olan Mevlâna ve Yunus Emre örnek alınacak hoşgörü
ve sevgi âşıklarıdır.
Hoşgörülü
olamayan kişiler, aşırı katı kurallara sahiptirler ve başkalarına yönelik aşırı
eleştirel yaklaşırlar. Genellikle acımasız standartlara sahiptirler. Kendisine
göre hata yapmış veya kendisi için doğru olmayan davranışlar gösteren kişilere
yönelik acımasızlık içeren cezalandırıcı bir tutuma sahiptirler. Kendi
standartlarına uymayan kişilere katlanamama eğilimleri vardır.
Hoşgörüsüz kişiler genellikle ben merkezli olur, hiçbir şeye
katlanamaz ve çoğunlukla insanları bilinçsizce kendi bakış açılarına göre
değerlendirip yargıya varırlar. Bu tür insanların etkileşimde bulunduğu
çevrelerine, hatta kendi aile yapılarına bile yadsınamayacak derecede olumsuz
etkileri vardır.
Bu nedenle
kendilerinin ve başkalarının hatalarını affetmekte güçlük çekerler. İnsanların
hatasız olamayacağı ve farklılıkları olabileceği gerçeğini görmek istemezler.
Hoşgörü
ortamının oluşması için insanların birbirini sevmesi gerekir. Hoşgörüyü
besleyen sevgidir. Sevginin olduğu yerde hoşgörü, sevgisizliğin olduğu yerde
ise tahammülsüzlük vardır.
Hoşgörülü
olabilmek için; önyargıdan uzak olmak, ben
merkezli olmamak, yanlış toplumsal baskılardan etkilenmemek, şiddet yanlısı
olmamak, öteleme duygusu taşımamak, yani insani değerlere aykırı hareket
etmemek gerekir.
Hoşgörülü
bireyler, farklılıklara saygılıdırlar, nesneldirler, geniş bakış açısına sahiptirler.
Empati yeteneğine sahiptirler, sabırlı ve eğitimlidirler. Demokratiktirler, etkili
iletişim becerilerine sahiptirler. Engin bir sevgiye, olumlu bakış açısına
sahiptirler. Sorgulayıcıdırlar, tutarlıdırlar ve zengin bir kültüre sahiptirler.
Yeni fikirlere ve düşüncelere açıktır.
Hoşgörülü
insan, bir kişiyi o andaki davranışlarına göre değerlendirmez. Tavır almadan
önce bir süre düşünür ve böylece yanlış yargı ve tutumlardan uzaklaşmış olur. Alçak
gönüllülüğü elden bırakmaz ve ona göre davranır. Çünkü her insanın farklı ve
kendine özgü olduğunu bilir. Yaşam biçimlerine, düşünce sistemlerine,
inançlarına saygı göstermek gerektiğinin farkındadır.
Bugün her
zamankinden daha fazla iyilik ve hoşgörüye ihtiyacımız olduğu aşikârdır.
Olumsuz birçok davranışın sebebi, yeterince hoşgörülü olamamaktır. “Affetmezseniz sevemezsiniz. Sevgisiz hayat da
anlamsızdır”
Hoş görmek,
insanın taşıdığı en yüce erdemlerden biridir. Hayatımızın merkezinde yer alan
bu anlayış, kendin gibi olmayana tahammül etmek, onu düşünmeye çalışmak, onu
dinlemeye çalışmak, onun düşüncelerine, davranışlarına, sözlerine tahammül
etmektir.
Hoşgörü,
kişinin kendi negatif yanlarını görerek düzeltmeye çalışması, hem de karşı
tarafın negatif yanlarına katlanması, tahammül etmesi, zarar veren davranışları
düzeltmesi için adım atmak demektir.
Hoşgörü;
hataları düzeltebilmeyi, haddi bilmeyi, kendini bilmeyi aynı zamanda kendi gibi
olmayana saygı göstermeyi, onu anlamayı ve bilmeyi ve ona sevgi ile yaklaşmayı
gerektirir.
Birlikte
yaşayabilmek için, huzurlu ve mutlu bir yaşam için, insanların birbirine
saygılı olması için, çağdaş bir toplum için, toplumların devamı için, kendimize de hoşgörü beklemek için
hoşgörülü ve erdemli olmak zorundayız.
Sevgiyle kalın.
Seyfettin Karamızrak
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.