Yorgun Sıfatların Tanrısı İken Kalem
Hangi rengin mahlasıdır ruh ve hangi
devasa acıda saklıdır selamet…
İçtimada kalem sözcüklerde saklı
asalet ve gönlün feri fermanı da başına buyruk esen rüzgârın solgun teninde
damgalı bir nefer aşkın dilinde saklı iklim işte ferman bellediğim günden bozma
değil ömürden çalıntı nice nefesin seyrinde bir buse kıvamında hangi imge ise
seferisi sözcüklerin saltanatı sonlanmayan hüznün gölgesinde…
Nevi şahsına münhasır iken ömür.
Nadide ruhun dokunulmazlığında saklı
iken hüzün.
Tembel bir kıvanç tebessüm ehli
yakarış ve işte tahakküm altında ruhun geviş getirdiği sudan bir sebep de
değilken için için kaynayan sevgi.
Ruhlar âlemi.
Tokuşan kalemin asaleti.
Hücumda gün hazin olsa da sonunda
hüzün ve işte göğün kanaviçesi ve işte dalgaların acı çığlığında büyüyen bir
ruh gibi bir nefes ya da martının kanadında yaralı bir yama aşkın kuvözünde
iken cefa saklı tutulası bir risaleye mahal veren coğrafyası sözcüklerin kanın
aktığı akmadığı ne ki nasıl ki boynumuz kıldan ince Rabbin katında.
Hazandır sevecen.
Hazandır yürek yakan.
Hazandır hüzün yüklü.
Hazzında ölümün haiz olunası bir
beden bir de kimya ve işte kanayan ruhun esir düştüğü olmasaydı keşke bir
rivayet.
Çöreklenmiş günün yandan çarklı
döngünün yangında ilk kurtarılan nasıl ki sözcüklerin sarmalında sürgün süngüsü
düşmeden ömrün sür-git o arayış sürmenaj bir imge saklı yakarış ve çivisi
çıkmış dünyanın değil mi ki menfaati önde giden ve işte iki âlemde aziz olması
gereken yorgun yüreğin indinde yangın sonrası açan yeni günde ve de bir gül
hükmünde kırılmadan dalı aşkın kırgın nidaların saltanatı ve sezilerinden ayrı
düşmediğim kadar da şiirler iken aşkın yongası.
Bir renk.
Bir rakım.
Bir rivayet.
Bir de kaykılası zemin günü birlik
aşkların değil ömürlük masum sevdaların dinmez iken feryadı.
Ölgün bir renk değil mi ki beyazın
saf tuttuğu s/afiyet yüklü yüreğin açan her goncası nasıl ki umuda delalet.
Yorgun ırklar.
Yorgun mealler.
Yorgun imgeler.
Aşka bandığımız kadar son lokmayı
kursağımızda takılı kimi deyişler.
Mübalağasız sevdiği kadar da insan
münazara etmeye dayanır mı yürek?
Yâdında dünün ömürlük bir sürgün
adeta yorgun vecizeler yamalı sevinçler ve kükreyen bir v/eda seferisi ruhun
saf tuttuğu kadar masum kaldığından da öte mahlası yok iken şairin manidar bir
şiirden sökün eden mevsimin dirayeti sorgulandığı kadar da sadık iken insan
yüce Mevla’sına.
Sükûnet.
Safiyet.
Sirayet eden hakkaniyet.
Ölgün zamanların goncası yorgun
sıfatların da tanrısı iken kalem…
O halde durmaya ne gerek duymadan
dahi çalan gongun sesinde can bulan bir rehavet nasıl ki dokundu bam telime.
Baskın bir imgeden ötesi başı
b/ağlanmış şiirin de güncesi.
Şiirsiz geçen güne nasıl ki yağmıyor
rahmet ve işte maneviyatın öncüsü kısık sesinden değil hasretinden ruhun
çığlığından da beslenirken şair şiirden öte yol mu vardı da bilmedi öncesinden?
En endamlı bekleyiş nasıl ki telaffuz
edilen o sitayiş en çok da duygular iken önde giden nasıl ki duygular fora ömür
bitmeden…
- Yorumlar 2
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.