Tema
Üye Ol Giriş Yap
Anasayfa Şiir Deneme Hikaye Makale Serbest Kürsü Yazarlar Forum Sohbet Online Üyeler
(0 oy)

Zamandan Kopardılar İlkin Bizi

Zamandan Kopardılar İlkin Bizi

Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen
Hayat hikayesinin 83.bölümü

efendim
küfür kıtalar geziyor şimdi 
zülüm gönüllerde kaşaneler kurdu
içilmiş sulardan geriye 
kırık bardaklar bile kalmadı yazık
eskimiş süngüleriyle bozguna uğramış 
virane ordular gibiyiz

kalbimizin çarşıları çok yıkımlar gördü
zelzeleler yığıldı üstümüze tabaka tabaka 
dallardan çiğ damlaları 
süveydalarımızın yamaçlarına düşüyor artık
memleketlerin en kuytu yerinde 
yaşlı teyzeler tenhalığın ezgilerini besteliyor acıyla

ömür, terörün elinde efkar gergefi
ölümse derin sırların yokladığı kale burcu
kalenin kapısı kırıldı ya bir kez
iyi yürekli nesillerimiz
saçaklara çekilip ürperen serçelere döndü

efendim
açık rüzgarlarda 
bozgun yaşıyor armadalarımız
hatıra yüklü muhacir düşler
uçup gitmedeler yuvalarına yürekler bırakarak
şemsiyesiz ayların biteviye ıslaklığında yalınayak
şimşeklerle ürpermedeyiz
özlemlerimizde kurşuni tipiler çırpınıyor bugün

biz olmayı yitirdik
sonra oldu olanlar 
miskinliği gayrete tercih etmemizden sonra oldu
gölgelerden kan sızdı sükunetimizin üstüne. 
suçlarımızın kanıydı hem
sicim sicim gözyaşlarımızı 
dolayıp hoyrat ellerine 
gülüşlerimizin uçurtmalarını ötekiler uçurmaya başladı 
sonra rüzgarlar avare çıktı

yalnızlığımızı duyduk 
bir uçtan bir uca sarındığımız dumanlarda 
çığlıklarımız anlamsız kalabalıklara tutsak edildi
zamanı çiğneyen açlıklar ayarladı 
yelkovanların parmaklarını bunalım saatlerine
her renkten pencereler açıldı 
azgın emellerin aynalarına 
ve yüzlerimizi seçemez olduk

efendim
işsiz kaldık, kalbimiz katılaştı
aşsız kaldık, ruhlarımız dalaştı
içimiz aynıydı, 
dışımız kabuk kabuk döküldü
günleri beyhude geçirmenin bedelini 
umut taşlarından hayali saraylar yaparak ödedik 

umutlarımız boş havuzlara düştü
güz yapraklarının kıvranarak öldüğü 
susuzluklarda korkularımızı yüzdürür olduk
ve iri çuvaldızlarla diktik güzelliklerin ağzını
hep dünya idi sebep 
hep dünya sevgisi oldu yenilgilerimiz
 
dünyaya bu kadar düşmeseydik 
kalbimiz rahatlayacaktı belki
belki işimiz ve aşımız olacaktı 
imanımız ve mutluluğumuz olacaktı
olmadı…
bunalımlarımızın kancalarını kör kuyulara sarkıttık
tekilliğimizi sokaklara çözdük
yuvadan ve eşten ayrıldık

efendim
beyhudeliğe ayarlı zamanlarda 
intiharları taktık yakalarımıza rozet rozet
eldivenlerimizde kaldı ellerimizin sıcaklığı
tozlu çekmecelere kaldırıldı dostluklarımız
hep eski ve kırık şeylerle avunduk çocuklar gibi
ve ötekiler dizdi 
içleri başkaldırı dolu şişeleri 
yüzlerimizin raflarına göz göz

mavi, yeşil, sarı ve mor fırıldaklara takılı kaldı 
bitimsiz can sıkıntılarımız, 
nakışlı gündüzlerde karanlığımızı artırdılar peyderpey
duygularımızı mesafelere serptiler boylu boyunca
ölümü mezarlıklara hapsedip tabaka tabaka
zamandan kopardılar ilkin bizi
ölmeyeceğimize inandırdılar

hurdaya döndürdüler yüreklerimizi
en asil tutkularımız, 
kendini tutmaktan yoksun tutkallarla tutturulunca 
kendimizi bir ayarda tutamadık 

yabancı bir konuk olduk 
şu yalancı dünyada 
dem geldi geçti
biz bir köşeye ilişip kaldık
ellerimizi birleştirmeyi akıl edemedik
imanlarımızı dirileştirmeyi akıl edemedik

*
müslümanlar safında mertçe çarpışıp 
cesaretle düşmanın üzerine hücum eden biri vardı 
müşriklere ilk ok yağdıran da o olmuştu
gariptir ki, kuzman adındaki bu adamın ismi 
her ne zaman zikredilse efendimiz
o, cehennemliktir derdi

sahabiler bunun sırrını bir türlü çözemiyorlardı
kuzman, harbin en şiddetli anında 
büyük kahramanlıklar gösterdi 
islam ordusu bozulup dağıldığı sırada 
kılıcının kınını kırdı

ölmek kaçmaktan hayırlıdır 
ey evs hanedanı
siz de benim gibi
şeref ve şan için çarpışınız
diye seslenerek 
müşriklerin arasına daldı

yedisini sekizini öldürdükten sonra
kendisi de muharebe meydanında yaralanıp 
kan revan içinde kaldı
sahabiler hala efendimizin
o, cehennemliktir sözünün manasını 
anlamış değillerdi

bunca, kahramanlık ve cesareti 
müslümanlar safında gösteren kuzman 
nasıl cehennemlik olabilirdi
ağır yaralarının sızısıyla kıvranan kuzman'ı 

sahabiler 
tebrikler ey kuzman
cenneti müjdeleriz sana diyerek tebrik ettiler 
kuzman ise verdiği cevapla 
gerçek mahiyetini ortaya koydu

ne diye beni tebrik ve tebşir ediyorsunuz
benim maksadım şahadete ermek değildir
dinin muhafazası hususu dahi 
asla hatırımdan geçmemiştir
ben, kavmimin gayreti için 
kureyşliler  medine hurmalıklarına 
zarar vermesin diye çarpıştım

yaralarının ağrısı şiddetlenip 
yaşayacağından ümidini kesince de
bir ok alıp kolunun damarını keserek intihar etti
sahabiler, bundan sonra 
resül-i kibriya’nın sözünün hakikatini anladılar

kuzman'ın bunca kahramanlığı ve fedakarlığı 
Allah yolunda, Allah için değil
kavim ve kabilesinin şan ve şerefi 
medine'deki hurmalıklarını korumak uğrunda 
gösterdiğini öğrendiler

kuzman'ın kendi kendisini öldürdüğü haberini alan 
resül-i kibriya
Allahü Ekber
Allahü Ekber
ben, Allah'ın resulü olduğuma şüphesiz şahadet ederim
şüphe yok ki Allah, isterse
bu dini facir bir adamla da teyit eder

amellerin makbuliyet ölçüsü ihlas ve samimiyettir
amelin Allah'ın rızası gözetilerek yapılmış olmasıdır 
ihlas ile söylenmeyen bir sözün 
yapılmayan bir hareketin
gösterilmeyen bir kahramanlığın 
Allah katında hiç bir kıymeti ve değeri yoktur

çok az sayıda mücahidin
yağmur gibi yağan müşrik oklarına karşı 
kendisini korumaya çalışırlarken, 
resul-i kibriya mübarek dudaklarından
şu cümleler dökülüyordu
Allah'ım, kavmimi affet
onlara doğru yolu göster
çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar

müşrikler, 
daha fazlasını yapamayacakları kanaatına varınca 
derlenip toparlanan mücahitler karşısında 
tekrar bir hezimetle karşı karşıya gelmemek için
en uygun yolun geri çekilmek olacağını hesapladılar
mağrur bir eda ile geri çekildiler

sonuç gerçekten hazin, ibretli ve düşündürücü idi
harpte, mücahitlerden yetmiş kişi şehit düşmüştü
bunlar arasında hz. hamza
hz. mus'ab bin umeyr gibi 
çok güzide sahabiler de bulunuyordu
ebu dücane, nesibe hatun gibiler 
resul-i kibriyayı muhafaza etmeye çalışırlarken
vücutları delik deşik olmuştu

harbin bir safhasında 
mücahitlere gülen parlak muzafferiyet
hz. resulullahın emir ve talimatına riayet etmeyen 
okçulardan bir kısmının 
yerlerini terk etmeleriyle bir anda 
hazin ve acı bir mağlabiyete inkılap etmiş
uhud, müslümanların kanıyla boyanmıştı

efendimizin
o bizi sever, biz de onu severiz buyurduğu 
uhud'u bir hüzün bulutu kaplamıştı
efendimiz yaralıydı, yorgundu.
kendi başına yürüyecek kuvveti kalmamıştı
sa'd bin muaz ve sa'd bin ubade'ye dayanarak
şi'b'deki kayalığa doğru çıktı

burada dinlenmek
yorgunluğunu gidermek istiyordu
bir müddet yürüdükten sonra
bu takattan da mahrum kaldı 
üzerindeki iki zırhı oldukça ağırlık yapıyordu

bu sırada talha bin ubeydullah yere çöktü
buyur, ya resulallah, ben kuvvetliyim diyerek 
efendimizi sırtına aldı 
kayalığa kadar taşıdı
resul-i ekrem kanlar içinde kalan 
yüzünü gözünü burada suyla yıkadı 
başına su döktürdü

müşrik ordusu, 
harp sahasından yavaş yavaş çekiliyordu
kumandan ebu süfyan, muharebe meydanında 
bir tur attıktan sonra 
kayalıklara çıkmış bulunan mücahitlerin yanına geldi 

ebu süfyan adamlarına dönerek
herhalde bunların hepsi öldürülmüş
sağ olsalardı elbette cevap verirlerdi
diye bağırdı

hz. ömer dayanamadı 
ayağa kalkarak yüksek sesle 
yalan söylüyorsun ey Allah'ın düşmanı 
vallahi yalan 
hepsi sağdırlar ve işte buradadırlar 

ebu süfyan ile 
hz. ömer arasında şu konuşma geçti
hübel'in şanı yüce olsun
en büyük en yüce olan Allah'tır
bizim uzzamız var, sizin yok
bizim mevlamız Allah'tır ,sizin mevlanız yok

bir gün yenildik, bir gün yendik
bir gün üzüldük, bir gün güldük
hanzala'yı hanzala'ya karşı öldürdük
biz sizinle bir değiliz
bizim öldürülenlerimiz cennette 
sizinkiler ise cehennemdedir

ebu süfyan tekrar asıl maksadına geldi 
ey ömer, Allah aşkına doğru söyle
muhammed'i öldürdük mü 
hayır, vallahi onu öldürmediniz. 
o şimdi söylediklerinizi dinliyor

düşman kuvvetler, harp meydanını terk edip 
mekke'ye doğru hareket edince
efendimiz mücahitlerle birlikte çıktığı kayalıktan indi
cesetleriyle yerde yatan
ruhlarıyla yüksek alemlerde pervaz eden 
şehidler arasında dolaştı 

gönlü hüzünle doluydu
kadere teslimiyetin verdiği inşirah olmasaydı
manzara seyredilecek gibi değildi
en güzide sahabilerini kaybetmişti
kureyş müşrikleri şehitlere
vahşice muamelelerde bulunmuşlardı

çoğunu parça parça ederek 
tanınmaz bir hale getirmişlerdi
onların arasında durdu
içler parçalayıcı manzarayı 
bir müddet hüzünle seyrettikten sonra

ben, kıyamet gününde
şu şehidlerin Allah yolunda 
canlarını feda ettiklerine şahitlik edeceğim

ashabına dönerek,
bunları, kanlarıyla sarıp gömünüz 
Allah yolunda çarpışarak yara alanlar
kıyamet gününde mahşere yaraları kanayarak geleceklerdir 
kanlarının rengi kan rengi
ama kokuları mis kokusu gibi olacaktır
diye ferman etti

şehitler arasında amcası 
kahraman sahabi hz. hamza da vardı 
karnı yarılmış 
ciğeri çıkarılmış
burnu ve kulakları kesilmiş
cesedi parça parça edilmişti
zor tanınıyordu

onun mübarek cismini gören resul-i kibriya 
öylesine üzüldü, 
öylesine elem duydu ki
bir anda gözlerinden yaşlar boşandı
o ana kadar öylesine mahzun olduğu görülmemişti 

seyyidü'ş-şüheda
şehidlerin efendisi olan haz.hamza
bu cesaret abidesi sahabinin cesedi başında durdu
gözyaşlarını tutamadı

şehitler arasında 
islam ordusunun sancaktarı 
hz. mus'ab bin umeyr de vardı
resul-i ekrem onun yanına vardı
şu ayet-i kerimeyi okudu

‘mü'minlerden, resulullah ile beraber olacaklarına dair 
Allah'a verdikleri söze sadık kalan nice kimseler vardır 
onlardan kimi 
verdiği sözü tamamen yerine getirerek 
şehitliğe kavuştu
kimi de böyle bir akibeti beklemektedir
onlar, sözlerini hiçbir şekilde değiştirmemişlerdir’

hz. mus'ab'a kefen olacak bir şey bulamamışlardı
üzerinde kaftanı vardı
sahabiler bu kaftanım baş tarafına örttüklerinde 
ayak tarafı açılıyor
ayak tarafına çektiklerinde 
baş tarafı açılıyordu
 
resul-i kibriya bu durumu görünce
baş tarafını kalkanı
ayaklarını ise ızhır otu ile örtünüz diye emretti

Allah yolunda, 
resulullah ve islam uğrunda 
her fedakarlığı göstermek
her meşakkati göze almak 
sonunda şehit olmak
şehit olduktan sonra  
örtülecek kefenden bile mahrum kalıp 
ottan kefene sarılmak
ibret ve şeref dolu bir sahne

şehit sahabiler defnedildikten sonra
resul-i ekrem mücahitlerle birlikte 
medine'ye dönmek üzere harekete geçti
harre mevkiine geldiğinde
ordusunu durdurarak 
Rabb-ı Rahimine şu içli niyazı yaptı

Allah'ım… hamd ve sena ancak sanadır
Allah'ım…senin açıp yaydığını dürecek
senin dürdüğünü de açıp yayacak hiçbir kuvvet yoktur
Senin dalalette bıraktığını, hidayete erdirecek 
senin hidayete erdirdiğini de saptıracak yoktur
Senin vermediğini kimse veremez 
Senin verdiğini de kimse engelleyemez

Allah'ım…rahmet ve bereketini 
fazl ve keremini bize aç
yay üzerimize
Allah'ım..ben, yoksul olduğum günde 
senden nimet
korkulu olan günde de emniyet dilerim

Allah'ım…imanı sevdir bize
kalblerimizi imanla süsle
küfür, isyan ve tuğyandan nefret ettir bizi
din ve dünyamıza zararlı olan şeyleri bilenlerden
doğru yola erenlerden eyle bizi

Allah'ım…bizleri
müslüman olarak yaşat
müslüman olarak öldür
bizi, salihler ve iyiler zümresine kat 
ki onlar, ne şeref ve haysiyetlerini kaybedenler 
ne de dinlerinden dönenlerdir

Allah'ım…Senin Peygamberini yalanlayan 
Senin yolundan yüz çeviren 
Peygamberinle savaşan kafirlerin cezalarını ver
onlara hak ve gerçek olan azabı indir

fahr-i kainatın bu içli, hazin ve düşündürücü duasına 
mücahitler de aminlerle katılıyorlardı
Cenab-ı Hak, sevgili resulünün bu duasını 
kabul buyuracak
islam dininin düşmanlarını kısa zamanda 
mahv-u perişan edecektir.

redfer

Sitede Önceki / Sonraki
Yazarın Önceki / Sonraki
Oylama
0 (0 oy)
  • Yorumlar 1
  • Yorum Yaz
  • Tebrikler
  • Beğenenler
  • Popüler Yazıları
Yükleniyor...

Yorum yazmak için giriş yapın.

edebiyatevi.com
Zamandan Kopardılar İlkin Bizi

Zamandan Kopardılar İlkin Bizi

redfer redfer