Hep Uzaklarda

Peygamberimiz H.Muhammad Mustafa (s.a.v)in hatırasına ithafen 
Hayat hikayesinin 84.bölümü

ateşlere sürgün sancılarda eflatun düşünceler çoğalır
kelimeleri tutsak olmuş zamanları 
can evine dalga dalga sürükler kasıtla. 
terkisinde uyuyan sağır uğultuları getirir ufuklardan
bir geminin pruvasında karanlığın kurşun ağırlığı duyulur
sonsuz hürriyet
hep uzaklarda...

uzayan bir şey vardır uzaklarda
alabildiğine maviliklerde uçuşur 
bulutsu sevinçler pupa yelken 
çoban ateşlerine koşan gecelerde 
derbeder ömürler bölünür orta yerinden kabus kabus

umut salıncaklarındaki huzurlu uykular 
öldürülecek heyecanların tenhalarında 
eylül şiirlerine döner de 
baygın ormanların 
ölü sahillerin öte yakasında 
sıtmalı arzular vurur udun tellerine
notasız nağmeler düşer 
bir bir yere

gözyaşı ki bir tesellidir 
yavaş yavaş ayağa kalkan 
sürgünlerin yurda son dönüşlerindeki özlemdir
yağmayan yağmurların altında 
yalınayak,
güzelliklere tutkun papatya tarlalarını 
seher yürüyüşleriyle geçerek 
beyaz saatler yaşamaktır 
parıltısını yeni bulmuş gözlerde 

çeşmibülbül tutsaklıklarıyla yıkık bentlerinden 
taşra akan hayallerdir
eski resimlerde yıllanmış hatıralardır
aylara 
ve yıllara değen

yağı biten kandiller aydınlatıyor şimdi 
hazin çehrelerini güvercinlerin, 
bir kurşunla vurulup düşmekteler yere 
damla damla arınmadır bu 
kirli sulardan 
basamak basamak yükseliştir 

bir manzara var karşımızda şimdi
su iyice berraklaştı
her damlanın arkasından 
Allah’ın iradesi görünüyor
her lokmanın dudağa dokunuşu
lütf-u ilahi’nin dokunuşu oluyor
o derece yakınlaştık Rahman’a
bir başka yerde yürüyoruz şimdi
aşka doğru adımlarımız

sözlerin yetmediği 
ifadelerin kapatamadığı
cümlelerin bağlayamadığı bir yakınlık 
söyleyebildiklerimizden daha fazlasını söylüyoruz 
dua ediyor olmaktan çıktık
duanın kendisiyiz artık
 
tüm varlığımızla bir avuç oluverdik de
katından indireceğin her hayra muhtacım 
demeye durduk
dudağımız, güzellerin dudağına sırdaş oldu
nefeslerimizi en sevgilinin nefeslerine bitiştirdik

bile isteye razı olduğumuz açlık ve susuzlukla
dünyaya tokuz artık
gövdemizin telaşlarından azadeyiz
arzın çekim alanından sıyrıldık
semanın cazibesine tutulduk
kanatlarımızı takındık
hep altında kaldığımız ihtiyaçlarımızın 
üzerinden geçiyoruz artık

ruhumuzla baş başayız artık
mahremimiz oldu kalbimiz
belki ilk defa
ruhumuzla dolaşıyoruz yeryüzünde
niyetimizle var olmanın tadına varıyoruz
eylemlerimizden istifa ediyoruz

dünya avuçlarımızdan kayıyor
ağırlıklarımızı atıyoruz
ruhumuz yeniden üfleniyor bize
taze bir nefes gibi 
katılıklarımız buharlaşıyor

gizli yollar buluyoruz kalpten kalbe
aynı kabın içinde yeniden yoğruluyoruz
ürkerek de olsa
sevdiklerimizin ruhuna dokunmayı öğreniyoruz
aramızda adı konmamış bir sözleşme var
sessiz sırdaşlar olmanın keyfiyle 
göz kırpıyoruz birbirimize

ıslak bir süzülüş 
tebessüm dolu dudaklardan
kıyamda bir ayet
kaidede bir tahiyyat
bir arkası yarın  sanki

selam ve aleykum… 
birbirini bütünleyen 
cevher ve öz
çelik ve su gibi
selam olsun

*
ensar kadınları mekke sokaklarına dökülmüşlerdi 
gelen orduyu seyrediyorlar
hz. resulullahın sağ salim 
gelip gelmediğini görmek istiyorlardı

islam ordusu 
7 şevval cumartesi günü akşam üzeri 
medine'ye giriyordu
kadınlar şehid olan erkekleri için ağlıyorlardı 
bunu duyan resul-i ekremin de gözlerinden yaşlar aktı

atı üzerinde bulunan peygamberimize
bir kadın yaklaştı
bu kadın, efendimizin atının dizginini elinde tutan 
sa'd bin muaz'ın annesi 
ubedy kızı kebşe idi
uhud'da oğlu amr bin muaz'ı şehit vermişti

içi acıyla buruk buruktu 
resul-i ekreme iyice yaklaştı
onun nurani simasına başını kaldırıp baktı 
babam, anam sana feda olsun, ya resulallah
seni sağ salim gördüm
sen sağ salim olunca 
hangi felakete uğrarsam uğrayayım 
bana hiç gelir

bu cümleler gerçek imanın 
resul-i erkeme sonsuz sadakatin ifadesiydi 
şehit düşen oğlunu sormuyor
hz. resulullahın sağ salim dönmesinden dolayı
 hadsiz sevinç duyuyordu

resul-i ekrem de bu kahraman islam kadınına 
şehit olan oğlundan dolayı taziye diledi 
şu müjdeyi verdi
ey sa'd'ın annesi 
sana ve onun ev halkına müjdeler olsun ki
onlardan şehit düşenlerin hemen hepsi 
cennette toplandılar ve birbirlerine arkadaş oldular
onlar ev halklarına da şefaat edecekler

sonra da kebşe hatunun arzusu üzerine 
ev halkına şu duada bulundu
Allah'ım…
onların kalplerinde bulunan üzüntüleri yok et
geri kalanlarını da geride kalmışların en hayırlısı kıl

kalbi nübüvvet iksiriyle temas halinde olan sahabinin 
Allah ve resulü için göze alamayacağı fedakarlık
zahmet ve meşakkat yoktu
öz evladını da kaybetse
bu yolda yine sabırlı 
yine mütehammil olurdu

islâm davasının ancak fedakarlıklar
ferağat ve meşakkatlerle yücelebileceğini 
gayet iyi biliyordu 
islam uğrunda resulullah uğrunda
gösterilecek fedakarlıkların 
Allah katında en makbul fedakarlık olduğunun 
derin şuurunda idiler

onun içindir ki kainatın efendisi 
onlar hakkında şöyle buyurmuştur
Cenab-ı Hak, sshabımı 
nebi ve resuller hariç 
bütün alemin üzerine üstün ve seçkin kıldı

uhud'dan dönen sahabiler 
mağlubiyetin kalblerinde meydana getirdiği acı 
buruk bir hava içinde evlerine dağılırken
efendimiz de hane-i saadetine gitti 
kızı hz. fatıma'ya kılıcı zülfikarı uzatarak
yavrucuğum, al bunun kanını yıka
vallahi o, bugün yapacağı vazifeyi bihakkın yaptı…

kainatın efendisi ümitli idi
tattığı bu acı mağlubiyetten dolayı 
asla meyus değildi 
hak ve hakikatin er geç 
şer ve batıla galip geleceğini çok iyi biliyordu
kızı hz. fatıma'ya söylediği şu sözler 
bu gerçeği aksettiriyordu

Allah, fethi bize nasip edinceye kadar
müşrikler bizi bir daha böyle 
bir musibete uğratamayacaklardır

medine'ye gelen peygamberimiz (s.a.v.) 
hala müşrik tehlikesinden emin değildi
yarı yoldan dönüp 
ehre ani baskın yapma tehlikesi 
her an söz konusu idi
bu sebeple bütün gece müslümanlar 
hane-i saâadetin kapısında nöbet tuttular

uhud mağlubiyeti neticesinde 
birçok müslüman kadın dul kalmış
birçok anne ciğerparelerini kaybetmiş 
birçok çocuk da yetim kalmıştı 
hepsi de acılarını dindirmek
üzüntülerini giderip ruhlarını teselliye kavuşturmak için 
efendimize koşuyorlardı
o da onların dertlerine derman olmaya çalışıyordu

üceyr isminde melek yüzlü bir çocuk da 
efendimize yarasının sarılması için koşanlar arasındaydı
uhud'da babası akrabe şehit olmuştu
hz. resulullahın huzuruna 
babasız kalmanın verdiği ızdıraptan ağlayarak girmiş
onun şefkat ve merhamet duygularını coşturmuştu
resul-i Ekrem, büceyr'in de derdine derman oldu

ey sevimli çocuk
ne diye ağlayıp duruyorsun
sus ağlama
baban ben, annen de aişe olursa 
razı olmaz mısın 

teklif karşısında 
henüz şefkate muhtaç yaşta bulunan büceyr'in 
gözlerinin içi güldü
üzüntü ve kederini unuttu 
babasız kalmanın verdiği eziklik duygusundan kurtularak

babam, anam sana feda olsun ya resulallah
razı olurum elbet
diyerek sevincini izhar etti
resul-i ekrem şefkatli elleriyle 
sevimli çocuğun başını okşadı 
 
adın ne diye sordu
çocuk, büceyr dedi
peygamber efendimiz, 
hayır … sen beşir'sin" buyurarak ismini değiştirdi

efendimiz uhud'dan medine'ye 
cumartesi günü dönmüş idi 
pazar günü sabah namazını kıldırdıktan sonra 
hz. bilal'i huzuruna çağırdı 
şöyle seslenmesini emretti

resulullah, düşmanımızı takip etmemizi size emrediyor
dün, uhud'da bizimle birlikte 
çarpışmada bulunmayanlar gelmeyecekler 
sadece, uhud'a katılanlar gelecekler

sahabilerin çoğu uhud'dan yaralı dönmüşlerdi
buna rağmen resulullahın 
i'la-yı kelimetullah uğrunda 
çarpışmak için yaptığı davete icabet etmede 
asla tereddüt göstermediler

resul-i ekrem yaralı idi 
yüzünde iki halka yarası vardı
alnı yarılmıştı
azı dişi kırılmış
dudağı patlamış
sağ omuzu yaralanmıştı

bu haliyle sefere çıkıyordu. 
mescide girip iki rekat namaz kıldı
sonra da zırhlı gömleğini giydi 
miğferini başına geçirdi
gözlerinden başka yeri görünmüyordu

bu durumda ordusunun başına geçti
sancağı hz. ali'ye verdi 
yerine abdullah bin ümmi mektum'u 
vekil bırakarak Medine'den ayrıldı

efendimiz önden üç kişilik bir keşif kolu gönderdi. 
biri yorulup yolda kaldı
kureyşliler, diğer iki gözcüyü fark ettiler 
fırsat kollayarak onları yakalayıp şehit ettiler

resul-i ekrem, 
hamraü'l-esed mevkiine vardı 
karargahını orada kurdu
şehit edilen gözcülerden ikisini de 
orada bir kabre defnetti

geceleyin yakmak üzere mücahitlere 
odun toplamalarını emir buyurdu
gece olunca bütün ateşler yakıldı
yakılan beş yüze yakın ateş 
etrafa bir korku ve dehşet saldı 

resul-i ekreme 
bu sırada tihame bölgesinde oturan 
huzaalılardan ebi ma'bed huzuruna geldi
huzaalıların müslümanları kadar
müşrik olanları da efendimize son derece bağlı idiler
olup bitenlerden hiçbir şeyi ondan gizlemezlerdi

ma'bed henüz Müslümanlığı kabul etmemişti 
resul-i ekrem efendimize sadık biri idi
ya muhammed 
uhud musibeti bizim de gücümüze gitti
Allah'ın onlara karşı sana 
sıhhat ve afiyet vermesini dileriz.diyerek 
efendimize bir nevi teselli vermeye çalıştı

ma'bed, efendimizle bu konuşmasından sonra 
yoluna devam etti 
revha denilen mevkide 
müşriklerin toplantı halinde olduklarını gördü
onlar, müslümanların üzerine yürümek maksadıyla 
bu toplantıyı tertiplemişlerdi

şöyle diyorlardı
muhammed'in sahabilerini
en şerefli ve en cesur adamlarını öldürdük
ancak  onların köklerini tamamıyla kazımadık
bu durumda mekke'ye nasıl gideceğiz
onlardan geri kalanlarının da üzerine yürüyüp 
işlerini bitirmeliyiz

müşrikler dönüp medine üzerine 
yürümeyi düşünüyorlardı
kureyşin reisi ebu süfyan
ma'bed ile karşılaşınca

ey ma'bed, geldiğin yerden ne haber
diye sordu
ma'bed, muhammed ve sahabileri
şimdiye kadar bir benzeri görülmemiş 
çok sayıda askerle 
takibinize çıktılar cevabını verdi

ebu süfyan hayretle
eyvah …neler söylüyorsun sen dedi
ma'bed gayet sakin bir eda ile, 
vallahi, sen buradan ayrılmadan
atların alınlarını görürsün. diye konuştu

ebu süfyan hiddetli hiddetli
vallahi, biz de onlara saldırmak için bir araya gelmişiz
geri kalanlarının da köklerini kazıyacağız 
ma'bed, ebu süfyan'ın hiddetine aldırmadan

ben sana, 
böyle tehlikeli bir işe girişmemeni tavsiye ederim
vallahi, ben o kalabalığı görünce
haklarında bazı beyitler söylemekten kendimi alamadım 
ebu süfyan'ın hiddeti meraka döndü
neler söyledin bakayım…dedi
ma'bed şiirine başladı

çocuklarından ve dehşetli gürültülerinden
az kalsın hayvanım korkusundan yere düşecekti
sanki yeryüzünde insan ve at seli akıyordu
yanlarında mızrak ve kalkanları bulunmayan
silahsız bodur ve şanlı arslanlar koşuyorlardı sanki

ağırlıklarından yeryüzü çökecek sandım
acele yanlarından uzaklaştım
onlar, yalnız olmayan 
yardımsız kalmayan reisleriyle yüksekmişler
onlar, sizinle karşılaşınca, 
betha vadisi sakinleriyle beraber sallanacak

yazık oldu dedim
ebu süfyan bin harb'a
ben, güneşin altında 
kavrulan mekkeliler 
onlardan her düşünen kimse için
neticenin dehşetli olacağını haber veren 
bir ikazcıyım

anlatmaya çalıştığım ordu ahmed'in ordusudur ki 
o ordu bayağı çok insanlardan teşekkül etmemiştir
tavsiflerim ve ikazlarım da 
boş laflardan ibaret değil

ma'bed'in şiirini beğenip öven 
ebu süfyan'la arkadaşlarının kalplerine korku düştü 
müslümanlar üzerine yürüme kararından vazgeçip 
mekke'nin yolunu tuttular

resul-i ekrem efendimiz
hamraü'l-esed'de üç gece kaldı
düşmandan herhangi bir hareket görmeyince 
medine'ye döndü
bu sefer münasebetiyle inen 
ayet-i kerimelerin 
bir kaçında mealen şöyle buyruldu

"’yaralandıktan sonra yine 
Allah'ın ve resulünün davetine uyanların mükâfatını 
Allah elbette zayi etmez
onlardan iyilik edip de vazifelerini hakkıyla yerine getiren 
ve kötülükten sakınanlar için 
pek büyük bir mükâfat vardır

onlar öyle kimselerdir ki, 
insanlar onlara 
düşman size karşı büyük bir kuvvet topladı
onlardan korkun dedikleri zaman 
onların imanı ziyadeleşti 
ve Allah bize yeter
O ne güzel vekildir dediler


redfer

( Hep Uzaklarda başlıklı yazı redfer tarafından 23.01.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu