Türke Ev Yok
DEPREMLERDEN NE KADAR
DERS ALDIK?
Depremden bir kaç gün sonra ancak ulaşabildim tüm yakınlarımıza. Anne ayrı kardeşlerimden ve benim gibi sakat olan kardeşim Zekai’nin deprem esnasında asansöre binip aşağı inmek isterken izdiham sebebiyle düşüp kolunun kırılması dışında yakınlarımdan hiç kimse maddi ya da manevi bir zarara uğramamıştı.
Evet, deprem esnasında asansöre binmeye çalışmak? Hem de asansöre binebilmek için izdiham oluşturmak. Deprem sebebiyle değil ama izdiham sebebiyle kol kırmak gösteriyordu ki maalesef bir deprem esnasında neler yapmamız gerektiğini bırakın cahilimizi en okumuşumuz bile bilmiyorduk ya da bir şeyler biliyorduk ama tüm bildiklerimiz o anda siliniyordu.
Kendi adıma 1999 Depreminden sonra pek çok şeyin değişeceğini ummuştum ki gerçekten de bazı şeyler değişiyordu. Mesela 2004 Yılında göreve başladığım Fethiye’deki okulumda deprem tatbikatı bile yaptık.
Okulun zili çalınır çalınmaz tüm öğrenciler sıraların altına girdi, her ne kadar İsmail, sıra altında da sıra üstünde olduğu gibi kraker yese de,.. Her ne kadar öğrencilere ikinci zille birlikte koşmadan, yavaşça yürüyerek bahçeye çıkmalarını öğütlemiş olmamıza rağmen onların zil sesiyle birlikte av tazısı gibi koşturmaya başladıklarına şahit olsak da deprem tatbikatı bile yapmıştık. Ama bazı şeyler hiç değişmiyordu.
2008’de geldiğimiz İstanbul’da ev sahibimiz ‘’ Bu ev bir sene sonra yıkılacak. Ona göre tutun’’ demişti ve gerçekten de bir sene sonra bizim oturduğumuz üç katlı bina ve hemen yakınındaki iki katlı villa, müteahhide verildi. Biz hemen 100 Metre ilerideki bir başka apartmana taşındık ve çıktığımız apartmanın yerine yapılan on yedi katlı rezidansın inşasını seyrettik.
Anlam veremedik tabii ki İstanbul daha dokuz sene önce müthiş bir deprem gördüğü halde 2008’de 17 Katlı ve her katında dört daire olan bir rezidansın yapımına nasıl izin verilmişti?
Biz anlam vermesek de oluyordu işte bir şekilde. Bir deprem olup da yıkılacak olsa nasılsa kader, mukadderat, alın yazısı deyip suçu Allah’a yükleyecek o kadar çok uzman, azman, bilir kişi vardı ki.
****
6 Şubat 2023 gecesi Kahramanmaraş’ta bir vatandaşımız ( Ona Ahmet Bey diyelim) sabah 4.15’e kadar uyuyamamıştı. Nasıl uyusun ki, ev sahibi Mehmet Bey, evin kirasını iki katına çıkarmış, ‘’ Ya bu kirayı ödersin, ya evden çıkarsın’’ demişti.
Bu kışta kıyamette evden çıkması mümkün değildi. Ev sahibinin istediği kirayı ödemesi ise hiç mümkün değildi.
Ahmet Bey’in gözünü uyku tutmuyordu.
Aslında Mehmet Bey de rahatsızdı. Ahmet Bey o kirayı ödememekte ısrar ederse ve dahi evden çıkmazsa işin yoksa mahkemelerde uğraş dur.
İşte o anda derinden bir uğultu geldi. Sonra yer yüzü beşik gibi sallanmaya başladı ve birkaç saniye sonra Mehmet Bey’e ait beş katlı apartmanın yerinde yeller esiyordu. Artık o apartman Ahmet Bey için de Mehmet Bey için de ne sorundu ne veli-i nimet. Yerinde taş, moloz ve demir yığıntısı vardı şimdi. Bir de ölenler, acı içinde inleyenler, göçük altında kurtarılmayı bekleyenler.
Başlıktaki cümleye ‘’ yani Türk’e ev yok ‘’ cümlesine gelmedik değil mi? Az kaldı az daha sabır.
Birkaç gün sonra Ahmet Bey ve Mehmet Bey artık aynı çadırın sakinleri olarak bir varil içinde yanan ateş karşısında ısınmaya çalışıyorlardı.
Uzun süre bu minval üzere birlikte aynı ateşin karşısında ısınmaya çalıştılar.
Her gün Ahmet Bey’in yüzüne bakarken ‘’ O yarılan yer keşke beni de alsaydı içine. Bu utanca nasıl katlanırım?’’ Diyen Mehmet Bey, sonunda tası tarağı toplayıp İstanbul’a göçmeye karar verdi.
Araştırma yaptı, en ucuz kiralık ev bulacakları yer Esenyurt İlçesi idi.
Bizim oturduğumuz apartmanın tam karşısında, dokunsan yıkılacak durumda bir apartmanın zemin katı boştu.
Mehmet Bey büyük bir umutla apartman sahibiyle konuşmaya başladı. ( Ona da Hasan Bey diyelim ) Ona Kahramanmaraş’tan geldiğini ve bir depremzede olduğunu, kısa süre önce kendisinin de böyle bir apartmanı olduğunu, şimdi başını sokacağı herhangi bir daireye muhtaç kaldığını, tüm bu yaşadıklarının da kader olduğunu anlattı.
Hasan Bey’i hiç ilgilendirmiyordu karşısındaki depremzede vatandaş. Ev arıyormuş, başını sokacağı bir yuvaya ihtiyacı varmış, muhacire ensar olmak gerekirmiş hiiiç umurunda değildi.
Sakince ayağa kalktı ve öldürücü darbeyi indirdi: ‘’Türk’e ev yok !
Yanlış anlaşılmasın. Hasan Bey Türk’tü ama Türk’e ev vermiyordu. Çünkü bir Türk’e evi 10.000 Tl kiraya vereceğine On Afganlıya, ya da Suriyeli, Özbek, Ukraynalı, hatta Afrikalıya kişi başına 2.500 liraya verince ayda 25.000 Tl kazanması mümkün oluyordu
Mehmet Bey kiralık ev bulabildi mi bilmiyorum ama Esenyurt’taki komşumuz olan o apartmanın sahibi, kapısında ‘’Mülk Allah’ındır’’ yazan apartmanında iki koskoca depremden, kapısına gelen bir depremzededen hiç ders almadı. Dahası kahvede arkadaşlarıyla okey oynarken sık sık ‘’ Biz emanetçiyiz. Mal da yalan mülk de yalan. Var biraz da sen oyalan.’’ Derken zerre kadar utanmadı. İşin en kötü tarafı da ülkede Hasan Beyler bu iki yıkıcı depremden sonra azalacağına maalesef daha çoğalıyordu.
Türke Ev Yok başlıklı yazı Sami Biber tarafından
07.02.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir.
Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu, kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.
İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
- Yorumlar 20
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yükleniyor...
Yorum yazmak için giriş yapın.