Makale / Toplumsal Makaleler

Eklenme Tarihi : 7.02.2025
Okunma Sayısı : 499
Yorum Sayısı : 20
Günün Yazısı

Bu Yazı 8.02.2025 tarihinde
GÜNÜN YAZISI
olarak seçilmiştir.
Türk’e  Ev  Yok



DEPREMLERDEN  NE  KADAR  DERS  ALDIK?

 

1999  Marmara  Depremi,  Marmara Bölgemizdeki  şehir ve  kasabalarımızda on  binlerce  vatandaşımızın ölümüne  neden  olurken  ben, eşim ve  çocuklarım Finike’deydik. Televizyonda  İstanbul’un  adeta  yerle bir  olduğuna  dair  görüntüler  geldikçe  ‘’  Babam,  kardeşlerim komple  öldüler  garanti  diye  üzüm üzüm  üzülüyordum  ama ne  yazık   ki  hiç  kimseye  telefonla ulaşmamız  mümkün  olmadığı  gibi bir  şehirler  arası  otobüse  atlayarak  gitmek de  mümkün  değildi.

Depremden  bir  kaç  gün  sonra  ancak ulaşabildim tüm  yakınlarımıza. Anne  ayrı  kardeşlerimden  ve  benim  gibi  sakat  olan  kardeşim Zekai’nin  deprem  esnasında asansöre  binip  aşağı inmek  isterken  izdiham sebebiyle  düşüp kolunun  kırılması  dışında  yakınlarımdan  hiç  kimse  maddi  ya  da manevi bir  zarara  uğramamıştı.

Evet,  deprem  esnasında  asansöre  binmeye  çalışmak?  Hem  de  asansöre  binebilmek için  izdiham  oluşturmak.  Deprem sebebiyle değil ama  izdiham  sebebiyle  kol  kırmak  gösteriyordu  ki  maalesef  bir deprem  esnasında  neler  yapmamız  gerektiğini  bırakın  cahilimizi en  okumuşumuz  bile  bilmiyorduk  ya  da  bir şeyler  biliyorduk  ama  tüm bildiklerimiz o anda  siliniyordu.

Kendi  adıma  1999 Depreminden  sonra  pek çok  şeyin  değişeceğini  ummuştum  ki  gerçekten de  bazı  şeyler  değişiyordu.  Mesela  2004  Yılında  göreve  başladığım  Fethiye’deki okulumda deprem  tatbikatı bile yaptık.

Okulun  zili  çalınır  çalınmaz  tüm  öğrenciler  sıraların  altına  girdi,  her  ne  kadar  İsmail, sıra  altında  da  sıra  üstünde  olduğu  gibi  kraker  yese  de,..  Her  ne  kadar  öğrencilere  ikinci zille  birlikte  koşmadan,  yavaşça  yürüyerek  bahçeye  çıkmalarını  öğütlemiş olmamıza  rağmen  onların  zil sesiyle  birlikte av  tazısı  gibi koşturmaya başladıklarına  şahit olsak da  deprem tatbikatı  bile yapmıştık.  Ama  bazı şeyler  hiç değişmiyordu.

2008’de  geldiğimiz İstanbul’da  ev  sahibimiz ‘’ Bu  ev  bir sene  sonra  yıkılacak. Ona  göre  tutun’’  demişti  ve  gerçekten  de  bir sene  sonra bizim oturduğumuz  üç  katlı  bina  ve  hemen  yakınındaki  iki  katlı  villa,  müteahhide  verildi.  Biz  hemen  100  Metre  ilerideki bir  başka  apartmana  taşındık  ve  çıktığımız  apartmanın  yerine  yapılan  on  yedi katlı  rezidansın  inşasını  seyrettik.

Anlam  veremedik tabii  ki İstanbul  daha  dokuz  sene  önce  müthiş  bir deprem  gördüğü halde 2008’de  17  Katlı  ve  her  katında  dört daire olan  bir  rezidansın  yapımına  nasıl  izin  verilmişti? 

Biz anlam  vermesek  de oluyordu  işte  bir  şekilde.  Bir  deprem olup da  yıkılacak olsa  nasılsa  kader,  mukadderat, alın  yazısı  deyip  suçu  Allah’a yükleyecek  o kadar  çok  uzman, azman, bilir kişi  vardı ki.

****

6  Şubat  2023  gecesi  Kahramanmaraş’ta  bir  vatandaşımız (  Ona  Ahmet  Bey diyelim) sabah  4.15’e  kadar uyuyamamıştı. Nasıl  uyusun  ki,  ev  sahibi Mehmet  Bey, evin  kirasını  iki katına  çıkarmış,  ‘’  Ya  bu  kirayı ödersin,  ya  evden  çıkarsın’’ demişti.

Bu  kışta kıyamette  evden  çıkması mümkün  değildi.  Ev  sahibinin  istediği  kirayı ödemesi  ise hiç mümkün  değildi.

Ahmet  Bey’in  gözünü uyku  tutmuyordu.

Aslında  Mehmet  Bey  de  rahatsızdı.  Ahmet  Bey  o  kirayı ödememekte  ısrar  ederse  ve dahi evden  çıkmazsa  işin  yoksa  mahkemelerde  uğraş  dur.

İşte  o  anda  derinden  bir  uğultu  geldi.  Sonra  yer  yüzü  beşik gibi sallanmaya  başladı  ve  birkaç  saniye  sonra  Mehmet  Bey’e  ait  beş  katlı  apartmanın  yerinde  yeller  esiyordu.  Artık o  apartman  Ahmet  Bey  için  de  Mehmet  Bey  için  de  ne  sorundu  ne  veli-i nimet.  Yerinde  taş,  moloz  ve  demir  yığıntısı  vardı  şimdi.  Bir  de  ölenler, acı  içinde  inleyenler, göçük altında  kurtarılmayı  bekleyenler.

Başlıktaki  cümleye ‘’  yani  Türk’e  ev  yok ‘’ cümlesine  gelmedik değil mi? Az  kaldı az daha  sabır.

Birkaç  gün  sonra  Ahmet  Bey  ve  Mehmet  Bey  artık  aynı  çadırın  sakinleri  olarak  bir  varil içinde  yanan  ateş  karşısında  ısınmaya  çalışıyorlardı.

Uzun  süre bu  minval  üzere  birlikte  aynı  ateşin  karşısında  ısınmaya  çalıştılar.

Her  gün Ahmet  Bey’in  yüzüne  bakarken ‘’ O  yarılan  yer  keşke beni de  alsaydı  içine.  Bu  utanca  nasıl  katlanırım?’’ Diyen Mehmet  Bey, sonunda tası  tarağı  toplayıp İstanbul’a  göçmeye  karar  verdi. 

Araştırma  yaptı, en  ucuz  kiralık  ev  bulacakları  yer  Esenyurt  İlçesi idi.

Bizim  oturduğumuz  apartmanın  tam  karşısında, dokunsan  yıkılacak durumda  bir  apartmanın  zemin  katı  boştu.

Mehmet  Bey  büyük bir umutla  apartman  sahibiyle  konuşmaya  başladı. (  Ona  da  Hasan  Bey  diyelim )   Ona  Kahramanmaraş’tan  geldiğini ve  bir depremzede  olduğunu, kısa  süre  önce  kendisinin  de  böyle  bir  apartmanı  olduğunu, şimdi  başını  sokacağı  herhangi  bir daireye muhtaç  kaldığını,  tüm  bu  yaşadıklarının  da  kader  olduğunu anlattı.

Hasan  Bey’i  hiç  ilgilendirmiyordu  karşısındaki  depremzede  vatandaş.  Ev  arıyormuş,  başını  sokacağı  bir  yuvaya  ihtiyacı  varmış,  muhacire  ensar  olmak  gerekirmiş  hiiiç  umurunda  değildi.

Sakince  ayağa  kalktı  ve öldürücü  darbeyi  indirdi: ‘’Türk’e  ev  yok !

Yanlış anlaşılmasın. Hasan  Bey Türk’tü  ama Türk’e  ev  vermiyordu.  Çünkü bir   Türk’e  evi  10.000  Tl  kiraya  vereceğine  On  Afganlıya, ya  da  Suriyeli, Özbek, Ukraynalı,  hatta  Afrikalıya kişi  başına  2.500 liraya verince  ayda  25.000 Tl  kazanması  mümkün  oluyordu

Mehmet  Bey  kiralık  ev  bulabildi  mi  bilmiyorum  ama  Esenyurt’taki komşumuz  olan  o  apartmanın  sahibi, kapısında  ‘’Mülk  Allah’ındır’’  yazan  apartmanında iki koskoca  depremden, kapısına  gelen  bir depremzededen  hiç  ders  almadı. Dahası  kahvede  arkadaşlarıyla okey  oynarken  sık  sık  ‘’  Biz emanetçiyiz.  Mal da  yalan  mülk  de  yalan.  Var  biraz da sen  oyalan.’’ Derken  zerre  kadar  utanmadı.  İşin  en  kötü  tarafı  da ülkede  Hasan  Beyler  bu  iki  yıkıcı  depremden  sonra  azalacağına  maalesef  daha  çoğalıyordu. 
( Türk’e Ev Yok başlıklı yazı Sami Biber tarafından 7.02.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.
 

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu

EdebiyatEvi.Com | Edebiyat ve Kültür Platformu