Türk’e Ev Yok

DEPREMLERDEN NE KADAR
DERS ALDIK?
1999 Marmara Depremi,
Marmara Bölgemizdeki şehir
ve kasabalarımızda on binlerce
vatandaşımızın ölümüne neden olurken
ben, eşim ve çocuklarım Finike’deydik.
Televizyonda İstanbul’un adeta
yerle bir olduğuna dair
görüntüler geldikçe ‘’
Babam, kardeşlerim komple öldüler
garanti diye üzüm üzüm
üzülüyordum ama ne yazık
ki hiç kimseye
telefonla ulaşmamız mümkün olmadığı
gibi bir şehirler arası
otobüse atlayarak gitmek de
mümkün değildi.
Depremden bir kaç
gün sonra ancak ulaşabildim tüm yakınlarımıza. Anne ayrı
kardeşlerimden ve benim
gibi sakat olan
kardeşim Zekai’nin deprem esnasında asansöre binip
aşağı inmek isterken izdiham sebebiyle düşüp kolunun
kırılması dışında yakınlarımdan
hiç kimse maddi
ya da manevi bir zarara
uğramamıştı.
Evet, deprem esnasında
asansöre binmeye çalışmak?
Hem de asansöre
binebilmek için izdiham oluşturmak.
Deprem sebebiyle değil ama
izdiham sebebiyle kol
kırmak gösteriyordu ki
maalesef bir deprem esnasında
neler yapmamız gerektiğini
bırakın cahilimizi en okumuşumuz
bile bilmiyorduk ya da bir şeyler
biliyorduk ama tüm bildiklerimiz o anda siliniyordu.
Kendi adıma 1999 Depreminden sonra
pek çok şeyin değişeceğini
ummuştum ki gerçekten de
bazı şeyler değişiyordu.
Mesela 2004 Yılında
göreve başladığım Fethiye’deki okulumda deprem tatbikatı bile yaptık.
Okulun zili çalınır
çalınmaz tüm öğrenciler
sıraların altına girdi,
her ne kadar
İsmail, sıra altında da
sıra üstünde olduğu
gibi kraker yese
de,.. Her ne
kadar öğrencilere ikinci zille
birlikte koşmadan, yavaşça yürüyerek
bahçeye çıkmalarını öğütlemiş olmamıza rağmen
onların zil sesiyle birlikte av
tazısı gibi koşturmaya
başladıklarına şahit olsak da deprem tatbikatı bile yapmıştık. Ama
bazı şeyler hiç değişmiyordu.
2008’de geldiğimiz İstanbul’da ev
sahibimiz ‘’ Bu ev bir sene
sonra yıkılacak. Ona göre
tutun’’ demişti ve
gerçekten de bir sene
sonra bizim oturduğumuz üç katlı
bina ve hemen
yakınındaki iki katlı
villa, müteahhide verildi.
Biz hemen 100
Metre ilerideki bir başka
apartmana taşındık ve
çıktığımız apartmanın yerine
yapılan on yedi katlı
rezidansın inşasını seyrettik.
Anlam veremedik tabii ki İstanbul
daha dokuz sene
önce müthiş bir deprem
gördüğü halde 2008’de 17 Katlı
ve her katında
dört daire olan bir rezidansın
yapımına nasıl izin
verilmişti?
Biz anlam vermesek de oluyordu
işte bir şekilde.
Bir deprem olup da yıkılacak olsa nasılsa
kader, mukadderat, alın yazısı
deyip suçu Allah’a yükleyecek o kadar
çok uzman, azman, bilir kişi vardı ki.
****
6 Şubat
2023 gecesi Kahramanmaraş’ta bir
vatandaşımız ( Ona Ahmet
Bey diyelim) sabah 4.15’e kadar uyuyamamıştı. Nasıl uyusun
ki, ev sahibi Mehmet
Bey, evin kirasını iki katına
çıkarmış, ‘’ Ya
bu kirayı ödersin, ya
evden çıkarsın’’ demişti.
Bu kışta kıyamette evden
çıkması mümkün değildi. Ev
sahibinin istediği kirayı ödemesi ise hiç mümkün değildi.
Ahmet Bey’in gözünü uyku
tutmuyordu.
Aslında Mehmet Bey
de rahatsızdı. Ahmet Bey o
kirayı ödememekte ısrar ederse
ve dahi evden çıkmazsa işin
yoksa mahkemelerde uğraş
dur.
İşte o
anda derinden bir
uğultu geldi. Sonra
yer yüzü beşik gibi sallanmaya başladı ve birkaç
saniye
sonra Mehmet Bey’e
ait beş katlı
apartmanın yerinde yeller
esiyordu. Artık o apartman
Ahmet Bey için
de Mehmet Bey
için de ne
sorundu ne veli-i nimet.
Yerinde taş, moloz
ve demir yığıntısı
vardı şimdi. Bir de ölenler, acı
içinde inleyenler, göçük
altında kurtarılmayı bekleyenler.
Başlıktaki cümleye ‘’ yani
Türk’e ev yok ‘’ cümlesine gelmedik değil mi? Az kaldı az daha
sabır.
Birkaç gün sonra
Ahmet Bey ve
Mehmet Bey artık
aynı çadırın sakinleri
olarak bir varil içinde
yanan ateş karşısında
ısınmaya çalışıyorlardı.
Uzun süre bu minval
üzere birlikte aynı
ateşin karşısında ısınmaya
çalıştılar.
Her gün Ahmet Bey’in
yüzüne bakarken ‘’ O yarılan
yer keşke beni de alsaydı
içine. Bu utanca
nasıl katlanırım?’’ Diyen
Mehmet Bey, sonunda tası tarağı
toplayıp İstanbul’a göçmeye karar
verdi.
Araştırma yaptı, en ucuz
kiralık ev bulacakları
yer Esenyurt İlçesi idi.
Bizim oturduğumuz apartmanın
tam karşısında, dokunsan yıkılacak durumda bir
apartmanın zemin katı
boştu.
Mehmet Bey büyük bir umutla apartman
sahibiyle konuşmaya başladı. (
Ona da Hasan
Bey diyelim ) Ona
Kahramanmaraş’tan geldiğini ve bir depremzede olduğunu, kısa süre
önce kendisinin de
böyle bir apartmanı
olduğunu, şimdi başını sokacağı
herhangi bir daireye muhtaç kaldığını,
tüm bu yaşadıklarının da
kader olduğunu anlattı.
Hasan Bey’i hiç
ilgilendirmiyordu
karşısındaki depremzede vatandaş.
Ev arıyormuş, başını
sokacağı bir yuvaya
ihtiyacı varmış, muhacire
ensar olmak gerekirmiş
hiiiç umurunda değildi.
Sakince ayağa kalktı
ve öldürücü darbeyi indirdi: ‘’Türk’e ev yok
!
Yanlış anlaşılmasın. Hasan Bey Türk’tü ama Türk’e
ev vermiyordu. Çünkü bir
Türk’e evi 10.000 Tl
kiraya vereceğine On
Afganlıya, ya da Suriyeli, Özbek, Ukraynalı, hatta
Afrikalıya kişi başına 2.500 liraya verince ayda 25.000
Tl kazanması mümkün
oluyordu
Mehmet Bey kiralık
ev bulabildi mi
bilmiyorum ama Esenyurt’taki komşumuz olan o apartmanın
sahibi, kapısında ‘’Mülk Allah’ındır’’
yazan apartmanında iki
koskoca depremden, kapısına gelen
bir depremzededen hiç ders
almadı. Dahası kahvede arkadaşlarıyla okey oynarken
sık sık ‘’ Biz
emanetçiyiz. Mal da yalan
mülk de yalan.
Var biraz da sen oyalan.’’ Derken zerre
kadar utanmadı. İşin
en kötü tarafı
da ülkede Hasan Beyler
bu iki yıkıcı
depremden sonra azalacağına
maalesef daha çoğalıyordu.
(
Türk’e Ev Yok başlıklı yazı
Sami Biber tarafından
7.02.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.