TEMAŞA-İ GARİBE-İ KÜHEYLANDAN ''POLİTİK TECRÜBEDEN YOKSUN ARALARINDA BİRLİK BULUNMAYAN İYİ NİYETLİ ÇOCUKLARA
''Temaşa-i Garibe-i Küheylan'' Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesinde anlatılan hoş hikayelerden biridir ama bu hikayenin bende ayrı bir yeri daha vardır.
Fakülteye başladığım yıllarda Osmanlıca derslerine da başladık ve eski Türkçe yazı ile okuduğumuz ilk metin Atatürk'ün Gençliğe hitabesi oldu. İkinci metin de işte bu ''Temaşa-i Garibe-i Küheylan '' idi.
Yıllar yıllar sonra değerli can dostum, aynı okulda üç sene beraber görev yaptığım kardeşim İlyas Kaplan ( Redfer ) 11.12.2023 Tarihinde bu başlık altında bir yazı yayınlamıştı. Daha doğrusu Evliya Çelebinin bu hikayesini anlatmıştı.
Hikayeye göre bizim Türk Hükümdarı ( IV. Mehmet olmalı ) zamanında Avusturya Kralına bir Türk atı hediye edilir ancak at, bir Hıristiyan üllkede, karşısında birden bire bir sürü daha önce görmediği kılık kıyafette insan görünce huysuzlanır ve etrafında ne kadar insan ve başka hayvan varsa çifteleyerek, ısırarak telef eder.
Evet, ana konum bu olay olmadığı için hikayenin tamamını anlatmıyorum, merak eden ''Temaşa-i Garibe-i Küheylan'' yazsın Google'a hemen çıkıyor karşınıza.
Konumuz yine at ama bu sefer bir tane değil, birkaç tane küheylandan bahsedeceğim.
İnsan olmak gibi bir şeref kendilerine fazla gelen bazı vatandaşlarımızın nasıl birer küheylana dönüştüklerini anlatacağım sizlere.
Başta binbaşı Enver ( Enver Paşa ) ve Kolağası Resneli Niyazi'nin ve daha nicelerinin dağlara çıkıp II. Abdülhamit, meşrutiyeti tekrar ilan etmediği takdirde dağlardan inmeyeceklerini bildirmeleri, kısaca resmen devlete karşı isyan başlatmaları sonucunda padişah 24 Temmuz 1908'de Meşrutiyeti ikinci kez ilan etti.
İşte o günlerde Türkiye'deki İngiliz Büyükelçisi Sir Nicholas O'Connor ölmüş ve yerine yeni büyükelçi Sir Gerard Lowther atanmıştı.
Bu arada II. Abdülhamit'in aldığı nefesten bile nefret eden Jön Türkler ( Ki onlara yeni Osmanlılar, Osmanlı aydınları da deniyordu. ) onun Alman yanlısı olmasına muhalefet için topluca İngiliz yanlısı olmuşlardı. Yani siyasetten anladıkları ya da politik tecrübeye sahip oldukları için deği, sırf II. Abdülhamit'e muhalif oldukları için...
İşte bu sırf muhalafet için muhalif olma duygusu neticesinde bizim aslan(!), kahraman(!) ve dahi aydın Jön Türklerimiz, Meşrutiyetin ilanının üzerinden bir hafta geçmişken yani 31 Temmuz 1908'de yeni İngiliz Büyükelçisi Gerard Lowther'in trenle İstanbul Sirkeci Garına geleceğini öğrenince büyük bir kalabalık oluşturarak gara koştular.
Şimdi gözünüzün önüne getirin: Hani çok ünlü yabancı bir futbolcu bizdeki bir takıma transfer oluyor da bizim açlıktan nefesi kokan salaklar, milyon dolarlar kazanacak olan o futbolcuyu karşılamak ve omuzlarına almak için hava meydanına koşuyorlar ya ona benzer bir şey ama daha beteri...
Evet, İngiliz Büyükelçisi Gerard Lowther geliyor ve trenden iniyor. O anda da Sirkeci Garı önüne gayet süslü bir fayton getirilmiş atları koşulu vaziyette. Fayton, Büyükelçiyi alıp Beyoğlu'ndaki İngiliz Büyükelçiliğine götürecek ama o da ne?
Gar kapısına gelen büyükelçinin gözleri fal taşı gibi açılıyor zira gördüğü manzara aynen şöyle:
Faytonu çekecek olan atlar çözülmüş ve faytonun arkasına bağlanmış, atların yerine de bir kaç delikanlı kendilerini bağlamışlar.
Büyükelçi önce '' Yapmayın yahu ayıptır, olur mu öyle şey? '' Demeyi düşünüyorsa da vazgeçiyor zira böyle bir durum çok önemli bir mesaj taşıyabilir özellikle Almanya'ya karşı: ( ki taşıyor da..) '' Ey Almanya! Boşuna hayale kapılma demir yolu yapımı ihalesini sana verdiler diye. Kime yakınlık gösterirse göstersin Türkler her zaman için yalnızca bizim uşağımızdır. ''
Evet, bizim aydın (!) kahraman (!) vatansever (!) gençlerimiz, İngiliz Büyükelçisinin faytonuna kendilerini bağlayarak Sirkeci-Eminönü-Galata Köprüsü-Karaköy üzerinden, Karaköy'deki o yokuşu da kan ter içinde tırmanarak büyükelçilik binasına kadar taşıyorlar.
Olayın görgü tanıklarından Jön Türk Ahmet İhsan (Tokgöz) Yıllar sonra o günü şöyle anlatmış:
“1908 Temmuzunun 23. günü (yani Meşrutiyetin ilanı sırasında) İstanbul’da bulunmayan İngiliz Sefiri Lowther şehrimize döndüğü zaman Sirkeci istasyonunu baştanbaşa doldurmuştuk. Büyükelçiyi candan ve gönülden alkışlıyorduk. Nihayet coşkun gençler büyükelçinin arabasını çeken atları söktüler, arabayı kendi kollarıyla çekmişlerdi.''
Büyükelçi Lowther aynı gençler için İngiltere'ye gönderdiği telgrafta dalgasını geçerek ''Politik tecrübeden yoksun, aralarında birlik bulunmayan iyi niyetli çocuklar topluluğu.'' Derken II. Abdülhamit ''“Hakimiyet çocukların eline geçti, neler yapabileceklerini bekleyip görmek lazım.” Demişti.
Yabancı bir ülkede yabancı bir imparatorun atı olmayı gururuna yediremeyen Türk atından, İngiltere Büyükelçisinin faytonunu çekecek olan atların yerine gönüllü olarak kendisini koşan yani İngiliz'in faytonunun atı olan Türk insanına...
(
Politik Tecrübeden Yoksun Aralarında Birlik Bulunmayan İyi Niyetli Çocuklar başlıklı yazı
Sami Biber tarafından
1.04.2025 tarihinde sitemize eklenmiştir. Sitemizde yayınlanan eserlerin hukuki sorumluluğu , kullanılan materyaller ve yazının içeriği yazarlarına aittir.İzin alınmadan kaynak gösterilse bile sayfamızdaki eserler başka yerde yayınlanamaz. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. )
Okuduğunuz Yazının Site Kurallarını İhlal Ettiğini Düşünüyorsanız, Site Yönetimine Bildirmek İçin Tıklayınız.