Osmanlının Heykelle İmtihanı 2 Sultan Abdülaziz
OSMANLININ HEYKELLE
İMTİHANI-2- SULTAN ABDÜLAZİZ
Artık eski ihtişamından eser kalmasa da hâlâ dünyanın en güçlü devletlerinden
biri olarak kabul edilen Osmanlı Devleti'nin çayırlarda zamanının en güçlü
pehlivanlarıyla güreş tutan sultanı ve tüm İslam Aleminin halifesi Abdülaziz, adeta süt dökmüş kedi gibi boynunu bükmekteydi
huzurundaki gözleri öfkeden çakmak çakmak olmuş kadın karşısında.
Kim kimin huzurundaydı
belli değildi.
Kadın bas bas bağırıyordu:
-Sen
aklını mı yitirdin? Ne yapmaya çalışıyorsun? Hürriyetçiler bir taraftan altını
oyarken sen bir de dindar Müslümanları mı karşına almaya çalışıyorsun? Derdin
nedir? Kendini öldürtmek istiyorsan git Sarayburnu'ndan denize atla.
Sultan Abdülaziz'in ''Ama '' Diye başlayıp ne yapmak istediğini anlatacak
cümleler kurmasına izin vermeden fırtına gibi esip gürlüyordu.
-Heykel
ne demek? Bak bakalım Devlet-i Âliye'de bir tane olsun heykelini diktiren
padişah var mı? Sen hangi akla hizmet heykelini yaptırıyorsun? Tüm cihandaki
Müslümanların halifesine yakışır mı bu yediğin halt?
Sultan
Abdülaziz bir müddet fırtınanın dinmesini bekledi. Evet, kendisi Devlet-i
Âliye'nin sultanı ve İslam Dünyasının halifesiydi ama karşısındaki kadın da
babası Mahmud'un bir görüşte aşık olduğu ve ''Işık Saçan'' anlamında ''
Pertevniyal '' adını verdiği annesi Pertevniyal Valide Sultan idi.
Kendisi
her ne kadar Osmanlının padişahı ise de validesine hem sarayda hem de halk
arasında herkes '' Ümmü'l Cihan '' yani ''Cihanın Annesi'' diyordu yaptığı ve
yaptırdığı hayır hasenat sebebiyle.
Pertevniyal
Valide Sultanın az soluklandığı bir anda merakla sordu:
-
Sen nereden haber aldın valide?
Sonra
sorduğu sorunun ne kadar saçma bir soru olduğunun farkına vardı. Valide Sultan,
kendisinin bile çoook sonraları öğrendiği her şeyi ondan önce öğrenmiyor muydu?
Bu sarayda ve saray dışında '' Öl'' dediğinde onun bir emriyle ölecek
yüzbinlerce insan yok muydu? Bir şekilde öğrenmişti işte tarihe ilk kez
heykelini yaptıran padişah olarak geçmek istediğini.
Valide
Pertevniyal hem küçümser hem de acıyan gözlerle baktı oğluna.
-Yapma
oğul. Bu tuttuğun yol, yol değil. Müslüman halkı ayaklandırırsın boş yere.
Yapmaya çalıştığın şey tamamen şeriata aykırıdır çünkü.
Sultan
Abdülaziz içinden güldü: '' Vay be aslı Rumen olan bizim valide bana,
yeryüzünde ve gök yüzünde Allah'ın gölgesi olan Halife'ye şeriat dersi
veriyor.'' Dedi.
Annesinin
adeta yalvarır gibi '' Yapma oğul '' Demesinden cesaret alarak konuşmaya
başladı koca cüsseli padişah:
-
Validem ! Gidip gördüğüm bütün gelişmiş Avrupa ülkelerinde kralların,
kraliçelerin, önemli şahsiyetlerin heykelleri süsler meydanları, caddeleri. Bu,
artık medeniyetin bir gereğidir. Onlarda olan bizde niçin olmasın?
Pertevniyal
Valide Sultan iyice küplere bindi.
-
Gavura benzemeye çalışıyorsun ha? Bilmez misin her kim gavura benzemeye
çalışırsa gavur olur?
Sultan
Abdülaziz bu sefer cevap vermedi. Onun sustuğunu gören Valide Pertevniyal
Sultan devam etti.
-Şimdi
söyle bana. O heykeli diktirmekten vaz geçecek misin? Bak vazgeçmezsen sütümü
haram ederim sana.
Sütanneler
elinde büyümüş olan Sultan Abdülaziz bıyık altından gülse de annesine cevap
vermeyince Pertevniyal Sultan, Huzur-u Şahaneden ayrıldı '' Demek kararlısın.
Demek o lanet heykeli diktireceksin. Ben yapacağımı bilirim. ''Diyerek...
Evet
yapacağını bilirdi Pertevniyal Sultan. O heykel asla ve kat'a İstanbul'a
girmeyecekti. Gerekirse heykeli taşıyan gemi batırılacak ama heykel İstanbul'a
girmeyecekti.
1872 Yılında İngiliz Heykeltraşı Charles Fuller'e bir büstünü yaptırtmıştı
Sultan Abdülaziz. Bir de gerçek boyutlarda kendisini at üstünde tasvir eden
heykelini... İşte o bronz heykel gemiye konmuş ve gemi heykelin parçalarının
İstanbul'da monte edilmesi üzere yola çıkmıştı.
Pertevniyal Valide Sultan, sadık adamlarına emretti:
- O heykel İstanbul'a asla ulaşmayacak ! Gerekirse gemiyi batırın.
Emir
baş üzereydi elbette. Lakin Sultan Abdülaziz de annesini çok iyi tanıyordu.
Onun ne pahasına olursa olsun heykeli yok etmeye çalışacağını çok iyi bilen
Sultan Abdülaziz, gerekli karşı önlemleri alarak heykelin, başına bir iş
gelmeden İstanbul'a vasıl olmasını sağladı.
Evet, heykel İstanbul'a vasıl olmuştu ama nereye dikilecekti?
Sultan Abdülaziz'e kalsa İstanbul'un en işlek caddelerinden birine ya da en
yüksek tepelerinden birine dikilecekti lakin Pertevniyal Sultan '' Ölürüm de
diktirtmem.'' Diye ısrar ediyordu. Yani öyle bir yere dikilse bir sabotaja
maruz kalacağı kesindi. Padişah Abdülaziz, çaresiz heykeli neredeyse hiç
kimsenin göremeyeceği, etrafı duvarlarla çevrili Beylerbeyi Sarayının bahçesine
diktirdi.
Bu heykelin dikilmesinden dört yıl sonra Sultan Abdülaziz, artık heykelin
laneti midir yoksa anasının bedduası mı bilinmez, önce tahttan indirildi, sonra
intihar süsü verilen bir katliam sonucu öldürüldü.
Sultanın öldürüldüğünü haber alan kayınbiraderi Çerkes Hasan ise Hüseyin Avni
Paşa başta olmak üzere katillerin çoğunu öldürerek intikam aldı.
Pertevniyal Valide Sultan, bir sonraki padişah olan V. Murat'ın 93 Günlük
padişahlığı döneminde bu Çerkez Hasan olayında parmağı olduğu gerekçesiyle çok
sıkıntılı ve eziyet dolu günler yaşasa da II. Abdülhamit tahta geçince çok
büyük bir saygı ve hürmet görerek 1883 yılına kadar yaşadı.
''Peki heykel ne oldu?'' Derseniz...
V. Murat, Beylerbeyi Sarayında bu heykeli görünce ''Atın şu mendebur şeyi
Topkapı Sarayının mahzenlerine, orada çürüsün.'' Dedi ve heykel Topkapı Sarayı
mahzenlerine atıldı.
II. Abdülhamid, V. Mehmet Reşad ve VI. Mehmed Vahdettin döneminde heykelin adı
bile anılmadı.
1922 yılında son halife Abdülmecit Efendi - Kendisi de bir sanatçı olduğundan-
İstanbul Bağlarbaşı'nda ve bir sanat atölyesi haline getirdiği köşküne taşıdı
bu heykeli.
1924 Yılında halifelik kaldırılınca heykel bir kez daha Topkapı Sarayına
taşındı.
Sonra?
Sonra senesini tespit edemediğim bir yılda tekrar ilk dikildiği yere yani
Beylerbeyi Sarayına getirildi ve halen orada sergileniyor.
Yarın
da heykelini diktiğimiz Papayı anlatacağım
inşallah.
- Yorumlar 1
- Yorum Yaz
- Tebrikler
- Beğenenler
- Popüler Yazıları
Yorum yazmak için giriş yapın.